YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/8313
KARAR NO : 2021/8721
KARAR TARİHİ : 24.05.2021
Kasten yaralama suçundan sanıklar …,… ve …’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-e, 29/1, 62/1 ve 52/2. (3’er kez) maddeleri gereğince 2.240,00 Türk Lirası, sanık …’in aynı Kanun’un 86/2, 86/3-e, 29/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 2.700,00 Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmalarına dair … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.11.2019 tarihli ve 2017/131 Esas, 2019/555 Karar sayılı kararlarına karşı Adalet Bakanlığının 01.03.2021 tarihli ve 2020/18128 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.03.2021 tarihli ve 2021/31352 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
… 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.11.2019 tarihli kararının sanık … tarafından istinaf edilmesi üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 11.06.2020 tarihli ve 2020/42 esas, 2020/432 karar sayılı ilâmı ile silahla tehdit suçu yönünden kurulan mahkumiyet hükmünün usulüne uygun açılmış bir kamu davası bulunmadığından anılan kararın hukuki değerden yoksun olduğuna ve istinaf incelemesi yapılmasına yer olmadığına, kasten yaralama suçu yönünden kurulan mahkumiyet hükmünün ise miktar itibariyle kesin nitelikte olduğundan istinaf başvurusunun reddine karar verildiği,
Dosya kapsamına göre, soruşturma aşamasında toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/2. maddesi uyarınca iddianame düzenlemekle görevli olan Cumhuriyet savcısı, iddianame ile 5271 sayılı Kanun’un 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemesi gerektiği, bu nedenle iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiilerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklanmasının zorunlu olduğu, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia edilen eylemin dışına çıkılması, diğer bir deyişle davaya konu edilmeyen bir fiilden dolayı yargılama yapılması ya da açılmayan bir davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırı olacağı, iddianamede dava konusu yapılan fiilin müstakilen açıklanması gerektiği, böylelikle sanık; iddianameden atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlaması, buna göre savunmasını yapabilmesi ve delillerini sunabilmesi gerektiği, öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak adlandırılan bu ilke gereğince hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabileği ve önüne getirilen uyuşmazlığı hukuki bir çözüme kavuşturabileceği,
Bu kapsamda, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13.04.2017 tarihli ve 2017/1990 esas sayılı iddianamede, yalnızca suçun adının, sevk maddelerinin ve delillerin gösterilerek “Cumhuriyet başsavcılımızca yapılan soruşturma sonucunda müşteki şüphelilerin üzerine atılı suçlamaları işledikleri, müşteki şüphelilerin yargılanmasının mahkemenizde yapılarak eylemine uyan ve yukarıda belirtilen sevk maddeleri uyarınca yargılamalarının yapılarak cezalandırılmasına, karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur.” şeklinde bir anlatıma yer verilip anılan Kanun’un 170/4. maddesi uyarınca sanıkların işlediği iddia olunan fiile ve unsurlarına yer verilmediği, suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanmaması karşısında, düzenlenen iddianame aynı Kanun’un 170/4. maddesindeki koşulu sağlamayıp sanıklar hakkında katılanlara/müştekilere yönelik kasten yaralama suçundan usulüne uygun açılmış bir kamu davası bulunmadığı halde sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararların bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Ceza muhakemesi hukukunda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK’nin 170. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır.
CMK’nin 170/4. maddesi; “İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır” şeklinde düzenlenmiştir.
CMK’nin 225. maddesinde; “(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. (2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nin 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun duraksamaya yer vermeyen kararlarına göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olaya dayalı olmadan, bağımsız olarak açıklanması gerekir. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.
İncelenen dosyada; … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13.04.2017 tarihli ve 2017/1990 esas sayılı iddianamenin başlığında, suç kısmına “Kasten yaralama” yazılarak sanıkların işledikleri iddia edilen suçun ne olduğunun açıkça belirtildiği, yine sevk maddeleri kısmında da her bir sanık için ayrı ayrı “TCK’nin 86/2, 86/3-e” ibarelerine yer verilmek suretiyle sanıkların cezalandırılmaları istenilen kanun maddelerinin gösterildiği, olayın anlatıldığı bölümde ise tek tek beyanlara yer verildikten sonra yaralanmaların niteliği hususunda adli raporlardan söz edildiği ve iddianamenin sonuç bölümde “…yapılan soruşturma sonucunda müşteki şüphelilerin üzerine atılı suçlamaları işledikleri…” şeklindeki anlatıma yer verildiği ve böylece yüklenen kasten yaralama suçunun unsurlarını oluşturan fiilin nelerden ibaret olduğunun açıklandığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun duraksamaya yer vermeyen kararlarında, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan söz edilmesinin, o olay hakkında dava açıldığı anlamına gelmeyeceği belirtilmiş olmakla birlikte, söz konusu kararlara ilişkin iddianamelerde suçun adının ve sevk maddesinin yazılı olmadığı, sadece bir olay açıklanırken başka bir olaydan bahsedildiği, uyuşmazlık konusu iddianamede ise, suçun adı ile sanıkların cezalandırılmaları istenilen sevk maddelerinin açıkça yazılı olduğu anlaşıldığından, sanıklar hakkında kasten yaralama suçundan usulünce açılmış kamu davası bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Böylece sanıklar hakkında kasten yaralama suçundan usulüne uygun açılan dava olmadığına dair talebin reddine karar vermek gerekmiştir.
Açıklanan bu nedenlerle, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamedeki kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.05.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.