YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8756
KARAR NO : 2013/12292
KARAR TARİHİ : 27.09.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.08.2011 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.01.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı …, dava konusu 155 ve 156 parsel sayılı taşınmazlardan çıkan ve kadimden beri sulamada kullandıkları suya, davalının müdahalede bulunduğunu belirterek suya elatmanın kal suretiyle giderilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile davalının bilirkişi raporunda gösterilen 1. su kaynağının 3/4′ lük kısmına, 2. ve 3. su kaynaklarına müdahalesinin menine 1. su kaynağındaki suyun 1/4′ lük kısmının davalı tarafça kullanmasına karar verilmiştir.
Hükmü davacı ve davalı vekilleri temyiz etmişlerdir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre davacı ve davalı vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda; mahkemece dava kısmen kabul edilerek, davalının fen bilirkişi raporunda 1.su kaynağının 3/4′ lük kısmına, 2.ve 3. su kaynaklarına müdahelesinin menine, 1.su kaynağındaki suyun 1/4′ lük kısmının davalıya bırakılmasına karar verilmiş ise de suyun dağıtılmasına ilişkin, infaza elverişli düzenek oluşturulmadan hüküm kurulması isabetli olmamıştır.
Bu durumda mahkemece, tarafların su alabilmeleri için gerekli düzeneğin biçim ve şekli hususunda jeoloji mühendisinden ek rapor alınarak infaza elverişli hüküm kurulması gerekirken taraflar arasında yeni ihtilaflar yaratacak şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davacı ve davalının temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.