Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/1444 E. 2021/2040 K. 04.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1444
KARAR NO : 2021/2040
KARAR TARİHİ : 04.03.2021

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 51. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13.03.2014 gün ve 2007/432 – 2014/110 sayılı kararı onayan Daire’nin 14.01.2019 gün ve 2017/3044 – 2019/306 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, 12.03.2005 tarihinde Kartal-Zeytinburnu seferi yapan T.C. Bayraklı DDD 1 adlı RO-RO gemisinin battığını, taşıdığı 7 adet LPG tankerinin denizde sürüklendiğini, bazılarının kayalıklara çarpıp delinerek içlerindeki LPG’nin atmosfere karıştığını, denizden tankerlerin kurtarma çalışmalarının 12.03.2005 ve 13.03.2005 tarihleri arasında yapıldığını, bu süre içerisinde sahil yolunun ulaşıma kapandığını, deniz trafiğinin de engellediğini, batma sonucu geminin kendi yağ ve yakıtı ile yükünü oluşturan kamyon ve tankerlerin yağ ve yakıtlarının, geminin kendisinin ve yükünün kirliliğe neden olduğunu, İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında yapılan tespitte kirliliğin devamının engellenmesi için gemide bulunan yağın, yakıtın, batığın çıkarılmasının gerektiğini, bu işlemlerin ve meydana gelen ekolojik hasar bedelinin toplam 2.474.375,00 TL olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.474.375,00 TL’nin 12.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş; 12.06.2008 havale tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 2.500.000,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı Alize Denizcilik San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davalı Denizciler Dayanışma Derneği vekillleri, ayrı ayrı davanın reddini istemiştir.
Davalı …, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davanın konusu ve uygulanacak kanun hükümlerine göre aktif taraf sıfatının T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ait olduğu, karar başlığının bu tespit doğrultusunda düzenlendiği, davacı tarafından itiraz edilmeyen İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu’ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin kusura dayanmayan ve kurtuluş kanıtı getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen Mersin 2. İdare Mahkemesi’nin 2008/1002 esas 2009/256 karar sayılı emsal kararı ve Çevre Kanun’un 28. maddesi hükmü uyarınca geminin zilyetliğini çıplak gemi kirası sözleşmesi uyarınca devralan davalı şirketin, kaptan vasıtasıyla kendi adına ve hesabına deniz ticaretinde kullanan kişi olarak kirleten sıfatıyla yol açtığı zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların oluşan zarardan sorumlu olmadığı, olay sebebiyle çevre kirliliğinin doğduğu sabit olmakla beraber kirlilik kavramının kesin ve açık olmaması sebebiyle tazmini gereken zararın kapsamının tayinin güç olduğu, hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporu uyarınca geminin battığı yerin Zeytinburnu Demir Mahalli sınırlarının dışında olduğu ve bu mevkide deniz derinliğinin 60 metre olduğu, batığın en üst noktasından deniz yüzeyine olan mesafenin 55 metre olduğu ve bu mesafe üzerinden geçecek gemiler için tehlike yaratmayacağı, batığın çıkarılmasının ekonomik olarak bir anlam taşımadığı, davacı tarafından bu konuda yapılan bir gider olmadığı, Liman Başkanlığı ve idarenin bu hususta Limanlar Kanununun 7. maddesine göre yerine getirmesi gereken prosedürü yerine getirmediği, potansiyel ciddi bir çevre kirliliği rizikosunun bulunmadığı ve zararın doğmadığı, denize karışmış olan yağ ve yakıtın denizden çıkarılmasının mümkün olmadığı, ekolojik hasar olarak etkilenen su ürünlerinin değeri kapsamında takdir olunan tazminatın özü itibariyle yağ ve yakıtın denize boşalması sonucu doğan zarar kalemi kapsamında olduğu, davacının yağ ve yakıtın çıkartılması yönünde bir talep hakkının olmadığı, Çevre Kanunu’nun 2. maddesi kapsamında kirleten olan ve aynı kanunun 28. maddesi gereğince verdiği zarardan sorumlu olan davalı şirketin, davacı tarafın itiraz etmediği, bu itibarla haklarında kesinleşen delil tespiti raporu ve ikinci bilirkişi kurulu raporuna göre denize yağ ve yakıtın boşalması suretiyle etkilenecek olan su ürünü miktarına göre tayin olunan 414.375,00 TL zarardan sorumlu olduğu, haksız eylemin ticari iş niteliği taşıdığı gerekçesiyle davalı Alize Denizcilik San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile 414.375,00 TL tazminatın 12.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle tahsiline, diğer davalılar yönünden açılan davanın taraf sıfatı yokluğundan reddine dair verilen kararın davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, davacıdan harç ve ceza alınmasına yer olmadığına, 04.03.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY

Dava, hareket halinde iken fırtına nedeniyle demirleme alanında batan geminin sebep olduğu kirlilikten doğan zararın Çevre Kanunu uyarınca gemi maliki, kira sözleşmesine dayalı gemi işleteni ve gemi kaptanından müştereken ve müteselsilen tahsili talebine ilişkin olup, Mahkemece, kira sözleşmesine istinaden geminin davalı şirketin işletmesi sırasında kazanın oluştuğu, Danıştay denetiminden geçen ve böylece kesinleşen Mersin 2. İdare mahkemesinin kararına göre Çevre Kanunu’nun 28 nci maddesi uyarınca geminin zilyetliğini çıplak gemi sözleşmesi ile devralan ve kaptan vasıtası ile kendi adına deniz ticaretinde kullanan davalı şirketin Çevre Kanunu m. 2 kapsamında kirleten olduğu ve dolayısıyla oluşan zarardan sorumlu olduğu, gemi maliki olan dernek ile gemi kaptanı olan diğer davalıların kirleten olmadıkları ve dolayısıyla sorumluluklarının bulunmadığı, geminin 60 metre derinde olduğu ve en üst noktasından deniz seviyesine yüksekliğinin ise 55 metre olduğu, bu nedenle de limanlar arasında gemi trafiğine engel olmayacağı, geminin çıkarılmasının ise ekonomik olmadığı, denize karışan yağ ve gazın ise temizlenmesinin mümkün olamadığı, yağ ve gazın çıkarılması hususunda ise talep hakkının bulunmadığı, davacının delil tespiti raporu ile ikinci bilirkişi raporuna itiraz etmediği gerekçesiyle kiracı davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden ise açılan davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Davacı ve davalı şirket vekilinin temyizi üzerine Karar oy çokluğu ile Dairemizin 14.01.2019 gün ve 2017/3074-306 sayılı Kararı ile onanmıştır.
Davacı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Dosya kapsamından anlaşıldığına göre, biri tespit raporu olmak üzere üç rapor ve mahkemece alınan raporlara itiraz edildiğinden her iki bilirkişi kurulundan ek rapor da alınmıştır. Tespit raporunda özet olarak, geminin batmasını takiben donatan ve/veya işletenin kirlilikle ilgili önlem almadığı, gemide yük olarak bulunan tırlardaki maddelerin de kirliliğe sebebiyet verdiği, olay nedeniyle oluşan kirliliği temizlemenin donatan ve/veya işletene ait olduğu, deniz dibinde bulunan gemi ve tırların kirliliğe sebep olacağı, demirleme alanında yer aldığından liman sahası bakımından da sorun olacağı, dolayısıyla batıkların çıkartılması gerektiği; Mahkemece alınan 14.05.2008 tarihli kök raporda özetle, denize karışan gazın ve yağın çıkartılmasının olası olduğu, batan gemi ve yükününde deniz dibinde kirliliğe sebep olacağı ve dolayısıyla çıkartılması gerektiği, söz konusu batığın çıkartılabileceği, itiraz üzerine bilirkişi kurulu verdiği ek raporda özetle, kiraya veren gemi sahibinin TK’ya göre donatan olmamakla birlikte, Çevre Kanunu m. 2 kapsamında faaliyette bulunan sayıldığı, bu nedenle de kirleten olduğu belirtilmiştir. Mahkemece alınan 15.02.2012 tarihli bilirkişi kök raporunda ise özetle, gemi batması olayı nedeniyle denize karışan yağ ve gazın çıkarılmasının olası olmadığı, batık geminin de çıkarılamayacağı, çıkarılmasının ekonomik olmadığı, Çevre Kanunu m. 28 kapsamında zarardan 2′ nci maddeye göre kirletenin kiracı sıfatıyla gemiyi işleten şirket olduğu, gemi maliki ve kaptanın sorumlu olmadıkları, batığın limanlar arasında seyre engel olmayacağı ve dolayısıyla Limanlar Kanunu m. 7’nin uygulama durumu bulunmadığı, itiraz üzerine düzenlenen ek raporda ise özetle, 5312 sayılı Kanun’un olaydan sonra yürürlüğe girdiği, fırtınaya rağmen kaptanın demir atma yerine yola devam etmesinin sevk ve idare etme kusuru sayılamayacağı, bu hususun kaptanın kararı olduğu belirtilmiştir.
Gemilerin sebep oldukları çevre kirliliğinden kaynaklı zararlar, olay tarihinde yürürlükte bulunan TTK m. 1235 kapsamında gemi alacağı olmadığından, donatan olmayan gemi maliki m. 947 uyarınca söz konusu zarardan sorumlu olmamakla birlikte, kaptanın ve gemi sahibinin Çevre Kanunu kapsamında sorumlu olup olmadıklarının tartışılması gerekmektedir.
Bu kapsam incelenmesi gereken hükümler Çevre Kanunu’nun ilgili hükümleridir. Çevre Kanunu m. 28’göre, “çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar. Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre tazminat yükümlülüğü saklıdır”. Bu hüküm ile kirletenin kusursuz sorumlu olduğu düzenlendikten sonra, genel hükümlere göre de sorumlu olduğu açıkça düzenlenmiştir. Kirleten ise, m. 2/1-bnt 8’de tanımlanmıştır. Bu hükme göre, faaliyetleri sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel kişiler kirletendir. Bu tanıma göre, yalnız gemiyi doğrudan işleten değil kiralamak suretiyle gemisini deniz ticaretinde bir başkasına işlettirende dolaylı işleten olarak kirleten olduğu gibi, faaliyetin sona erdiği batma olayı sonrasında da batığı çıkarmakla yükümlü olan malik ve işleten batıkları çıkarmayarak da kirliliğin artmasına sebep olmuşlardır. Zira batığın çıkarılmasından gemi malikinin sorumlu olmadığını düşünmenin hiçbir hukuki dayanağı olamaz. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, gemi maliki de kiracı işleten gibi kirletendir. Nitekim yeterli ve denetime elverişli olan 14.05. 2008 tarihli bilirkişi kurulu kök raporu ve bu rapora yönelik itiraz üzerine verilen ek raporda donatan olmayan gemi malikinin de Çevre Kanunu kapsamında kirleten olduğu haklı olarak belirtilmiştir.
Diğer taraftan fırtınaya rağmen kaptanın demir atmayı tercih etmeyip sefere devam etmesi sonucu gemi battığından, olayda hem Çevre Kanunu m. 2 kapsamında kirleten sıfatıyla hem de sevk ve idarede kusurlu olduğundan genel hükümlere göre kaptanın da sorumluluğu bulunmaktadır. Ayni zamanda malikinde olaydan sonra kirliliğin artmasını önlemek için kirliliği artıran batıkları çıkarmak vs. gibi girişimlerde bulunmaması genel hükümlere göre de sorumlu olmasını gerektirmektedir.
Belirtilmesi gereken bir hususu ise tespit raporu ile mahkemece alınan 14.05.2008 tarihli kök ve ek rapor arasında, kirliliğin giderilmesi, batığın çıkarılması vs yönlerden farklılık bulunmamasına, yani bu raporlar aynı yönde olmasına rağmen, bu raporların neden yeterli görülmediği açıklanmadan, Mahkemece yeni bir rapor alınma cihetine gidilmesi ve böylece alınan 15.02.2012 tarihli kök ve ek rapora itibar edilmesinin gerekçesi de gösterilmemiştir. Şöyle ki aynı yönde olan ilk iki rapor varken, bu raporların neden yeterli olmadıkları açıklanmadan yeni bir rapor alınıp ona itibar edilmesi yeterli gerekçe ile ortaya konmamıştır. Ayrıca hukuken bağlayıcılığı bulunmadığı halde idare mahkemesi kararındaki hukuki değerlendirmeye itibar edilmesinin de sebebi gösterilmemiştir.
Bu durum karşısında, davacı tarafın karar düzeltme talebinin kabulü ile onama kararının kaldırılması ve kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, karar düzeltme talebinin reddi yönündeki sayın çoğunluğun görüşene katılmamaktayım.