Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2013/9277 E. 2013/14479 K. 15.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9277
KARAR NO : 2013/14479
KARAR TARİHİ : 15.11.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 25.05.2012 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19.12.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, suya vaki müdahalenin önlenmesi istemine ilişkindir.
Davacılar, ormandan çıkan su kaynağını 40 yıldır kullandıklarını, davalının suya ihtiyacı olmadığı halde müdahalede bulunduğunu belirterek davalının suya elatmasının önlenmesini istemişlerdir.
Davalı, dava konusu suyun kendisine ait 112 ada 1 parsel sayılı taşınmazdan çıktığını, yol kenarında herkesin yararlanması için çeşme yapılarak kullanıldığını davacıların kadim kullanma haklarının olmadığını, suyun öncelikle kullanma hakkının kendisine ait olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yer altı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “yer altı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yer altı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yer altı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yer Altı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda, davaya konu kaynak, 14.12.2012 tarihli fen bilirkişi raporuna göre davalıya ait 112 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinden çıkmaktadır. Keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler, dava konusu suyun evveliyatında karayolunun doğusunda bulunan noktadan çıktığını, 1970’li yıllarda devletin vermiş olduğu borular ile … mahallesi sakinlerinin içme suyu olarak mahalleye getirdiklerini, karayolu çalışmaları sonrasında suyun davalıya ait 112 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinden çıkmaya başladığını bu sefer de davalılar seyyar boru döşemek suretiyle suyu mahallerine götürdüğünü, karayolu istinat duvar yapılınca boruların kesildiğini, davalının da 5-6 ay önce suyu alabalık tesisine götürdüğünü beyan etmişlerdir. 17.12.2012 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu … pınarının debisinin 0,1277lt/sn olduğu, davacıların bulunduğu … … mahallesinin su ihtiyacının ise 0,0751 lt/sn olduğu ve mahallenin su ihtiyacını karşılayacağı tespit edilmiş, raporda suyun niteliği açıkça belirtilmemiştir.
DSİ Bölge Müdürlüğü tarafından suların az olduğu dönem ağustos, eylül ve ekim ayları olduğu bildirildiği halde mahkemece keşif 20.11.2012 tarihinde (kasım ayının sonlarında) yapılmıştır. Bu hususun yanında keşif zaptında hidrolog bilirkişisi eşliğinde keşfin yapıldğı belirtildiği halde 17.12.2012 tarihli bilirkişi raporunda inşaat yüksek mühendisi tarafından raporun hazırlandığı görülmekte olup keşfin jeolog veya hidrolog bilirkişi eşliğinde yapılıp yapılmadığı hususunda da netlik bulunmamaktadır.
Bu durumda suların en az olduğu dönemde mahallinde fen, ziraat bilirkişi ve jeoloji mühendisinden oluşan bilirkişi heyeti ile keşif icrası ile, dava konusu suyun debisi ölçülerek niteliği belirlenmeli, davacıların bulunduğu mahallede şebeke suyu olup olmadığı ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı araştırılarak tarafların suya ihtiyaçları bilimsel verilere uygun olarak tespit edilmeli, içme suyu ihtiyacının önceliği de gözetilerek gerekirse bu sudan yararlanma şekil ve şartları belirlenmek suretiyle su rejimi oluşturulmalıdır.
Değinilen yönler gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 15.11.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.