Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/2951 E. 2021/2047 K. 04.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2951
KARAR NO : 2021/2047
KARAR TARİHİ : 04.03.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25/05/2017 tarih ve 2016/1033 E. – 2017/373 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 09/05/2019 tarih ve 2017/5359 E. – 2019/1031 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının maliki bulunduğu taşınmaz üzerinde 24/09/2001 tarihinden geçerli olmak üzere 19 yıl süreli müvekkili lehine intifa hakkı tesis edildiğini, bedelinin davalı şirkete ödendiğini, davalının intifa süresince burayı işleteceği düşüncesiyle 22/05/2009 tarihli yatırım destek katılım bedeli faturası karşılığında davalıya KDV dahil 70.330,36 TL ödeme yapıldığını, rekabet kurulu kararları uyarınca bayilik anlaşması ve protokollerin 18/09/2010 tarihini aşan süreler yönünden geçersiz kılındığını ve intifa hakkının bu kapsamda tapuda terkin edildiğini, buna göre intifa bedelinin 18/09/2010 – 24/09/2020 arası döneminin karşılıksız kaldığını, bu döneme denk gelen kısmın denkleştirici adalet ilkesine göre dava tarihi itibariyle hesaplanacak güncelleştirilmiş miktarı karşılığında şimdilik KDV dahil 397.785,86 TL’sinin, yine yatırım bedeli tutarının geçersiz kalan intifa süresine denk gelen kısmının güncelleştirilmiş miktarı karşılığında şimdilik KDV dahil 108.136,28 TL’sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının aynı hususlarda daha önce dava açtığını, davanın reddine karar verildiğini, kararın kesinleşmediğini, dava şartı mevcut olmadığından davanın reddi gerektiğini, belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı tarafından daha önce aynı taleplerle dava açıldığı, HMK 114/(I) maddesinde açıkça belirtildiği üzere; “aynı davanın daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması” amir hükmü gereğince ve ayrıca kanun maddesinin yorumlanmasında da açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı hukuki korunma sürecini başlatmış olduğu, artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı kalmadığı, ilk açılan davanın sonucunun beklenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, davacı tarafından daha önce aynı konuda İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2010/1082 esas sayılı dosyasında davalı aleyhine dava açıldığı, yargılama sonunda davanın kısmen kabul edildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nce bozulduğu, bozma sonrası dosyanın İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/54 esasına kaydının yapıldığı ve bu dava sonunda da 28/04/2016 tarihinde erken açılan davanın reddine karar verildiği, işbu kararın da davacı tarafından temyiz edildiğinin görüldüğü, davacı taraf her ne kadar davanın reddine ilişkin hükmü temyiz etmediklerini, sadece vekalet ücretine ilişkin yönden temyiz talebinde bulunduklarını, bu nedenle davanın reddine ilişkin kısmın kesinleştiğini, dolayısıyla derdestlikten söz edilemeyeceğini ileri sürmüş ise de, karar bir bütün olup kararın esasına ilişkin kısmının kesinleştiği, kararın ferilerine ilişkin bir kısmının ise kesinleşmediğini kabul etmek doğru olmadığı, bu itibarla davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 04/03/2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Somut uyuşmazlıkta, tarafları ve dava konusu aynı olan ve mahkemenin 2010/182 Esas sayılı dosyasında 11.03.2010 tarihinde açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda 11.11.2013 gün ve 2013/240 sayılı kararla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı temyizi üzerine karar Dairenin 2014/5778 Esas, 2015/2460 Karar sayı ve 24.02.2015 tarihli kararı ile bozulmuş, yerel mahkemenin 2016/54 Esas sayılı dosyasında bozma ilamına uyularak 2016/344 sayı ve 28.04.2016 günlü kararı ile intifa hakkının sicilden 28.11.2011 tarihinde terkin edildiği gerekçesiyle erken açılan davanın reddine karar verilerek davalı yararına nisbi vekalet ücretine hükmedilmiş, yerel mahkeme kararı vekalet ücreti yönünden davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Eldeki dava, 2016/54 Esas sayılı dosyada 28.04.2016 tarihinde karar verildikten, karar davacıya 19.08.2016 tarihinde tebliğ edildikten, davacı tarafından sadece vekalet ücreti yönünden temyiz edildikten sonra 18.10.2016 tarihinde açılmıştır.
Uyuşmazlık, safahatı yukarıda açıklanan davanın, 18.10.2016 dava tarihi itibariyle eldeki dava yönünden derdest kabul edilip edilemeyeceği noktasındadır.
6100 sayılı HMK 114/1-ı maddesinde “aynı davanın, daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması” dava şartları arasında sayılmıştır.
Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukuki koruma sürecini başlatmış ise artık onun, aynı davayı yeniden başka bir mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı kalmamıştır, bu bağlamda hukuken korunma ihtiyacı içerisinde bulunmamaktadır. Derdestlik itirazının korunmasının temelinde, aynı davanın tekrar açılıp görülmesinin sağlanmasında davacının hiçbir hukuki yararının bulunmadığı düşüncesi yatmaktadır.
11.03.2010 tarihinde açılan 2010/182 Esas sayılı davada, davanın kabulüne ilişkin 11.11.2013 günlü kararın Dairece “erken açılan davanın reddi” gerektiği gerekçesi ile bozulması üzerine yerel mahkemece bozma ilamına uyulmuştur. Davanın reddi yönünde davalı lehine usulü kazanılmış hak doğmuştur. Nitekim yerel mahkemece de aynı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince sadece vekalet ücreti yönünden temyiz edildikten sonra eldeki dava açılmıştır.
Şu halde 18.10.2016 dava tarihi itibariyle, geçirdiği aşamalar dikkate alınarak 2016/54 Esas sayılı dosyada, davanın esası yönünden davacının korunmaya değer güncel bir yararı kalmamıştır.
İntifa hakkının 28.11.2011 tarihinde terkin edildiği, 2016/54 Esas sayılı dosyada davanın reddine ilişkin kararın davacı vekilince temyiz edilmemesi nedeniyle davalı yönünden usulü müktesap hak teşkil ettiği, 18.10.2016 dava tarihi itibariyle davacının esasa yönelik iddia ve taleplerini sözü geçen dosyada ileri sürme imkanın ortadan kalktığı gözetildiğinde eldeki davayı açmakta davacının korunmaya değer güncel hukuki yararı bulunmaktadır.
18.10.2016 dava tarihi itibariyle, geçirdiği aşamalar dikkate alınarak 2016/54 Esas sayılı dosyanın derdest olduğunun kabulü mümkün değildir.
HMK 114/1-ı maddesi hükmü gerekçesi ile birlikte ve amaca uygun yorumlanmalıdır.
Açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kararın onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.