Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2013/9844 E. 2013/14476 K. 15.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9844
KARAR NO : 2013/14476
KARAR TARİHİ : 15.11.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 02.08.2010 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.01.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, maliki olduğu 155 ada 27 parsel sayılı taşınmazında bulunan su kaynağının davalıların 29 parsel sayılı taşınmazda açtıkları su kuyusu nedeni ile kuruduğunu ayrıca davalıların kazdıkları kuyudan çıkan toprağı taşınmazına yığdıklarını belirterek davalıların müdahelelerinin önlenmesini ve davalıların açtığı kuyunun kapatılmasını istemiştir.
Davalılar vekili, 29 parsel sayılı taşınmazda açılan kuyunun davacıya ait su kaynağını etkilemediğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile davalının kuyusundan çıkan toprak parçaları yönünden davanın reddine, davalı tarafından açılan kuyu bakımından davalı kuyusunun bilirkişi raporunda belirtildiği üzere 1 metre dolgu malzemesi ile doldurulmasına ve bu kuyudan su çekerken pompanın yeni bulunan zeminden daha aşağıdan su çekmemesine karar verilmiştir.
Hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yer altı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “ yer altı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yer altı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yer altı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20 nci maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yer Altı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda, dosya içerisinde bulunan 04.09.2012 tarihli jeoloji bilirkişi raporunda davacaya ait 27 parsel sayılı taşınmadaki kuyu ile davalılara ait 29 parsel sayılı taşınmazdaki kuyudaki suların pompa ile tahliyesi işlemi yapıldığı, davalının kuyusunun derinliğinin fazla olması nedeni ile davalı kuyusundaki tahliye işleminin daha uzun sürdüğü, davacının kuyusuna doğru olan yeraltı suyu akışını etkileyip verimini düşürdüğü, davalının kuyusunun davacının kuyusunu etkileme oranının çeşitli sebeblerle belirlenemeyeceği, etkilenmenin giderilmesi için davalı kuyusunun 1 metre dolgu ile doldurulması ayrıca pompa hortumunun ise en fazla kuyu tabanına kadar indirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda davalı tarafından açılan kuyunun 1 metre dolgu malzemesi ile doldurulmasına ve bu kuyudan su çekerken pompanın yeni bulunan zeminden daha aşağıdan su çekmemesine karar verilmiştir. Mahkemece verilen bu karar HMK’nın 297. maddesi gereğince infaza elverişli değildir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ile tarafların suya olan ihtiyaçları belirlenmediği gibi etkilenme oranının hangi sebeplerle belirlenemediği hususu da jeoloji bilirkişisine açıklattırılmamıştır.
Bu durumda mahkemece suların en az olduğu dönemde jeoloji, fen ve ziraat bilirkişi eşliğinde keşif yapılarak tarafların suya olan ihtiyaçları tespit edilmeli, davalı tarafından açılan su kuyusunun davacının su kuyusunu etkilediği halde davacının ihtiyacını karşılayacak kadar suyunun bulunması durumunda davanın reddine karar verilmeli, davacının ihtiyacını karşılayacak kadar suyunun bulunmadığının anlaşılması durumunda ise davalı tarafından açılan kuyu nedeni ile davacının kuyusunun ne oranda etkilendiği hususu
(pompaj vb.testlerle) belirlenip belirlenemeyeceği jeoloji bilirkişisinden sorulmalı, etkilenme oranının tespiti halinde tespit edilen bu oranı aşmamak üzere davacıların karşılanmayan ihtiyacı kadar suyun, davalının kaynağından alınmasına ilişkin su alma düzeneği belirlenerek infaza elverişli hüküm kurulmalıdır.
Değinilen yönler gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 15.11.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.