YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8890
KARAR NO : 2013/12725
KARAR TARİHİ : 03.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 03.11.2009 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın maddi tazminata yönelik olarak kabulüne, manevi tazminata yönelik olarak kısmen kabulüne dair verilen 02.05.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin Kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, komşuluk hukukuna aykırı davranış nedeniyle oluşan zararın giderilmesine yönelik maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın maddi tazminata ilişkin kısmının kabulü ile 16.677,71 TL’nin davalıdan tahsiline, manevi tazminata ilişkin kısmının kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminat isteminin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin manevi ve kira kaybı ile enkaz kaldırma bedeline ilişkin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarına gelince; TMK’nun 683. maddesindeki “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini
de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun “komşu hakkı” başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir.
Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir.
Komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz. Ancak, davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 6098 sayılı Borçlar Kanununun 52. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. TMK’nun 737 ve 730. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesinde etkili olamaz.
Mülkiyet hakkının taşkın kullanılmasında ölüm veya cismani zarar söz konusu ise BK’nun 53 vd. maddelerine göre, ölüm veya cismani zarar bulunmadığı takdirde, komşu taşınmaz maliklerinin sağlık, huzur ve sükunları mülkiyet hakkının taşkın kullanılması nedeniyle bozulmuş ise kusursuz sorumlulukta uygulanan BK’nun 56. maddesi uyarınca manevi tazminata hükmedilebilir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
a) Davacının kira kaybından kaynaklanan zararının tespitinde; Kaymakamlık Makamının cevabi yazısında 06.07.2001-30.6.2002 tarihleri arasında davacının kiracısının köftecilik yaptığı belirtilmesine rağmen tazminat başlangıcının 14.06.2001 tarihinden başlatılması doğru olmadığı gibi, ileri sürülmediği ve kanıtlanmadığı halde kira parasına yıllara göre artış uygulanmak sureti ile tazminat miktarının belirlenmesi de doğru değildir.
b) Ayrıca, davacı, komşuluk hukukuna aykırı olarak yapıldığı tespit edilen binanın enkazının kaldırılması masraflarını kendisinin karşıladığını belirterek bedelini istemiş ve mahkemece, fatura bedeline hükmedilmiş ise de enkaz bedelinin tespit edilen tazminattan düşülmemesi yerinde görülmemiştir.
c) Öte yandan, mülkiyet hakkının taşkın kullanılmasında ölüm veya cismani zarar söz konusu olmadığı gibi, sağlık, huzur ve sükunun bozulması nedeniyle manevi tazminatı gerektirecek bir zarara uğradığı da ispat edilemediğinden manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken bu istemin de kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli değildir.
Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda maddi tazminatın belirlenerek oluşan sonuca göre bir karar verilmesi, manevi tazminatın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 03.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.