YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10907
KARAR NO : 2013/13608
KARAR TARİHİ : 31.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.01.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 07.11.2012 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 21.05.2013 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av…. geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Dairemizin, 28.05.2013 günlü ve 2013/2763 -8070 sayılı mahalline iade kararı sonrası, eksiklik ikmal edilerek dosya gönderilmiştir. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 92 parsel sayılı taşınmazdaki 8 numaralı bağımsız bölümün bedelini ödediği halde Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin iptal edilmesiyle gerekli yasal koşullar oluşuncaya kadar taşınmazın davalı adına tescilini sağladığını, bu hususun davacı adına hareket eden dava dışı A.C. Glynn ile davalı arasındaki 18.07.2006 günlü protokolde de belirtildiğini, protokolün inanç sözleşmesi niteliğinde bulunduğunu ileri sürerek, taşınmazın adına tescilini veya rayiç değerinin faiziyle alınmasını istemiştir.
Davalı, davacılar ile 18.07.2006 ve 02.07.2007 tarihli protokoller yanında satış sözleşmesinin de düzenlendiğini, 18.06.2005 günlü satış sözleşmesi ediminin yerine getirilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 18.7.2006 günlü protokolün yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil; ikinci kademede tazminat istemlerine ilişkindir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. Maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; tapu kaydından, kat irtifakı kurulu bulunan 92 parsel sayılı taşınmazdaki 8 numaralı bağımsız bölümün satış nedeniyle 13.10.2005 tarihinde davalı adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Davalının cevap dilekçesinde de kabul ettiği 18.07.2006 günlü “Protokol” başlıklı belgenin “Genel şartlar” başlıklı bölümünün (B) maddesinde, protokolde imzası bulunan davalının iş ortağı tellala ödemelerin yapıldığı ve davalıya gönderildiği, (C) maddesinde ise, davalının taşınmazların tapularını garantili biçimde müşterilere devretmek üzere adına tescil ettirdiği belirtilmektedir. Bu belgenin eki diğer belgelerden de davacının müşteriler arasında olduğu anlaşılmaktadır.
Kuşadası Tapu Müdürlüğü’nün dava konusu taşınmazın davacı adına tescilinin sakınca oluşturup oluşturmadığına ilişkin yazısına … Ordu Komutanlığınca verilen 09.10.2006 günlü cevabi yazıda 92 sayılı parseldeki meskenin davacı adına tescilinde sakınca bulunmadığı bildirilmiştir. Davalı 30.05.2012 günlü celsede yapılan isticvabında taşınmazın davacılara satıldığını, ancak 01.07.2005 günlü satış sözleşmesinde gösterilen bedelin ödenmediğini belirtmiştir. Davacı 18.07.2006 günlü protokolün (B) ve (C) maddelerine göre satın alma yoluyla edindiği çekişme konusu taşınmazın yasal koşulların oluştuğunda kendisine devredilmek üzere davalı adına tescil edildiğini belirtmiş, satış bedelinin ödendiğini de kanıtlamıştır. Çekişme konusu taşınmazın davacı adına tescilinde 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca yasal engel bulunmadığından artık taşınmazın inanılan (davalı) tarfından inanana (davacılara) devredilmesi gerekir. Bu nedenle, taraflar arasındaki inanç sözleşmesi kanıtlandığından davacının tescil istemi hüküm altına alınmalıdır.
Mahkemece, yukarıda yapılan saptamalar uyarınca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 990 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 31.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.