YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9990
KARAR NO : 2013/12298
KARAR TARİHİ : 27.09.2013
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.07.2010 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 23.03.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, maliki olduğu 28 ve 30 parsel sayılı taşınmazlarına, davalının su arkı açmak suretiyle müdahelede bulunduğunu belirterek elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Burada öncelikle su arkı deyimiyle neyin anlaşılması gerektiği hususu üzerinde durulmalıdır. Bilindiği üzere ark, genellikle insan eliyle yapılan sulama ve ulaşım amacıyla kullanılan suyoludur. Şayet, çekişmeli bölgede kadastro çalışmaları yapılmış ark olarak saptanan bir yer kadastro paftasına bu niteliğiyle işlenmişse, paftasından terkin edilene kadar bu yer ancak su arkı olarak kullanılabilir. Fakat, varlığı iddia edilen su arkı kadastro paftasında işaretlenmemişse, bir başkasının çap kaydı kapsamı içinde kalmaktaysa, o takdirde mülkiyet hakkı sahibine üstünlük tanımak gerekir.
Somut olaya gelince; çekişme konusu su arkı, 12.08.2011 tarihli bilirkişinin krokisinde sarı renkle gösterilmiştir. İncelenen kadastro paftasında su arkının, kadastro çalışmaları sırasında paftasına işlenmediği görülmektedir. Ancak bu su arkı, davacının maliki olduğu 28 ve 30 parsel sayılı taşınmazların çap kaydı içerisinde kalmaktadır.
Bu nedenle davacı, TMK’nın 683. maddesi uyarınca, hukuk düzeninin sınırları içinde taşınmazı üzerinde istediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olacağından ve mülkiyet hakkı sahibinin, mülkiyet hakkını kullanılmasından doğan yetkilerinin ancak, yasalarla sınırlanabileceği dikkate alınarak davanın kabulü gerekirken arkın kadim ark olduğundan bahisle yazılı şeklide hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacıı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının yatırana iadesine, 27.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.