YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2079
KARAR NO : 2021/2230
KARAR TARİHİ : 09.03.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Araklı Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.09.2019 tarih ve 2018/85 E- 2019/374 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine , istinaf isteminin esastan reddine dair Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nce verilen 18.03.2020 tarih ve 2020/278 E- 2020/313 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı şirketin davalı ile Eylül 2012 tarihinde 72.000 USD değerinde 16 ton kestane alımı için anlaşma yaptığını, ancak malların bir kısmının insan tüketimine uygun olmamasından dolayı reddetmek zorunda kaldıklarını, davalı tarafın en başta değiştirmeyi kabul ettiği ürünleri değiştirmekten vazgeçmesi sebebiyle Lübnan Mahkemelerinde dava açtıklarını ve dava sonunda davalı Arslantürk Tarım Şirketi aleyhine 35.000 USD tutar ve tüm yargılama giderlerinin ödenmesine karar verildiğini, Lübnan Mahkemesi kararının Türkiye- Suriye Dostluk ve İyi Komşuluk Mukavelenamesinin 2. maddesi gereği Lübnan’a da teşmil edileceğini, Lübnan Suriye’ye bağlıyken yapılan anlaşmanın Lübnan için de geçerli olduğunu ileri sürerek Lübnan Devleti Beyrut Mahkemesi’nin 07.05.2015 tarih ve 40/207/2012 sayılı kararının Türkiye’de tanınması ve tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tenfiz kararları hakkında görevli mahkemenin asliye mahkemeleri, yetkili mahkemenin de Araklı Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, davanın yetkisiz yer mahkemesinde açıldığını, ayrıca Lübnan ile Türkiye arasında mütekabiliyet bulunmadığını, Lübnan Mahkemesi’nin işlemlerinin usulsüz olup, uygulanması gereken hukukun MÖHUK 24. maddesi gereği Türk Hukuku olduğunu, davada MÖHUK md 54/1-c,ç ve 55 uyarınca tenfiz şartlarının mevcut olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; kararı veren Lübnan Devleti ile ülkemiz arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, tanımayı ve tenfizi mümkün kılan fiili uygulamanın bulunmadığı, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 52, 53, 54, 55 ve 58. maddesindeki şartların gerçekleşmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle Lübnan Devleti Beyrut Mahkemesinin 07/05/2015 tarih ve 40/207/2012 sayılı kararının tanınması ve tenfizi davasının reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’ne ve Dış İşleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğü’ne yazılan müzekkere ile MÖHUK’un 54/1-a maddesi uyarınca ülkemiz ile Lübnan arasında mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi konusunda ikili veya çok taraflı bir anlaşma olup olmadığı veyahut fiili uygulamanın bulunup bulunmadığının sorulduğu, verilen her iki müzekkere cevabında da iki ülke arasında tanıma ve tenfiz konusunda bir anlaşma olmadığı gibi fiili mütekabiliyet bulunmadığının bildirildiği davacının istinaf dilekçesinde belirtmiş olduğu Lahey Sözleşmesinin ve Suriye ile Dostluk ve Komşuluk Mükavelanamesinin mahkeme kararlarında tanıma ve tenfiz için uygulanmasının da mümkün olmayacağının gelen müzekkere cevaplarından anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nun 353/(1)-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 09.03.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.