Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/506 E. 2021/2885 K. 29.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/506
KARAR NO : 2021/2885
KARAR TARİHİ : 29.03.2021

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Ve Katılma Alacağı

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma sonrası yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı … vekili, evlilik birliği içerisinde edinilen davalı adına kayıtlı iki adet taşınmaz bulunduğunu, boşanma davasından önce davalı tarafından taşınmazlardaki hisselerinin mal kaçırma amacıyla kardeşine devredildiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 51 nolu mesken yönünden 10.000,00 TL katılma alacağının, 3 nolu yazlık yönünden 10.000,00 TL katkı payı alacağının faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Harcını yatırmak suretiyle sundukları dilekçede talep miktarı, 51 nolu mesken yönünden 91.250,00 TL’ye, 3 nolu yazlık yönünden 18.657,00 TL’ye yükseltilmiştir.
Davalı … vekili, davacının boşanma davasında mal rejiminden kaynaklanan alacak talebinden feragat ettiğini belirterek, açılan davanın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, esasa yönelik ise davacının katkısının bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece verilen ilk kararda, Büyükçekmece 2. Aile Mahkemesi’nin boşanma dosyasında …’ın duruşmada alınan beyanında ”nafaka, tazminat ve mal rejiminden kaynaklanan hak talep etmediğini” beyan ettiği, her ne kadar sonraki celse bu beyanını geri aldığını beyan etmiş ise de 6100 sayılı HMK’nin 311. maddesi gereğince feragatin kesin hüküm gibi sonuç doğuracağı, feragatin iptali için irade bozukluğu gibi bir iddianın da bulunmadığı görülmekle, davacının davasının boşanma davasında vaki olan feragat sebebi ile reddine karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından temyiz itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde, Daire’nin 2015/4761 Esas, 2016/14040 Karar sayılı ilamıyla, davanın mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkin olduğu, Büyükçekmece 2. Aile Mahkemesi’nin 2011/1110 Esas, 2012/171 Karar sayılı boşanma davasının 30.03.2010 tarihli 1 nolu celsesinde, davalının imzalı beyanıyla “nafaka, tazminat ve mal rejiminden kaynaklanan hak talep etmediğini” açıkladığı, ancak mahkemece söz konusu sulh görüşmeleri sırasındaki anlaşmaya göre değil, sonraki aşamada toplanan delil durumuna göre TMK’nin 166/1. maddesi hükmü uyarınca tarafların boşanmalarına karar verildiği, sulh görüşmesi sırasında taraflarca ileri sürülen hususlar teklif niteliğinde olup, davanın sulh dışında başka bir nedenle sonuçlanması durumunda sulh görüşmesi sırasındaki teklifler beyanda bulunan aleyhine değerlendirilemeyeceğine, mahkemece, davanın kaldığı yerden devam edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi geretiğine işaret edilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Davalı vekilince yapılan karar düzeltme talebi de reddedilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulü ile; 91.250,00 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 18.657,00 TL katkı payı alacağının dava ve ıslah tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin katılma alacağına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalı vekilinin katkı payı alacağına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM mad. 170). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun’un 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK mad. 544, TBK mad. 646).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM mad. 186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM mad. 189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır. Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Yukarıda izah edilen ilke ve esaslar çerçevesinde somut uyuşmazlık incelendiğinde;
Tasfiyeye konu edilen 3 nolu yazlığın, 1/2 hisse olarak eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 12.08.1999 tarihinde satış yoluyla davalı kadın adına tapuda tescil edildiği, evlilik birliği içerisinde davacının ve davalının sürekli ve düzenli gelir elde ettikleri sabittir. Mahkemenin, davacının söz konusu yazlık yönünden katkı payı alacağı olduğuna dair kabulü yerinde ise de, dosya kapsamı incelendiğinde yapılan araştırma ve incelemenin hesaplama için yeterli olmadığı, gelirlerin yöntemince araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda varsayımsal olarak katkı oranı tespit edilip alacak belirlenmiştir. Hesap, Daire’nin yerleşmiş ilke ve esasları ile örtüşmemektedir.
Mahkemece yapılacak iş, öncelikle çalıştığı kurumlar taraftan sorulup öğrenilerek gelir evraklarının yöntemince araştırılıp ilgili kurumlardan temin edilmeye çalışılması, temin edilemiyorsa ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek evlilik tarihinden yazlığın edinildiği tarihe kadar ki taraf gelirlerinin bulunması, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek sonucunda tarafların tasarruf edebilecekleri kısım bulunup toplam tasarruf içerisinde her bir eşin katkı oranı bulunduktan sonra bu oran yazlık hissesinin dava tarihindeki değeriyle ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacağı miktarının belirlenmesi olmalıdır.
Kabule göre de; kararda faiz başlangıcı tarihlerinin infazda karışıklığa veya duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gereklidir (HMK mad. 297/2). Mahkemece yazılı şekilde tarih ve miktar belirtilmeksizin davacı lehine hükmedilen katkı payı alacağına “dava ve ıslah tarihinden itibaren” denilmek suretiyle faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemece, açıklanan eksiklik ve hatalar giderildikten sonra temyiz edenin sıfatı da gözetilerek oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle reddine, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 29.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.