YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5963
KARAR NO : 2021/3565
KARAR TARİHİ : 15.04.2021
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil Veya Katılma Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma üzerine yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı … vekili, evlilik birliği içinde edinilen taşınmaz nedeniyle 3.000,00 TL alacağın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, davacı vekili 15.04.2013 tarihli dilekçeyle talep miktarını 45.000,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı … vekili, dava konusu taşınmazın vekil edeninin babası tarafından vekil edeni adına alınarak bağışlandığını, kişisel malı olduğunu açıklayarak, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 28.03.2013 tarihli kararla, dava konusu taşınmazın davalıya bağışlandığının ispatlanamadığı, edinilmiş mal olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 3.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren, 37.000,00 TL alacağın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte toplam 40.000,00 TL katılma alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yerel Mahkemenin kararı, Dairenin 14.09.2015 tarihli ve 2014/9431 Esas, 2015/16235 Karar sayılı ilamıyla, davalının kişisel mal savunmasına ilişkin yeterli araştırma yapılmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozma uyularak yapılan yargılama sonucunda, 21.05.2019 tarihli kararla, davalının babası tarafından yapılan kredi ödemelerinin boşanma dava tarihinden sonra olduğu, evlilik birliği içinde yapılan kredi ödemelerinin, davalının kişisel malıyla karşıladığını ispatlayamadığı gerekçesiyle, taşınmazın güncel değeri dikkate alındığında 42.743,75 TL katılma alacağının olduğu, ilk kararı davalı taraf temyiz ettiğinden aleyhe hüküm kurma yasağı gereğince, 40.000,00 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK mad. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre, davacı vekili ve davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
Tasfiyeye konu malın, bedelinin tamamının ya da bir kısmının kredi ile karşılanması durumunda, kredi veren kuruluşa yapılan geri ödemelerin isabet ettiği dönemden, miktarından ve taksit sayısından hareketle mal rejiminin tasfiyesi sonucunda eşlerin alacak miktarları belirlenir. 4721 sayılı TMK’nin 202/1. maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan ödemelerde, eşler lehine değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacağı hakları doğabilecektir. Kredi borcu ödemelerinin bir kısmının mal rejiminin devamı süresince, bir kısmının da daha sonraki tarihlerde yapılmasında, mal rejiminin geçerli olduğu dönemin sonrasına sarkan ödemeler, dava konusu taşınmazın borcu kabul edilerek tasfiye gerçekleştirilir.
Yukarıda açıklandığı gibi iki döneme yayılan kredi borcu ödeme tablosu mevcut olduğunda; öncelikle, mal rejiminin sona erdiği tarihte henüz vadesi gelmediği için ödenmemiş kredi borç miktarının, toplam kredi borcuna oranı bulunur. Sonra bulunan bu kredi borç oranının, taşınmazın toplam satın alım bedeli karşısındaki oranına dönüşümü gerçekleştirilir. Tespit edilen bu oranın, taşınmazın tasfiye tarihindeki (karara en yakın) sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmasıyla borç miktarı belirlenir. Bu ilke ve esaslara göre saptanan taşınmazın borç miktarı, tasfiye tarihindeki sürüm değerinden düşüldükten sonra kalan miktar, değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacağı hesaplamasında göz önünde bulundurulur.
Buna göre; öncelikle, tasfiyeye konu malın satın alma bedeli, bunun krediyle ve varsa kredi dışında eşlerin kendi imkanları ile karşıladıkları miktarlar ve oranları ile tasfiye (karara en yakın) tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ayrı ayrı belirlenmelidir.
Açıklamalar doğrultusunda hesaplama yapılabilmesi için, iddia ve savunma çerçevesinde, malın satın alınmasına ilişkin akit tablosuyla birlikte tapu/trafik kaydı, kredi sözleşmesi ve kredi borcu ödeme tablosu dahil finans kuruluşu kayıtları, ihtiyaç duyulması halinde eşlerin malın alınmasında katkı olarak kullandıklarını ileri sürdükleri mal varlıklarına ilişkin sair belgeler bulundukları yerlerden getirtilerek uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulmalıdır. Uyuşmazlığın çözümünde kullanılabilecek belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden oluşan kurulundan da yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 10.07.1999 tarihinde evlenmiş, 28.12.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 22.04.2011 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasa mad.10, TMK mad. 202/1). Tasfiyeye konu 1021 ada 233 parselde 8 nolu bağımsız bölüm, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 07.06.2006 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179).
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Mahkemece, taşınmazın edinilmesinde kullanılan kredinin evlilik birliği içinde ödenen kısmının kişisel mal ile karşılandığının davalı tarafından ispatlanamadığına yönelik kabulü yerinde ise de, hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki, taşınmazın edinilmesi için davalı eş tarafından 31.000,00 TL bedelli 60 ay vadeli kredi kullanıldığı boşanma dava tarihine kadar 42 aylık taksitin ödendiği, taşınmazın 13.04.2012 tarihli değer raporuna göre 65.000,00 TL’ye satın alındığı, hükme esas alınan 08.03.2019 tarihli hesap raporunda peşinat dikkate alınmadan, taşınmazın bedelinin tamamının kredi ile karşılandığı kabul edilerek, kredinin evlilik birliği içinde ödenen kısmı ile boşanma dava tarihinden sonra ödenen kısmının tüm kredi miktarına oranı dikkate alınarak artık değere katılma alacağının belirlendiği anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece, yukarda açıklanan Dairemiz’in ilke ve uygulamalarına göre, peşinatın tarafların kişisel malı ile karşılandığı iddia ve ispat edilemediğine göre, edinilmiş mal kabul edilerek, peşinat ile tasfiyeye konu taşınmaz için kullanılan kredinin boşanma dava tarihinde kadar yapılan kredi ödemelerinin toplam kredi ödemelerine ve edinme değerlerine oranlaması yapılarak, Mahkemenin 28.03.2013 tarihli ilk kararının davalı tarafından temyiz edilmiş olması ve bozma nedenleri dikkate alınarak, talep miktarı ve faiz başlangıç tarihi yönünden usuli kazanılmış haklar da göz önünde bulundurularak artık değere katılma alacağına hükmedilmesi gerekir.
SONUÇ: Taraf vekillerinin temyiz itirazları yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, davacı vekilinin yargılama giderlerine yönelik temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 15.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.