YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/358
KARAR NO : 2020/4643
KARAR TARİHİ : 02.11.2020
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Çerkezköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 24/11/2016 tarih ve 2012/393 E- 2016/877 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 27.11.2019 tarih ve 2017/602 E- 2019/2649 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkili ile borçlu … arasında 18.02.2006 tarihinde Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi uyarınca cari hesap sözleşmesi imzalandığını, davalının ise söz konusu sözleşmeyi müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, ancak borçluların sözleşme hükümlerine aykırı davranıp taahhütlerini yerine getirmediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından davalı ve diğer borçlulara 18.02.2012 tarihinde muaccel hale gelen borcun ödenmesi için ihtarname keşide edildiğini, bu nedenle davalı borçlu ve dava dışı diğer müşterek ve müteselsil kefil hakkında Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmeleri’ne ve ihtarnameye dayalı olarak Çerkezköy İcra Müdürlüğü’nün 2011/4665 Esas sayılı dosyasıyla genel haciz yoluyla takip yapıldığını, ancak davalının 09.12.2011 tarihinde borçlu olmadığını ileri sürerek haksız ve hukuka aykırı bir surette takibin durmasına sebebiyet verdiğini, borçlunun söz konusu itirazının geçersiz olduğunu, dava konusu borcun dava dışı …’a ait davalı tarafından da müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalanan 18.02.2006 tarihli Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi uyarınca açılan cari hesaba ait olduğunu, bu nedenle davalı yanın kredi sözleşmesine müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla attığı imza ile kefil olduğunu, dava dışı …’a ait cari hesabın da müşterek ve müteselsil kefili haline geldiğini, söz konusu durum ve borç miktarının yapılacak bilirkişi incelemesi sonucu ortaya çıkacağını ileri sürerek icra takibine vaki itirazın iptalini, borçlunun takip konusu borcun şimdilik 50.000,00TL’si ve borcun ferileri niteliğinde olan faiz, avukatlık masrafları ve takip giderleri ile birlikte ödemeye ve dava konusu alacağın %40’ından az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; gelen cari hesap hareketlerinde 18.12.2006 tarihinden itibaren asıl borçlu …’a 90.000,00TL ödendiğine dair bir kayıt olmadığını, 90.000,00 TL’nin sözleşmeye sonradan eklendiğini, anılan miktarda kredi kullandırılmadığını, müvekkilinin kefil olduğu tarihte asıl borçlu …’a sözleşmede yazan tutarda herhangi bir kredi ödemesi yapılmadığını, müvekkilinin bilgisi olduğu miktarın ise, sözleşme düzenlenirken 12.000,00TL olup, bu kredi kullandırılırken müvekkilinin kefil olduğunda aynı zamanda dava dışı …’a ait taşınmazın ipotek olarak alındığını, kredinin asıl borçlunun ipotekli taşınmazının satılarak ödendiğini, devir işleminin ipotek bittikten sonra 24.07.2007 tarihinde yapıldığını ve aynı tarihte ipoteğin fek edildiğini, müvekkilinin de kredi borcunun ödenmiş olması nedeniyle kefaletin sona erdiğine inandığını ve borcun kapanmış olması nedeniyle de bir daha kendisine davacı banka tarafından herhangi bir kredi kullandırıldığına dair bilgi bildirimin gelmediğini, gelen müzekkere cevabında işbu dava konusu kredi sözleşmesinin eki ve esaslı unsuru olan ipotek ve ipotek senedinden bahsedilmediğini, ipotek alınmadan gayrinakdi kredi kullandırılmasının söz konusu olmayacağını, ayrıca ödemenin yazılı belge ile olması gerektiğinden sözleşmede yazan 90.000,00 TL’nin asıl borçlu …’a ödendiğine dair makbuz veya banka ekstresini davacı bankanın dava dosyasına sunmak zorunda olduğunu, davacı bankanın müvekkilinden herhangi bir alacağının olmadığını, müvekkilinin kefil olduğu miktarın ödenmiş olup bankaca ipoteğin fek edildiğini, bir kez kefil olan kişinin kredi borcu ödenmesine rağmen aynı sözleşme ile kefaletinin başka kişiler açısından devamının mümkün olmayacağını, ayrıca sözleşmenin her sayfasına kefillerin imzasının alınması gerektiği ve kefilin tüm sözleşme muhteviyatına vakıf olmasının sağlanması gerektiğini, bu sağlanmamış ise veya kredilerin devamlı kullanılacağına dair yazılı bildirim yok ise, kefilin kefaletinden bahsedilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı hakkında Çerkezköy İcra Müdürlüğü’nün 2011/4665 Esas sayılı dosyasıyla 47.158,97 TL cari hesap 53.942,54 TL temerrüt faizi, 2.697,13 TL BSMV, 569,49 TL ihtar protesto ücreti olmak üzere toplam 104.368,13 TL’lik borcundan dolayı icra takibi yapıldığı, davalının süresi içerisinde borca itiraz ettiği, davalının 09.12.2011 tarihli itirazı üzerine takibin durduğu, dava dışı asıl borçlu ile davacı arasında imzalandığı iddia olunan 18.12.2016 tarih, 90.000,00 TL’lik Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi’ne istinaden kullandırılan kredilerde davalının kefil sıfatı bulunduğundan davalı hakkında icra takibine başlanıldığı, ancak gerek dosyanın kül halinde bilirkişi incelemesine gönderilmesi gerekse bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilerek tanzim olunan raporlarda dosyada davacının iddiasını destekler belgelerin bulunmadığı, davacının davalıdan alacağının bulunup bulunmadığının tespit edilemediğinden davanın ispatlanamadığı, dava dilekçesinde ve verilen sürelerde açıkça yemin delilinin ileri sürülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davacı vekilinin istinaf başvurusunun, takip talebi ekinde kat ihtarının ibraz edildiği, sözleşme örneğinin borçluya tebliğ edilmediği gibi dosyaya da sunulmadığı, borçlu davalının itiraz gerekçesinde cari hesabın dayanağının belli olmadığına, sözleşme aslı ve suretinin dosyaya ibraz edilmediğine, imzanın müvekkiline ait olup olmadığının incelenemediğine, bu nedenle alacaklıya borçlu bulunmadığına dair iddiaların bulunduğu, davalı vekilinin yargılama sırasındaki beyanlarında müvekkilinin, dava dışı borçlu adına 12.000,00 TL tutarında kullanıldırılan kredi nedeniyle kefil olduğunu, başka kefaletinin bulunmadığını, 90.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesine kefil olmadığını beyan ettiği, ilk derece mahkemesince davalı savunması üzerinde durulmadığı, ancak alınan bilirkişi raporunda davacının davalıdan alacağının bulunup bulunmadığının tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verdiği, kredi sözleşmesinin aslının banka şubesinden celbi için müzekkereler yazılmasına rağmen sözleşme aslının bulunamadığının bildirildiği, davacı vekilinin 13.02.2019 tarihli duruşmadaki beyanında da sözleşme aslının bulunamadığının beyan edildiği, davalı tarafça kabul edilmeyen 18.12.2006 tarihli Genel Nakdi ve Gayri Nakdi Kredi Sözleşmesi’nin fotokopisine dayanarak sorumlu tutulamayacağı, ancak davalı vekilinin savunmalarında müvekkilinin dava dışı …’a kullanıldırılan 12.000.-TL tutarında krediye kefil olduğunu kabul etmesi nedeniyle bu krediden kaynaklanan borcunun bulunup bulunmadığının tespiti yönünden bilirkişiden rapor ve ek rapor alındığı, 09.09.2019 tarihli ek raporda; dava dışı …’a 265954 numaralı kredi hesabından 28.02.2007 tarihinde kredi açıldığı, 23.07.2007 tarihinde ise erken ödeme ile kapatıldığı, davacı alacağının kalmadığı gerekçesiyle esastan reddine, yargılama yapılarak delil toplandığından, ve ilk derece mahkemesinin kararının gerekçesi düzeltilerek karar verildiğinden HMK 353/1-b-2, 3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HMK’nın 6763 sayılı Kanunun 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000.00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK’nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi itibariyle 58.800,00 TL’dir. İlk Derece Mahkemesince reddedilen itirazın iptaline ilişkin talebin 50.000,00 TL ile sınırlı olduğu, bu haliyle talep edilen miktarın yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığı, anılan karara yönelik istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanunun 346 maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin kesin olan karara yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükme yönelik temyiz isteminin miktar yönünden REDDİNE, işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.