YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/30909
KARAR NO : 2020/14256
KARAR TARİHİ : 02.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk ( İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 02/08/2012 tarihi ile 31/12/2014 tarihleri arasında davalı …’nin su işleri biriminde çalıştığını, davalı …nin alt işveren, …’nın asıl işveren olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre bir çok kez girdi çıktı yapılmasına rağmen müvekkilinin çalışmalarının kesintisiz olduğunu, müvekkilinin 31/12/2014 tarihinde hiçbir sebep gösterilmeksizin işten çıkarıldığını, müvekkilinin iş yerinden aldığı son maaşın 1.180,00 TL olduğunu, davalı belediyenin yol tamir işlerinde 08:00-17:00 saatleri arasında, cumartesi günleri 08:00-13:00 saatleri arasında 8 ay çalıştığını, 01/04/2013 tarihinden sonra ise su işleri biriminde çalıştığını, işlerin aksamaması için müvekkilinin hafta tatilinde, genel tatil günlerinde gece ve gündüz çalıştığını, müvekkilinin haftanın en az beş günü gündüz 08:00-20:00 saatleri arasında, gece çalışmasında ise 20:00-08:00 saatleri arasında bir gün 12 saat çalışıp bir gün 24 saat dinlendiğini, vardiya değişimlerinde haftada bir kez 24 saat çalıştığını, kadrolu işçilerin izne ayrıldığında yılda en az 120 gün haftaiçi her gün 12 saat, haftasonu ise 24 saat aralıksız çalıştığını, müvekkiline fazla mesai ücret alacağının ödenmediğini, müvekkilinin tüm resmi ve dini bayramlarda çalıştırıldığını, yemek ve yol ücretlerinin ödenmediğini, müvekkiline bugüne kadar kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmediğini, müvekkilinin hak etmiş olduğu yıllık izinlerini de kullanmadığını, yıllık izin ücretlerinin kendisine ödenmediğini, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte 1.000,00 TL kıdem tazminatının, fesih tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 100,00 TL ihbar tazminatının, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 100,00 TL fazla çalışma ücret alacağının, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 100,00 TL yıllık izin ücret alacağının, dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte 100,00 TL genel tatil ücret alacağının, dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte 100,00 TL hafta tatili ücret alacağının, dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte 100,00 TL yemek ve yol ücret alacağının ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı …cevap dilekçesinde özetle; davacının husumeti Saray Belediyesi’ne yöneltmesi gerekirken kanuna aykırı olarak şirketlerine yöneltildiğini, davacının kıdem tazminatını 4857 sayılı Kanun’un 112. maddesi gereğince son çalıştığı kamu kurumu olan Saray Belediye Başkanlığından talep etmesi gerektiğini, kıdem tazminatına hak kazanmak için işçinin işverene ait işyerinde en az bir yıl çalışmış olması gerektiğini, davacının Saray Belediyesi’ndeki toplam çalışma süresinin 7 aylık kısmının şirketleri bünyesinde geçtiğini, davacının 01/06/2014-31/12/2014 tarihleri arasında şirketlerinde çalıştığını, şirketleri tarafından ödenmesi gereken ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretinin de bulunmadığını davanın reddini talep etmiştir.
Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili belediyenin 5393 sayılı Kanun’un 67. maddesi uyarınca asıl işlerinden olan genel temizlik hizmetini 3. Kişilere gördürdüğünü, davacı işçinin iş akdini haksız ve hukuka aykırı olarak feshedenin müvekkili belediye olmadığını, müvekkili belediye başkanlığına husumet yöneltilmesinin haksız olduğunu, işçinin 03/09/2010-31/12/2014 tarihleri arasında çalıştığı iddia edilmiş ise de, davacının çalıştığı iddia olunan hizmet süresi boyunca müvekkili belediye başkanlığının Eray, Er-ma, Altur ve Gökyıldız şirketleri ile hizmet alım sözleşmeleri yaptığını, ilgili dönemlere ilişkin husumetlerin bu şirketlere yöneltilmesi gerektiğini, davalı şirket ile davacı arasındaki iş akdinin feshinde müvekkilinin herhangi bir dahilinin olmadığını, müvekkili belediye ile diğer davalı şirket arasında alt işverenlik ilişkisi bulunmadığını davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz :
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalılar vekillerinin tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanunu’nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.
6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin 1. fıkrasına göre, “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir”.
6100 sayılı Kanunun 107. maddenin 2. fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de “karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)” belirlenebilme hali açıklanmıştır.
Davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir.
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır.
Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. İş yargılamasında sıklıkla davaların yığılması söz konusu olmakla alacağın belirsiz olma kriterleri her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Diğer yandan, aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları için kısmi dava açılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.
Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve ücret alacakları işçi tarafından bilinmekle kural olarak belirsiz alacak davasına konu edilmez. Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların (ayni olarak sağlanan yemek yardımı gibi) miktarının belirlenmesi işveren tarafından sunulacak belgelere göre belirlenecek ise, kıdem ve ihbar tazminatı belirsiz alacak davasına konu edilebilir.
Madde gerekçesinde “Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez.” şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Şu halde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumda ise, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir. Burada hukuki yarar eksikliğinin tamamlanabilir dava şartı olmadığı sonucuna varılmıştır. 7251 sayılı Kanun ile 107. maddede yapılan değişiklikler şartları olmadığı halde açılan belirsiz alacak davasında davacıya süre verilerek hukuki yarar eksikliğini tamamlama imkânı tanımamaktadır. Dairemizce sözü edilen düzenleme, şartları mevcut olan belirsiz alacak davasında yapılan yargılama ile alacağın belirli hale gelmesi durumunda hâkimin geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için alacaklıya süre vermesi gerektiği yönünde değerlendirilmiştir.
Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (AİHM, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, B. No: 13279/05, 20.10.2011, § 57).
Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, Devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır (AYM, 23.12.2015, 15-118).
Farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış olması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmez Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali, Yargıtay ve Danıştay gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir. Diğer yandan, bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmez. Mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup, böyle bir değişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelir. Ancak, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması halinde, mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla birlikte, yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi, bazı hallerde içtihadın müstakar hale gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (AYM, 06.01.2015, B.No: 2013/6932).
İçtihat değişikliğinin sürpriz karar yasağı çerçevesinde de değerlendirilmesi gerekir. Sürpriz karar, ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre, haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla karşılaşmasıdır. Sürpriz karar yasağı ise, yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade eder. Sürpriz karar yasağı, hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmamalıdır. Şüphesiz mahkemeler yeni içtihatlar geliştirebilirler, önceki içtihatlardan farklı bir karar verilebilir, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabilir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemez. Bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda bilgilendirmesi gerekir (ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Hukuki Dinlenilme Hakkı, Ankara 2003, s. 185 vd.).
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun 07.07.2020 tarih ve 173 sayılı kararı ile aynı uyuşmazlıkların temyiz incelemesini yapmakla görevli 22.Hukuk Dairesinin kapatılması ve tüm işlerinin dairemize devredilmesi üzerine, belirsiz alacak davası ile ilgili yeniden yapılan değerlendirmeler sonucunda yukarıda belirtilen ilkeler kabul edilmiştir. Dairemizin daha önce belirsiz alacak davasına ilişkin uygulaması benimsenen yeni ilkelerden farklılık arz etmekteydi. Örneğin, hukuki yararın tamamlanabilir dava şartı olduğu; hukuki yarara ilişkin dava şartının eksik olması halinde davanın hemen reddedilmemesi; davacıya süre verilerek dava şartının tamamlattırılması gerektiği yönünde uygulama yapılmaktaydı. Dairemizin belirsiz alacak davası ile ilgili yukarıda belirtilen yeni ilkelerinin hemen uygulamaya konulması, dairenin önceki görüşüne güvenerek dava açanlar yönünden hukuki güvenlik, hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağı ilkelerinin ihlaline yol açacaktır. Bu sebeple, benimsenen yeni görüşün Yargıtay Kararları Dergisi ya da başkaca yollarla duyurulmasından itibaren makul bir süre sonra uygulamaya konulması, dairenin görüşüne güvenilerek açılan davalarda ise, önceki uygulamaya devam edilmesi uygun görülmüştür.
Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça belirsiz alacak davası açılmıştır. Ancak yukarıda açıklandığı üzere Dairemiz tarafından daha önce verilen kararlarda kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin alacakları hususunda hukuki yarar yokluğu sebebiyle dava şartı yokluğuna bağlı davanın reddi kararları verilmediğinden Dairenin önceki görüşüne güvenilerek belirsiz alacak davası şeklinde açılan bu davada yıllık izin alacağı yönünden de belirsiz alacak davası açabileceğinin kabulü gerekir. Kıdem ve ihbar tazminatı yönünden Dairenin daha önceki görüşüne güvenilerek belirsiz alacak davası açıldığından kabulüne karar verilmesi doğrudur.
Mahkemece belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle reddedilen alacak kalemlerinin fazla mesai, ulusal bayram genel tatil, yıllık izin, yol ve yemek ücreti, hafta tatili) belirsiz alacak davasına konu olabileceğinden bu alacaklara ilişkin taleplerin hukuki yarar yokluğundan dolayı reddine karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece alınan bilirkişi raporu bir değerlendirmeye tabi tutularak istek konusu alacak kalemleri hakkında esasa ilişkin olarak bir hüküm kurulması gerekmektedir.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 02/11/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.