YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/4591
KARAR NO : 2020/8337
KARAR TARİHİ : 30.11.2020
Adalet Bakanlığının, 30/06/2020 tarihli yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda sanığın mahkûmiyetine dair İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 13/12/2012 tarihli ve 2011/1109 esas, 2012/1255 sayılı kararının kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 08/07/2020 tarihli yazı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
A) Konuyla İlgili Bilgiler:
1- Sanığın 08/01/2010 tarihinde işlediği iddia edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 27/04/2010 tarihli ve 2010/148 esas, 2010/491 sayılı kararıyla TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin 12/05/2010 tarihinde kesinleştiği,
2- Tedbirin infazına başlaması için 02/05/2011 tarihinde uyarılı ilk başvuru davetiyesi tebliğ edildiği, ancak sanığın kuruma müracaat etmemesi üzerine 05/08/2011 tarihinde tedbir dosyasının kaydı kapatılarak yargılamaya devam edilmek üzere Mahkemesine bildirimde bulunulduğu,
3- Yapılan yargılama sonucunda İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 13/12/2012 tarihli ve 2011/1109 esas, 2012/1255 sayılı kararıyla TCK’nın 191/1 ve 62/1 maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün yasa yoluna başvurulmadan kesinleştiği,
Anlaşılmıştır.
B) Kanun Yararına Bozma Talebi:
Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, “Sanık hakkında verilen erteli 10 ay hapis cezasının tamamen infaz kurumunda çektirilmesine dair İzmir (kapatılan) 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 18/12/2014 tarihli ve 2011/1109 esas, 2012/1255 sayılı ek kararının, kanun yararına bozma istemimizin kabulü halinde yok hükmünde olacağı değerlendirilerek yapılan incelemede;
Dosya kapsamına göre, sanık hakkında tedavi ve denetimli serbestlik öngören İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 27/04/2010 tarihli kararın kesinleşmesini müteakip, denetimli serbestlik çağrı yazısının doğrudan doğruya sanığın mernis siteminde kayıtlı adresine 02/05/2011 tarihinde 7201 sayılı Kanun’un 21/2. maddesi gereğince tebliğ yapıldığı ve bu tebliğ üzerine çağrıya uymadığı değerlendirilen sanık hakkında denetim dosyası kapatılarak bildirimde bulunulması üzerine açılan kamu davası neticesinde cezalandırılma cihetine gidilmiş ise de;
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. maddesindeki, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun’un 21/1.maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi hâlinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Kanun’un 23/1-8. ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği, söz konusu çağrı yazısının belirtilen usullere aykırı olarak, sanığın savcılık ifadesi sırasında bildirdiği ve aynı zamanda mernis adresi olan “Osmangazi Mah. 594 Sk. No:28 İç Kapı No:1 Bayraklı/İZMİR ” adresine, öncelikle 7201 sayılı Kanun’un 21/1. maddesine uyarınca tebligat yapılarak, yapılan tebligatın iade edilmesi halinde, bu sefer anılan Kanun’un 21/2. maddesine gereğince tebliğ edilmesi yerine, doğrudan 7201 sayılı Kanun’un 21/2. maddesi gereğince yapılan tebliğ işleminin geçerli sayılamayacağı ve bu hâlde sanığın çağrılmasından bahsedilemeyeceği cihetle, kamu davası hakkında durma kararı verilerek, hükmolunan denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi, denetimli serbestlik tedbirine uygun davranılmaması hâlinde yargılamaya devamla işin esasına girilerek hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” denilerek, İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 13/12/2012 tarihli ve 2011/1109 esas, 2012/1255 sayılı kararının bozulması istenmiştir.
C) Konunun Değerlendirilmesi:
Sanık hakkında Mahkeme tarafından TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca uygulanmasına karar verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlaması için bilinen son adresi olan “Osmangazi Mah. … … Cd. No:A Kat 1 D:2 Bayraklı/İzmir” adresinde tebliğ edilmek üzere uyarılı ilk başvuru davetiyesi gönderildiği, ancak tebliğ memurunca yapılan araştırmada sanığın bu adreste ismen tanınmadığının tespit edilmesi üzerine, tebliğ imkansızlığı nedeniyle tebligatın merciine iade edilmesi ve Mahkeme tarafından MERNİS adresine tebligat çıkarılması durumunda Tebligat Kanununun 21/2. maddesi uyarınca tebliğ işlemi yapılması gerekirken, tebliğ memurunca Tebligat Kanununun 21/2. maddesi uyarınca doğrudan MERNİS adresine tebliğ yapılması yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma talebi kabul edilmiştir.
D) Karar:
Açıklanan nedenlere göre; sanığın mahkûmiyetine dair İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 13/12/2012 tarihli ve 2011/1109 esas, 2012/1255 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, aynı Kanunun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığına iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 30.11.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.