Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2012/5429 E. 2012/6359 K. 26.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5429
KARAR NO : 2012/6359
KARAR TARİHİ : 26.06.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil

… ile … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Selendi Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 21.03.2012 gün ve 7/28 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, dava konusu 136 ada 76 sayılı parselin öncesinde dava dışı …ve …’e ait iken, anılan şahıslar tarafından 02.07.1978 tarihli harici sözleşmeyle dava dışı …’a satıldığını, onun da taşınmazı 16.03.1994 tarihinde yine harici sözleşmeyle vekil edenine temlik ettiğini, açıklanan sebeplerle nizalı taşınmazın vekil edenine ait olduğu halde kadastro sırasında Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, sonrasında da tapuda satış suretiyle davalıya temlik edildiğini; müvekkili ile davalının komşu olduklarını, uyuşmazlık konusu taşınmazın davalı adına yolsuz olarak tescil edildiğini açıklayarak, nizalı taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu taşınmazın vekil edeni tarafından tapuda resmi memur huzurunda tapu kayıt maliki Hazineden iyiniyetli olarak satın alındığını, müvekilinin iktisabının TMK.nun 1023. maddesi kapsamında korunması gerektiğini açıklayarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalının uyuşmazlık konusu taşınmazı tapuda Hazineden satış yoluyla devraldığını ve TMK.nun 1023. maddesi kapsamında iyiniyetli olduğundan kazanımının korunacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsımından, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye elverişli değildir. Şöyle ki, uyuşmazlık konusu 136 ada 76 sayılı parsele ait kadastro tutanağının ve tapu kaydının incelenmesinde; Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve ekonomik yarar sağlanması mümkün olmayan yerlerden olduğu, kimsenin mülkiyet iddiasında bulunmadığının muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyan ve ifadelerinden anlaşıldığı belirtilmek suretiyle 23.06.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 923,58 m2 yüzölçümü ile belgesizden, ham toprak niteliğiyle Hazine adına tespitinin yapıldığı ve tutanağının itirazsız olarak kesinleşmesi ile 28.09.2007 tarihinde tapuya tescil edildiği, 06.05.2011 tarihinde tapu memuru huzurunda satış yoluyla davalıya temlik edildiği görülmüştür. Öncelikle, dava konusu taşınmazın kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten, dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre geçmemiştir. Öte yandan, davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ile davalının komşu olduklarını bildirmiş, temyiz dilekçesinde ise taşınmazı 02.07.1978 tarihli harici sözleşmeyle dava dışı …a devredenlerden …’in, davalının babaannesi olduğunu ileri sürmüştür. Dosya arasında bulunan vekaletnamelerin incelenmesinde ise davacı ve davalının taşınmazın kain bulunduğu Çinan Köyü nüfusuna kayıtlı oldukları anlaşılmıştır. Yine davacı vekili, dava konusu taşınmazın bitişiğinde vekil edeninin taşınmazının (evi ve ahırı) bulunduğunu iddia etmiştir. Dosya kapsamından, davacı yan, davalının taşınmazı tapuda devraldığı sırada, taşınmazın davacıya ait bulunduğunu bildiğini iddia etmektedir. Başka bir anlatımla, davalının TMK.nun 1023. maddesi kapsamında iyi niyetli olmadığını savunmaktadır. Bu kapsamda, bir taşınmazın tapuda resmi memur huzurunda yapılan işlemle devralınması başlı başına alıcının iyi niyetli olduğunun kabulü için yeterli (kesin karine) değildir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesine göre, herkes meşru vasıta ve yollarla mahkemelerde iddia ve savunma hakkına sahiptir. Yine TMK.nun 6. maddesine göre, iddia eden iddiasını ispatla mükelleftir. Ne var ki, mahkemece taraf delilleri toplanıp değerlendirmeden hüküm kurulmuştur.
Bu durumda mahkemece, taraf delillerinin yöntemine uygun biçimde toplanıp değerlendirilmesi, belirlenen yerel bilirkişi listesinde yer alan kişiler ile tanıkların HMK.nun 240, 243 ve 259. maddeleri uyarınca davetiye ile keşif yerine çağrılarak, aynı Kanunun 259/2 ve 290/2. (HUMK 259) maddeleri hükümleri uyarınca mümkün olduğunca taşınmaz başında yapılacak keşifte dinlenilmeleri, yerel bilirkişi ve tanıklar marifetiyle davacının dayandığı harici sözleşmelerin uygulanarak uyuşmazlık konusu taşınmazı kapsayıp kapsamadıklarının tespit edilmesi, taşınmazın 1978 yılının öncesi ve sonrasında kimlerin ne şekilde tasarrufunda bulunduğunun ve davacı ile davalı arasındaki ilişkinin (komşuluk vs.) belirlenmesi, beyanları arasında aykırılık çıktığı takdirde aynı Kanunun 261/1. (HUMK 265) maddesi hükmü gözönünde tutularak çelişkinin giderilmesine çalışılması, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm tesisi gerekir. Mahkemece, eksik araştırma ve incelemeyle uyuşmazlığın esası hakkında yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 26.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.