Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2016/22304 E. 2020/7773 K. 15.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/22304
KARAR NO : 2020/7773
KARAR TARİHİ : 15.09.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İTİRAZIN İPTALİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde satış görevlisi olarak aylık 1.200,00 TL ücretle çalıştığını, işveren vekilinin davacıya hakaret ve fiili saldırıda bulunarak ibraname imzalattığını, bu olayla ilgili adli mercilere başvurulduğunu, iş sözleşmesi işverence feshedilmesine rağmen davacının devamsızlık yaptığı gerekçesiyle 07/04/2010 tarihli ihtarnamenin keşide edildiğini, işveren vekilinin suç teşkil eden fiili sebebiyle ceza davası açıldığını, davacının kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım alacaklarının tahsili amacıyla işveren aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini beyanla, itirazın iptali ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, şirket ortağının davacının çalıştığı mağazayı ziyareti sırasında bir kısım bordroların merkeze gönderilmediğinin ve nerede olduğunun davacıya sorulduğunu, davacının ise bordroların imzalanması gerektiğini bilmediğini ve bunları çöpe attığını beyan ettiğini, işveren vekili tarafından bordrolar çöpten alınmak suretiyle davacıya ibraname imzalatıldığını, ibranamede davacının 01/04/2010 tarihine kadar alacağı olmadığını bildirmesinden daha doğal bir durum olmadığını, bu olaydan hemen sonra davacının şirket merkezini arayarak işten ayrılacağını ve gelip mağazayı teslim almaları gerektiğini söylediğini, davacının işveren vekilleri hakkındaki şikayetleri ile ilgili olarak takipsizlik ve beraat kararları verildiğini, davacının işten ayrılmak için bahane bulduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında davacının fazla çalışma ücretine hak kazanıp kazanmadığı uyuşmazlık konusudur.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları şahit beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Somut olayda, davacı tanıklarının anlatımına itibar edilerek davacının haftada 18 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilmiş ise de, davacı tanıklarının davacı ile aynı işyerinde hiç çalışmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Davalı taraf davacının fazla çalışma yapmadığını savunmuş olup, yargılama sırasında dinlenen davalı tanıklarının anlatımı dikkate alındığında da davacının fazla çalışma yapmadığı anlaşılmaktadır. Davacı fazla çalışma iddiasını ispat edememiştir. İspat edilemeyen fazla çalışma ücretinin reddi gerekirken, davacının çalışma düzenini bilmesi mümkün olmayan tanık anlatımlarına değer verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
3-Davacının aylık ücret miktarı taraflar arasındaki bir diğer uyuşmazlık konusudur.
Davalıya ait mağazada satış temsilcisi olarak çalışan davacı aylık ücretinin 1200,00 TL olduğunu iddia etmiş, davalı ise ücretin asgari ücret olduğunu savunmuştur. Mahkemece, davacı tanıklarının anlatımına itibar edilerek aylık ücretin 1.200,00 TL olduğu kabul edilmiş ise de, yargılama sırasında dinlenen davacı tanıklarının davacı ile hiç aynı işyerinde çalışmadıkları anlaşılmaktadır. Bu tanıkların anlatımına değer verilerek sonuca gidilmesi hatalıdır. Davalı tanığı davacının asgari ücretle çalıştığını ifade etmiştir. Emsal ücret araştırması kapsamında İstanbul Ticaret Odası tarafından bildirilen emsal ücretin ise asgari ücret olduğu görülmektedir. Ücret miktarını ispat yükü işçiye ait olup, işçi iddia ettiği ücret miktarını ispat edememiştir. Hal böyle olunca davacının aylık ücretinin asgari ücret olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece hatalı hukuki değerlendirme yapılarak aylık ücretin 1.200,00 TL olarak kabulü ile bu ücret miktarı üzerinden hesaplanan alacakların hüküm altına alınması yerinde değildir.
4-Taraflar arasındaki bir diğer uyuşmazlık davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı ile ilgilidir.
Davacı işçi, işyerinde işveren vekili Önder Alkan’ın sinkaflı hakaretine uğradığını iddia ederek manevi tazminat talebinde bulunmuş, mahkemece manevi tazminat isteğinin reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamından davacı işçinin, işveren vekilinin aynı fiili ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu, işveren vekili hakkında ceza davası açıldığı, ancak anılan davada delil yetersizliği sebebiyle beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece bir süre ceza davasının sonucu beklenilmiş ise de, daha sonra bu ara karardan dönülerek manevi tazminat isteğinin reddine karar verilmiştir. Ceza mahkemesince verilen beraaat kararın kesinleşip kesinleşmediği ise dosyadan tespit edilememektedir. Ceza davasında verilen ‘delil yetersizliği’ nedeniyle beraat kararının üst mahkeme tarafından bozulup, davacıya hakaret ettiği iddia edilen kişinin mahkum olması ve bu kararın kesinleşmesi ihtimalinde, kesinleşmiş mahkumiyet kararının tazminat isteği bakımından hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek anılan kararın kesinleşmesi beklenmeli, bu davanın sonucuna göre dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek davacının manevi tazminat talebi ile ilgili bir karar verilmelidir. Bu yön dikkate alınmadan ve ceza mahkemesi kararının kesinleşmesi bekletici mesele yapılmadan, iddia edilen hakaret olayının ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Temyiz edilen kararın açıklanan sebeplerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:
Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 15.09.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.