YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/2532
KARAR NO : 2020/5781
KARAR TARİHİ : 05.11.2020
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleştirilen davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, asıl ve birleştirilen davada davalı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.09.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat … gelmedi, temyiz edilen davacılar vekili Avukat …, birleştirilen dosyada davacılar vekili Avukat … geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Asıl ve birleştirilen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Asıl ve birleştirilen davada davacılar, dava konusu 4338 parsel sayılı taşınmazın mirasbırakan… adına kayıtlı iken, mirasbırakanın hileli işlemler ile önce dava dışı oğlu …’a, adı geçenin de yine hileli şekilde davalı oğlu …’ya devrettiğini, diğer mirasçılardan mal kaçırıldığını ileri sürerek dava konusu 4338 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının miras payları oranında iptali ile paylarının adlarına tescilini istemişlerdir.
Asıl ve birleştirilen davada davalı, dava konusu taşınmazın dava dışı babası …’ın kazancıyla alınıp, mirasbırakan dedesi … üzerine tescil edildiğini, diğer taşınmazlardan davacıların paylarını aldıklarını, babasının kazancıyla edinilen taşınmazların tapuda babasına devri, diğer taşınmazlarda ise babasının pay almaması konusunda mirasçıların anlaştıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine dair verilen karar Dairece, “ …Somut olayda, dava konusu 4338 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 02.06.1971 tarihinde yapıldığı, mirasbırakanın ise 07.11.1971 tarihinde yani tespitten sonra öldüğü sabittir. Bu durumda 3402 sayılı yasanın 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin eldeki dava bakımından uygulanamayacağı açıktır. Hal böyle olunca, işin esasına girilerek gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması, tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi ve oluşacak duruma göre uyuşmazlığın bir çözüme kavuşturulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesiyle bozulmuş; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, eksiğin giderilmesi suretiyle getirilen kayıtlardan, 1324 doğumlu mirasbırakan…’ın 7.11.1971 tarihinde ölümü üzerine eşi … ile çocukları …’nin mirasçı kaldıkları, kızı …’nın mirasbırakandan sonra 22.11.1971 tarihinde ölümü üzerine eşi … … ile oğlu…’in mirasçı kaldıkları, mirasbırakanın eşi …’nin ise 25.06.1985 tarihinde ölümü üzerine aynı çocuklar ile kızı …’nın oğlu…’in …’ye mirasçı oldukları, mirasbırakanın kızı …’nin 17.04.1996 tarihinde ölümü üzerine eşi … ile çocukları …, …, …, … ve …’in mirasçı kaldıkları, asıl davanın mirasçılardan …’nin eşi … ve çocukları …, …, …, … ve … tarafından; birleştirilen davanın ise mirasbırakanın çocukları …, …, …, …, … ve … tarafından açıldığı, dava konusu 4338 parsel sayılı taşınmazın 02.06.1971 tarihli kadastro tespitinin eski tapu kayıtlarına istinaden yapıldığı, getirtilen eski tapu kayıtlarının incelenmesinde, 29/04/1960 tarih 109 sıra no’lu tapu kaydına göre, taşınmazın 5/12 hissesinden 1/12’ şer olmak üzere toplam 3/12 hissesi kök mirasbırakan … evlatları mirasbırakan… ile dava dışı … ve … adlarına kayıtlı iken bu hisselerini mirasbırakan…’ın oğlu ve davalının da babası olan dava dışı…’a sattıkları, 22/09/1960 tarih 76 sıra no’lu tapu kaydına göre, taşınmazın 1’erden 2/12 hissesi kök mirasbırakan … evlatları dava dışı … ve … adlarına kayıtlı iken bu hisselerini mirasbırakan…’ın oğlu ve davalının da babası olan dava dışı…’a sattıkları, neticeten eski tapu kayıtlarına göre dava konusu taşınmazda yalnızca 1/12 hissenin mirasbırakan…’dan, 4/12 hissenin ise mirasbırakan…’ın dava dışı kız kardeşleri …, …, … ve …’den davalının dava dışı babası…’a geçtiği, anılan eski tapu kayıtlarına göre yapılan kadastro tespiti ile dava konusu taşınmazın 1200/1295 payının davalının dava dışı babası… adına, eski tapu kayıtlarına göre kök mirasbırakan … …’a ait 1/12 hisseden dolayı 19/1295’er payın mirasbırakan… ile dava dışı kız kardeşleri …, …, … ve … adlarına tescil edildiği, davalı …’nın dava konusu taşınmazdaki 1200/1295 payı 27/02/1991 tarihinde dava dışı babası…’dan, 38/1295 payı 2/4/1987 tarihinde mirasbırakan…’ın dava dışı kız kardeşleri Pempe ve …’den, 38/1295 payı 27/02/1991 tarihinde dava dışı kardeşi … …’dan satış yoluyla edindiği, dava dışı …’in ise davalı …’ya temlik ettiği bu 38/1295 payı mirasbırakan…’ın dava dışı kız kardeşleri … ve …’den edindiği, mirasbırakan… adına kayıtlı iken mirasçılarına intikal eden elbirliği mülkiyetine tabi dava dışı 19/1295 payla ilgili olarak … dışındaki diğer mirasçıların paylarını 17.10.2008 tarihinde davalının dava dışı babası…’a satış yoluyla temlik ettikleri, eldeki davada dava konusu 4338 parsel sayılı taşınmazda davalı … adına kayıtlı pay yönünden iptal tescil istenildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nin 190. ve 4721 sayılı TMK’nin 6. maddeleri uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Davacı taraf, temlikin muvazaa ile illetli olduğunu kanıtlamalıdır.
Somut olaya gelince, dava konusu taşınmazda mirasbırakan… ile dava dışı kız kardeşleri tarafından davalının dava dışı babası…’a pay temlikleri yapıldığı, dava dışı…’ın da mirasbırakandan ve dava dışı halalarından edindiği toplam 1200/1295 payı bilahare davalı oğlu …’ya satış yoluyla temlik ettiği, mirasbırakan… tarafından davalının dava dışı babası…’a yapılan pay temlikinin muvazaalı olduğunun ispatlanamadığı, ilk temlikin muvazaalı olduğunun ispatlanamaması karşısında davalıya yapılan sonraki temlikin muvazaalı olduğu iddiasının incelenemeyeceği açıktır.
Hal böyle olunca, asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre ise; dava konusu taşınmazın kadastro tespitine dayanak eski tapu kayıtlarına göre, mirasbırakan…’dan davalının dava dışı babası…’a ve ondan da davalıya geçen pay oranı gözetilmeksizin, mirasbırakanın dava dışı kız kardeşlerinden geçen payları da kapsar şekilde davalı adına kayıtlı olan toplam 1276/1295 pay üzerinden iptal tescile karar verilmesi de doğru değildir.
Asıl ve birleştirilen davada davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.