Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2016/29775 E. 2020/14116 K. 02.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/29775
KARAR NO : 2020/14116
KARAR TARİHİ : 02.11.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, iş sözleşmesine haklı bir neden olmaksızın son verildiğini öne sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla mesai, ulusal bayram genel tatil, hafta tatili, yıllık izin, asgari geçim indirimi ve ücret alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiş, karşı dava ile ihbar tazminatı talebinde bulunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan delillere göre ve bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı gerekçe ile asıl davada fazla mesai, ulusal bayram genel tatil ve hafta tatili alacaklarının ispatlanamadığı gerekçesiyle reddi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karşı davanın ise karşı dava harcı yatırılmadığından reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Mahkeme kararında yazılacak hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Öte yandan, kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olması gerekmekle birlikte, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 298/2. maddesinde de “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” şeklinde özellikle düzenlenmiştir.
10.04.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 298. maddesi uyarınca hüküm fıkrası ile gerekçe arasında veya tefhim edilen kısa karar ile gerekçe arasında çelişki olması bozma sebebidir.
Somut uyuşmazlıkta; mahkemece hüküm gerekçesinde davacı tarafından 3 aylık ücretinin ödenmemesi sebebiyle iş akdinin haklı olarak feshedildiği, 4857 sayılı İş Kanunumuzun 34. maddesinde ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir (zorunlu) nedenler dışında ödenmesi gerektiği, ücretin vadesinin gelmesi ve vadenin gelmesine rağmen ücretin ödenmemiş olması halinde işçinin iş akdini haklı nedenle feshettiği ve davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, kıdem tazminatının davalı işverenlikçe ödendiğinin ispatlanamadığının belirtilmesi karşısında iş akdini haklı nedenlerle de olsa fesheden tarafın ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olmamasına rağmen, kısa kararda ve hüküm fıkrasında davacının kıdem tazminatının yanında ihbar tazminatının da kabulüne karar verilerek gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılması isabetsizdir.
2-Taraflar arasında davacının tanıklarının dinlenmesinin gerekip gerekmediği hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Savunma hakkı Anayasa’mızın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.
İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır.
Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın “açıklama ve ispat hakkı”nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta; davacı, … ve … isimli işçilerin tanık olarak dinlenmesini talep etmiş olup, mahkemece tanıklardan …’a yapılan tebliğ adresten taşındığından bahisle iade edilmiş; davacı tanığı … ise davetiyeye rağmen 04.06.2015 tarihli celseye gelmemiş, davacı …’ın adresini bildirmek üzere süre talep etmiş diğer tanık adına ise ihzar çıkarılmasını istemiş olup, mahkemece … adına ihzar çıkarılmasına karar verilmiş diğer tanığın ise davacı tarafça adresi bildirildiğinde adına tebligat çıkarılmasına karar verilmiştir. Yargılama esnasında tanık …’ın adresi davacı yanca bildirilmemiştir. Tanık … adına ise çıkarılan ihzar kararı sonucu Ümraniye İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru tarafından düzenlenen rapor içeriğine göre “kişinin belirtilen adreste çalıştığı ancak iş yoğunluğundan şahsa ulaşılamadığı ulaşılması halinde mahkeme gününde mahkemede hazır edileceği “ hususunun bildirilmiş olduğu ve 08.10.2015 tarihli 3. celseye adı geçen tanığın gelmediği ve davacı vekilince tanıkların davalı şirkette çalıştıkları, tanıklık yapmayacaklarını bildirdikleri, bu nedenle tanıklarını dinletemedikleri, bu haliyle dosyanın bilirkişiye gönderilmesini talep ettiği ve dosyanın bu haliyle bilirkişiye gittiği, 24.12.2015 tarihli celsede taraflara bilirkişi raporuna itiraz için süre verildiği, 18.02.2016 tarihli celsede ise davacı vekilinin tanıkları … daha önceki celselerde davalı tarafından sürekli engellendiği için kendisini tanık olarak dinletemediklerini, bu celse kendisini dinletmek istediklerini, kendisinin dinletilmesinden vazgeçmiş olmadıklarını beyan ettiği ve bu beyan karşısında mahkemece, davacı vekilinin tanık … adına davetiye ve ihzar çıkarıldığı ancak birkaç celse tanığın hazır edilmediği 08.10.2015 tarihli celsede davacı vekili tarafından tanıkları dinletemediğinden bu haliyle dosyanın bilirkişiye gönderilmesini talep ettiği ve dosyanın bilirkişiye gönderildiği, dosyada raporlar alınıp ıslah dilekçesi sunulduğu ve karar aşamasına gelen duruşmada tanık dinletme taleplerinin usul ekonomisi açısından uygun görülmediğinden tanık dinletme taleplerinin reddine karar verildiği ve son olarak 03.05.2016 tarihli celsede davacı vekilinin tanık listesinde yer alan … isimli tanığını dinletmek istediği mahkemece ise talebin yeniden ret edildiği ve mahkece dosyanın karara çıkartıldığı görülmüştür. Davacı tanık dinletmekten vazgeçtiğini belirtmemiştir. Bu itibarla tüm bu anlatılanlar karşısında davacı vekili tarafından, tanık … sonraki celselerde hazır edilmesine ve adı geçen tanığın dinlenilmesinden açıkça vazgeçilmemesine rağmen mahkemece davacının gösterdiği bu tanık dinlenmeden savunma hakkını kısıtlar şeklinde sonuca gidilerek dosyanın esası hakkına karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 02.11.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.