Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/8283 E. 2021/11026 K. 08.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8283
KARAR NO : 2021/11026
KARAR TARİHİ : 08.11.2021

MAHKEMESİ : Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükmün davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davalı … İdaresi vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … Mirasçıları vekili, … İli … İlçesi … (…) köyünün tapulama çalışmalarının 1955 yılında yapıldığını ve 28.03.1956-19.04.1956 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleştiğini, bu çalışma esnasında … ve … mevkiinde kain dava konusu 147 parsel sayılı taşınmazın 24.02.1947 tarih ve 53 sıra sayılı tapu kaydına dayanılarak tarla vasfı ve 25.460 m2 yüzölçümüyle … adına tespit ve tescil edildiğini, tarla vasfıyla tapulu taşınmazın bir kısmına, vekil edenleri olan davacıların, 1987 yılında davalı idarenin de teşvikiyle çam fidanı dikip bakımını ve korumasını yaptıklarını, … İli … İlçesi … (…) Köyü hudutları dahilindeki ormanların kadastrosunun ise ilk defa 1994 yılında yapıldığını ve orman kadastro çalışmaları sırasında, üzerinde çam fidanı bulunan kısmın fiilen orman olduğu gerekçesiyle Devlet ormanı olarak sınırlandırıldığını belirterek, 1994 yılında yapılan orman kadastrosunun dava konusu 147 parselle ilgili kısmının ikinci kadastro niteliğinde olması nedeniyle iptaline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Davalı … İdaresi, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, dava konusu taşınmazın tesis kadastrosu ile 147 parsel olarak tescil edildiği, daha sonra 1994 yılında orman kadastrosunun yapılarak bir kısmının ormanlık alan olarak ayrıldığı, 3402 sayılı Kanun’un 22/1 ve tesis kadastrosunun yapmış olduğu 766 sayılı Kanun’un 46/2 maddesi gereğince orman kadastrosunun aynı yerde ikinci kadastro olup hükümsüz olduğu, 6831 sayılı Kanun’un 2. kadastronun istisnaları arasında sayılmadığı, sonradan yapılan kadastro çalışmasının taşınmazın kesinleşen tapu kaydı ve niteliğini değiştirmeyeceği, dolayısıyla yapılan ikinci işlemin yok hükmünde olduğu, her ne kadar kadastro işlemi tapuya tescil edilmemiş ise de, idari başvuru üzerine tapuya tescil işleminin yapılacağı, bu anlamda davacının dava açma hakkının bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği ve tanık beyanlarına göre taşınmaz üzerindeki orman emvalinin davacının muvafakatı ile davalı tarafından dikildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, dava konusu … İli … İlçesi … Mahallesi (…) orman kadastrosunun 147 parsel sayılı taşınmaz yönünden iptaline karar verilmiş, hüküm, davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmekle, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.02.2013 tarihli ve 2012/20 – 586 Esas, 2013/227 Karar sayılı kararı da dikkate alındığında, davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nin 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davalı … İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, orman kadastrosunun iptali istemine ilişkindir.
Yörede, 1955 yılında kadastro çalışmaları yapılmış, dava konusu taşınmazın 147 parsel olarak tarla vasfı ile 10.10.1955 tarihinde davacıların murisi adına tescil edilmiş. … İli … İlçesi … (…) Mahallesinde 6831 sayılı Yasa’nın 1. maddesine göre ilk orman tahdit kadastrosu ve 3302 sayılı Yasa’yla değişik 2/B madde çalışmaları aynı zamanda müşterek olarak 179 nolu orman tahdit komisyonunca 23.08.1994 tarihinde başlanıp, 26.12.1994 tarihinde bitirildiği ve 21.05.1997 tarihinde ilan edilerek kesinleştiği görülmüştür.
“Kelime anlamı itibariyle kadastro; taşınmazların plan, vaziyet krokisi, kayıt, defterler ve kütükler gibi bir takım vesikalar sayesinde kimliklerini tespite ve taşınmaz mülkiyetinin taalluk ettiği şeyin arz üzerinde teşhisine yarayan teknik vasıtaların bütününe denir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, Ankara 1944, s. 182).
Arazi kadastrosu ve orman kadastrosu birbirinden ayrı konular olduğu için ayrı Kanunlarda düzenlenmiştir. Orman Kadastrosu özel ve teknik bilgiyi gerektirir. Bu nedenle özel Kanun olan Orman Kanunu’nda düzenlenmiştir.
Doktrinde de kadastro ile ilgili birbirlerine yakın anlamlar ifade eden çeşitli tanımlar yapılmış olup genel olarak; arazinin cinsini ve sınırlarını belirleyerek geometrik durumunu haritaya geçirmek ve hukukî durumuna göre tapu sicili oluşturmak olarak tanımlanmıştır. Tanımlardan da anlaşılacağı üzere, kadastronun biri geometrik diğeri hukukî olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Geometrik anlamda kadastro, tekniğin ve fennin yardımı ile bir ülkedeki her taşınmazın türünü, sınırını ve yüzölçümünü kesin bir şekilde belirleyip, sınırlarını tespit etmeyi amaç edinmiştir. Söz konusu sınırlama (parsel sınırlarının belirtilmesi), arazinin haritasının çıkarılması ve kadastro planlarının yapılması ile gerçekleşir. Buna karşılık kadastronun hukukî yönü ise, geometrik olarak sınırlanan taşınmazlar üzerindeki hakları ve söz konusu hakların sahiplerini tespit etmek amacını taşımaktadır (Tekinay, S. S./Akman, S./Burcuoğlu, H./Altop, A.: Tekinay Eşya Hukuku, C. I, 5. Bası, İstanbul, 1989, s. 271).
Taşınmazların hukuksal ve geometrik durumlarının tespiti olarak tanımlanan kadastro işlemleri, ülkemizde farklı yasalara dayanılarak farklı merciler tarafından yürütülebilmektedir.
Orman kadastrosu, özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden, orman kadastro komisyonları Orman Genel Müdürlüğünce atanacak bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisinin başkanlığında, bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi veya bunların bulunmaması hâlinde orman teknikeri; bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisi veya bunların bulunmaması hâlinde ziraat teknisyeni ile beldelerde belediye encümenince, mahalle ve köylerde muhtarlıkça bildirilecek bir temsilci olmak üzere bir başkan ve üç üyeden teşekkül eder.
Orman kadastrosu ile genel arazi kadastrosu, kadastro komisyonlarının teşekkülü bakımından birbirlerinden ayrıldıkları gibi, amaç olarak da birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Yukarıda da bahsedildiği üzere genel kadastronun nihai amacı sağlıklı biçimde tapu sicillerini oluşturmaktır (3402 sayılı Kadastro Kanunu m. 1). Tapu sicilinin taşınmazlarda aleniyeti sağlama, taşınmazlar üzerinde ayni hakların tesisine ve devrine imkan verme fonksiyonları, özel mülkiyete tabî taşınmazlar için söz konusudur. Bu durumda, orman kadastrosunun niteliğinin daha çok ülke orman varlığının, sınırlarının ve maliklerinin tespiti işlemi olduğu söylenebilir (Ayanoğlu, s. 65).
O hâlde, yukarıda açıklandığı üzere Orman Kanunu’nun özel kanun olması, arazi kadastrosunun yapılış yöntemi ve kadastro ekibin oluşumu, orman kadastrosunun özel ve teknik bilgi gerektirmesi, orman kanunlardaki “orman kadastrosu orman kadastrosu komisyonları tarafından yapılır” şeklindeki kesin düzenleme karşısında, orman kadastrosunun ikinci kadastro olduğunu söylemek mümkün değildir.” (YGHK 2017/(20)8-2389 E.- 2021/801 K. )
Somut olaya gelince; dava konusu yerde arazi kadastrosu 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre yapılmıştır. Tapulama teknisyeni, yardımcısı muhtar ve yerel bilirkişilerden oluşan ekip, il ve ilçelerin belediye sınırları dışında bulunan tescile tabî gayrimenkullerin tapulamasını yapmış ve tapulama tespiti 1955 yılında kesinleşmiştir. Orman kadastrosu çalışmalarına ise, 23.08.1994 tarihinde başlanılmış, 26.12.1994 tarihinde sonuçlandırılarak 21.05.1997 tarihinde ilan edilmiştir. Bu tarihlerde 6831 sayılı Kanun’un 4999 sayılı Kanun’la değişik hükümleri yürürlüktedir. Buna göre; devlet ormanlarının kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ve diğer ormanların devlet ormanları ile müşterek sınırlarının tayin ve tesbitinin orman kadastro komisyonları tarafından yapılacağı belirtilmiştir (6831 sayılı Kanun m. 7). Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, arazi kadastrosundan sonra orman kadastrosu yapılması hâlinde, orman kadastrosunun ikinci kadastro sayılmayacağı açıkça anlaşılmaktadır.
Her ne kadar İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulüne, Bölge Adliye Mahkemesinin ise istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının gerekçesi yerinde değilse de, dosya içerisine alınan raporlar da nazara alındığında, dava konusu taşınmazın kadim tarım arazisi olduğu anlaşılmakla, sonucu itibariyle İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün ve buna bağlı olarak Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının doğru olduğu görülmekle, hükmün gerekçesinin düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı … İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının reddine, İlk Derece Mahkemesinin kararının gerekçesinin yukarıda belirtilen şekliyle düzeltilerek hükmün ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 7139 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca Orman İdaresi’nden harç alınmasına yer olmadığına, 08.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.