YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1144
KARAR NO : 2021/2928
KARAR TARİHİ : 30.03.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili Manavgat Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/686 Esas sayılı dosyasında ortaklığın giderilmesi davasına konu olan 2326 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 2 katlı yapı ve ağaçların vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vasisi duruşmada alınan beyanında, taşınmaz üzerinde davacının evi ve ağaçları olduğunun doğru olduğunu, ancak sadece davacının değil dava konusu olmayan ev ve ağaçların da olduğunu beyan etmiştir.
Davalı … duruşmada alınan beyanında, taşınmazın her tarafında bina ve ağaçlar olduğunu beyan etmiştir.
Diğer davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile, dava konusu 2326 ada 1 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisi …’un 24.03.2016 tarihli krokili raporunda belirtilen ve mavi renk ile etrafı gösterilen 2 katlı betonarme yapı ve müştemilatı ile ağaçların davacıya ait olduğunun tespitine, Harçlar Yasası uyarınca alınması gereken 10.744,82.TL karar ve ilam harcından, peşin alman 170.78.TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 10.574,04.TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına, davacı tarafın yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hasren temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespitine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718).
22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722, 724. ve 729) sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1 -h. 115)
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olaya gelince; her ne kadar Manavgat Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/686 Esas sayılı dosyası ile açılan ortaklığın giderilmesi davası nedeniyle başlangıçta hukuki yararın varlığını söylemek mümkün ise de, söz konusu dosyanın UYAP ortamında yapılan incelemesinde. Mahkemece, 12.06.2018 tarihinde HMK’nin 320/4 fıkra gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın 11.04.2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, Mahkemece, hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi yanlış olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de bilindiği üzere 6100 sayılı HMK’nin 326/1. maddesi uyarınca Kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Kanunda yazılı hallerden birisi hiç şüphesiz Yasa’nın 312/2. maddesidir. Bu madde hükmüne göre davalı taraf davanın açılmasına sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderinden sorumlu değildir. Hemen belirtmek gerekir ki; anılan maddenin uygulanabilirliği, bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.
Yine, muhdesatın tespiti davalarında, davanın konusu (müddeabih) muhdesat iddiasını kabul etmeyen davalıların paylarına isabet eden muhdesat değeri (zemin bedeli hariç) olup, buna göre, yargılama sonucunda hüküm altına alman nispi karar ve ilam harcından, aynı şekilde 6100 sayılı HMK’nin 326/2. madddesi uyarınca yargılama giderinden ve davacı yararına takdir edilen vekalet ücretinden davalıların tapudaki hisseleri gözönünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulmaları gerekir.
Somut olayda, davalıların davayı kabul beyanı bulunmadığına göre az yukarıda bahsi geçen HMK’nin 312. maddesinin davalılar bakımından uygulama imkanı yoktur. Hal böyle iken; Mahkemece davalıların davanın açılmasına sebebiyet vermedikleri gerekçesiyle yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılması ve davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 30.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.