Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/8627 E. 2021/14704 K. 23.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8627
KARAR NO : 2021/14704
KARAR TARİHİ : 23.11.2021

Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi

Dava, meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı 399.366,53 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II-CEVAP
Davalı, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 60.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle illiyet bağının söz konusu olmadığını, kendilerine %100 oranında kusur verilmesinin hatalı olduğunu, somut olayda kimyasal ve fiziksel olmak üzere iki farklı türde meslek hastalığı söz konusu olduğunu, her bir hastalık yönünden ayrı ayrı kusur nitelendirmesi yapılması gerektiğini, meslek hastalığında meslek hastalığına neden olan işverenler arasında müteselsil sorumluluk bulunmadığını, işçinin çalıştığı her bir işyerlerindeki şartların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, bu konuda yeterli inceleme yapılmadan hüküm kurulduğunu, davacı sigortalının, meslek hastalıkları hastanesine sevk edildiğinde nefes darlığı, öksürük, balgam gibi yakınmalarının 3 yıl önce başladığını, zaman zaman bronşit tanısıyla medikal tedavi gördüğünü beyan ettiğini, dosya kapsamına göre davacının yakınmalarının 2011 yılının başında ortaya çıktığının anlaşıldığını, oysa pnömkonyoz gibi hastalıkların yavaş yavaş ortaya çıktığını, Yargıtay’a göre meslek hastalığını tespit eden raporun, hastalığın başlangıç tarihini de kapsaması gerektiğini, işçinin hastalığa yaklaşık olarak hangi tarihte tutulduğunun araştırılması gerektiğini, davacı işçinin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı beyanlarının tam olarak gerçeği yansıtmadığını, iş başvuru formu imzalı ve el yazılı olduğundan bunun aksinin işçi tarafından kanıtlanması gerektiğini, davacının yaptığı iş ve çalıştığı işyerlerinin koşullarına bağlı kaynak vb. işler yapmış olması halinde metal tozlarına, ayrıca fiilen çalıştığı işyeri bölümüne göre gürültüye maruz kalabileceğini, davacının sigara kullandığını, kusur belirlenirken kaçınılmazlığın dikkate alınması gerektiğini, somut olayda davacıda işe başlarken zaten bir miktar işitma kaybı olduğunu, bu yönden kusur belirlenirken yine kaçınılmazlık ilkesinin gözetilmesi gerektiğini, manevi tazminatın fazla olduğunu ileri sürmüştür.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Dosya kapsamından davacının davalıya ait fren disk ve kampanaların dökümlerinin yapıldığı işyerinde dökümhanenin … katında kum ve metal tozlarını kürekle konveyör banda atmak şeklinde beden işçisi olarak çalıştığı, davacının işitme kaybı ve pnömokonyoz meslek hastalığına yakalandığı, Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurul tarafından pnömokonyozdan kaynaklanan sürekli iş göremezlik oranının %10,10 olarak, işitme kaybından kaynaklanan sürekli iş göremezlik oranının ise %40,00 olarak belirlendiği, birleştirme kaydı ile toplam sürekli iş göremezlik oranının %46,00 olduğunun tespit edildiği, zararlandırıcı bu sigorta olayı nedeniyle Kurum müfettişi tarafından düzenlenen 30.10.2014 tarihli inceleme raporunda işverenin %100 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği buna karşılık müfettiş tarafından başkaca bir araştırma yapılmadan sigortalının kendi anlatımları dikkate alınarak önceki çalıştığı işyerlerindeki çalışma ortamlarının meslek hastalığı ile arasında bağlantı kurulması gereken bir tespit yapılamadığı sonucuna varıldığı, hükme esas alınan bilirkişi kusur raporunda davalı işverenin %100 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, kusurun oran ve aidiyeti belirlenirken davacının daha önce çalıştığı işyerleri ve bu işyerlerindeki çalışmaların davacıda ortaya çıkan meslek hastalıkları üzerinde bir etkisinin olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacıda ortaya çıkan meslek hastalığı nedeni ile kusur oranlarının tespiti ile kusurlu olduklarının tespiti halinde davalı işveren şirket ile dava harici önceki işverenlikler arasındaki sorumluluğunun müteselsil sorumluluğa dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali 818 sayılı Kanun’un 50. maddesinde: “Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer’an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şumulünün derecesini tayin eyler. Yataklık eden kimse, vaki olan kardan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.“ şeklinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61. maddesinde ise; “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.
Dosya kapsamından davacının meslek hastalığına yakalandığı tarihe kadar farklı işyerlerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. İşçinin meslek hastalığına neden olabilecek çalışma şartları içerisinde farklı işyerlerinde çalışması halinde, her iş yerinde geçen çalışma süresi ve koşullarının meslek hastalığı nedeniyle oluşan iş göremezlik oranına etkisi farklı olacağından işverenlerin kusurlarının ayrı ayrı belirlenmesi zorunludur. Bu nedenle, meslek hastalığından kaynaklı tazminat davalarında farklı işverenler arasında müteselsil sorumluluk söz konusu değildir. Ayrı ayrı her işverenin kendi kusurundan dolayı sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmelidir.
Somut olayda mahkemece, davacının davalı işverene ait iş yerinde çalışmaya başlamadan önce çalıştığı diğer iş yerlerinde geçen çalışmalarının mevcut meslek hastalıklarının ortaya çıkışında bir etkilerinin bulunup bulunmadığı, varsa kusur durumuna etkisi konusunda olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş, davacının meslek hastalığının tespitinden önce çalışmasının bulunduğu dava harici işyerleri, işverenlikler, çalışma şartları ve çalışma süreleri belirlendikten sonra bu çalışmaların davaya konu meslek hastalıklarına etkileri irdelenip varlığı halinde dava dışı ilgili işverenliklerin de kusur durumlarının değerlendirilmesi için aralarında kulak, burun, boğaz ve göğüs hastalıkları, meslek hastalıkları alanlarında uzman hekimlerin de bulunduğu iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden rapor almak, davacıda oluşan meslek hastalıklarının oluşmasında kusuru bulunanları ve bu kusurların oranlarını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlemek, yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi halinde davacı tarafın hükmü temyiz etmediğini dikkate alarak bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerini ileri çekmeden hükme esas bilirkişi hesap raporundaki tarihlere göre belirleyen hesap raporu almak, meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davalarında farklı dönemlerde çalışmaların geçtiği işverenler arasında teselsül sorumluluğunun bulunmadığı da gözetilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi’nin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi kararının HMK m. 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 23.11.2021 gününde oy birliği ile karar verildi.