Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/6666 E. 2021/12983 K. 27.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6666
KARAR NO : 2021/12983
KARAR TARİHİ : 27.10.2021

Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı fer-i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince verilen kararın,Feri Müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili; 01.12.2005 – 01.03.2012 tarihleri arasında davalı …’a ait işyerinde işçi olarak aralıksız çalıştığını, ancak sigortasının 2007 yılının Kasım ayı itibariyle yatırılmaya başlandığını, iki yıllık sigortasının yaptırılmadığını, 2009 yılı Temmuz ayı itibariyle de sigorta primlerinin tekrardan ödenmemeye başlandığını belirterek 01.12.2005 – 01.03.2012 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmektedir.
II-CEVAP:
Feri Müdahil SGK vekili ; hizmet tespiti davalarının yasal dayanağının 506 Sayılı Yasanın mülga 79/10. maddesi ile 5510 sayılı Yasanın 86. maddesi olduğunu, konuya ilişkin Yargıtay 10. ve 21. Hukuk Dairelerinin emsal kararlarında da açıkça belirtildiği üzere, bu tür davaların kamu düzenini ilgilendirdiğini, işverenin kabulünün tek başına hukuki sonuç doğurmayacağını, bu davaların 506 sayılı yasanın 79/10 maddesi gereğince 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, bu nedenle yapılacak araştırma sonucu saptanan hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren dava tarihine kadar 5 yıl geçmiş ise, davanın hak düşürücü süre yönünden de reddini dilediklerini, işe giriş bildirgesi verilmiş olsa dahi işe giriş bildirgesinden önceki sürelerle ilgili hak düşürücü sürenin işleyeceğini, davacının diğer davalı işverene ait işyerinde 01/12/2005 tarihinde çalışmaya başladığını beyan ettiğini, davacıya ait kurumları kayıtları ve hizmet dökümü incelendiğinde; diğer davalıya ait işyerinde 14/11/2007 ve 09/2007 tarihine kadar çalışmasının göründüğünü, kuruma bildirilen günlerin tespitinde hukuki yarar bulunmadığını, kurum kayıtlarının resmi belge olması nedeniyle davacının resmi kayıtlarda görülmeyen hizmetinin varlığını kanıtlamasının ancak aynı güçte deliller ile mümkün olduğunu, bu iddianın tanık beyanları ile ispatının mümkün olmadığını, Yargıtay kararları uyarınca da uzun süreli hizmet tespiti davalarında yazılı delil aranması gerektiğini, 5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunun yazışma, evrak, bilgi, arşivleme esasları başlıklı 40. maddesi hükümünün amir olduğundan kurum kayıtlarının aksinin davacı tarafından eş değerde yazılı belgelerle ispatının gerekeceğini, arz ve izah edilen sebeplerle davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Davanın kabulü ile,
Davacının davalıya ait 1030667 sicil sayılı işyerinde 07/12/2005-31/07/2009 tarihleri arasında hizmet akdine tabii olarak sigorta primine esas kazancın alt sınırından çalıştığının tespitine,
Kuruma bildirilen günlerin infazda nazara alınmasına,
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Fer’i müdahil vekili, mahkemece zamanaşımı süresi bakımından yapılan değerlendirmenin yerinde olmadığını, tanıkların anlatımlarına göre karar verildiğini, ancak beyanı tespit edilen tanıkların işverenle aralarında bir husumetin bulunup bulunmadığının araştırılmadığını, davacının davanın açılmasına sebebiyet vermesinden ötürü lehlerine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılması gerektiğinden bahisle istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Feri müdahil Kurum vekilinin, … 5. İş Mahkemesi’nin 07/12/2018 tarih ve 2015/197 Esas, 2018/420 Karar sayılı ilamına yönelik istinaf başvurusunun HMK’nin 353/1-b maddesinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine,
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Feri Müdahil Kurum vekili istinaf gerekçeleri ile kararı temyiz ederek ve kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Dava, 506 sayılı Kanunun 79/10. (5510 sayılı Kanun’un m. 86/9.) maddesi uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Maddeye göre, “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.”
Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re’sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.
Eldeki davada; davacının, davalı işveren yanında 14/11/2007-2009/7 döneminde bildirimlerinin yapıldığı, mahkemece yapılan yargılama ile farklı bir işveren yanından çıkışının 30/11/2005 tarihi olduğu belirlenerek 1 hafta iş arama ve bulma olarak değerlendirilmiş, tanık ifadeleri ile birlikte davacının, davalı işveren yanında hizmet başlangıcının 07/12/2005 olduğunu kabul ile davalı işverenin Kanun kapsamından çıkartıldığı 31/07/2009 sonrası için ise de hizmet tespiti isteminin reddine karar vererek talebin 07/12/2005-31/07/2009 tarihleri yönünden kabulüne karar vermiştir.
1- Yapılan incelemede, davanın 21/08/2015 tarihinde açıldığı, davalı yanında ilk işe giriş bildiriminin ise 14/11/2007 tarihinde yapıldığı anlaşılmakla, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı ve kabulü konu 07/12/2005-14/11/2007 tarihleri arasındaki sürenin hak düşürücü süreye uğradığı anlaşılmıştır. Mahkemece, 07/12/2005-14/11/2007 dönemi için hak düşürücü süreye uğradığından aksi kabul ile kabul kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Davalı işveren yanından 14/11/2007-2009/7 dönemindeki bildirimlerin ise tam olduğu anlaşılmakla bu sürenin tespiti yönünden hukuki yarar bulunmadığı gözetilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, Feri Müdahil Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi …. Dairesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üye …’in muhalefetlerine karşı, Başkan vekili … İnceman ile Üyeler …, … ve …’ün oyları ve oy çokluğuyla, 27/10/2021 gününde karar verildi.

KARŞI OY

Davacı davalıya ait işyerinde 01.12.2005 ile 01.03.2012 tarihleri arasında çalıştığını tespit etmiştir. Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüyle davacının 07.12.2005 – 31.07.2009 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmiş olup verilen kararın feri müdahil kurum vekilince temyizi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın feri müdahil kurum vekilince temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin katılmadığımız çoğunluk görüşünce 07.12.2005-14.11.2007 dönemi için ilk işe giriş bildirgesinin 14.11.2007 tarihinde verildiğinden bahis ile hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğinden bahis ile kararın bozulmasına karar verilmiş ise de, aşağıda belirtilenen nedenlerle bozma kararına katılamamaktayım.
Hak düşürücü süre ile ilgili olarak;
Yargıtay …. Hukuk Dairesi son olarak bildirilminin yapıldığı yıldan itibaren beş yıl içinde dava açılması halinde, aynı şekilde yıllar önce verilen işe giriş bildirgesinden önceki sürelerin tesbitini kabul etmektedir.
Sigortaya işveren tarafından hiç bildirimi olmayan sigortalıların işten ayrıldıkları tarihten itibaren beş yıl içine dava açmaları halinde, geçmişe doğru kesintisiz olarak 10 yıl 15 yıl hatta 20 yıl hizmet tesbitine karar verilmesi halinde hakdüşürücü süre sözkonusu olmamaktadır.
Somut olay ve benzer durumdaki olaylarda, işveren dilediği zaman işe giriş bildirgesi düzenleyerek vermekte ve hizmetleri kısmen bildirmektedir. Sigortalının bu bildirime itiraz etme şansı yoktur. İşe bildirgesini imzalamak zorunda kalmaktadır.
Hiç bildirimi olmayan ve kısmen çalışmaları bildirilen sigortalıların çalışmalarının kesintisiz olarak devam ettiği durumlarda, hukuk önünde aynı haklara sahip olması gerekir.
Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı Mülga 506 sayılı Kanun’un 79. maddesinin 10. fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır.
Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.
İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun’un 79. maddesinin 1. fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun’un 79. maddesinin 10. fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması halinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır. Bu kabul şeklinin temelinde yatan neden, hiç bildirim yapılmayan sigortalılarla, kısmi bildirim yapılan sigortalıların aynı hukuksal statüye tabi tutulmalarının hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağının düşünülmesidir.
Somut olayda, davacının kısmi çalışmalarının bildirilmesi nedeniyle kesintisiz devam eden birleşen blok çalışmalarının bulunması hâlinde 506 sayılı Kanun’un 79. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin dolduğundan söz edilemez. (HGK 02.07.2019 gün 2016/10-917 E-2019/833 K ) sayılı kararı da aynı yöndedir.
Bu nedenlerle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin hak düşürücü süre nedeniyle bozma yönündeki çoğunluk görüşüne katılamamaktayım.