Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/3450 E. 2021/7192 K. 16.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3450
KARAR NO : 2021/7192
KARAR TARİHİ : 16.12.2021

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02.12.2016 gün ve 2014/473 – 2016/357 sayılı kararı onayan Daire’nin 07.02.2019 gün ve 2017/5550 -2019/747 sayılı kararı aleyhinde asıl davada davacılar vekili ile birleşen davada davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçelerinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline geri çevrilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra iade edildiği anlaşılmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Asıl davada davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin keşidecisi olduğu bonoya dayalı olarak lehdar davalı … tarafından takip başlatıldığını, dava dışı mirasçılardan …ve eşi …’ün murisin ehliyetsizliğinden de yararlanarak diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla davalı ile fikir birliği yaparak murise 490.000 USD ve 510.000 USD bedelli toplamı 1.000.000,00 USD bedelli senet imzalattıklarını, davalı …’ın murise 1.000.000,00 USD ödeyebilecek güçte olmadığını, murisin 78 yaşında ölüp ölümünden 5 ay önce bu senetleri düzenlediğini, murisin terekesinde toplam 1.000.000,00 USD hareketi göremediklerini, yaşlı ve alzheimer hastası olan murisin fiil ehliyetinin bulunmadığını, senetteki imzanın ve yazıların farklı zamanda dolduğunun anlaşılabileceğini, müvekkillerinden …’ın Marmaris 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/492 Esas ve 2005/641 Karar sayılı dosyasında muris ve mirasçı …aleyhine muvazaa nedeni ile tapu iptali davası açtığını, davanın kabul edildiğini ve kararın Yargıtay onaması ile kesinleştiğini, bu sebeple söz konusu senetlerin rakam hanesinin doldurularak icraya konulduğunu ileri sürerek, Antalya 1.İcra Müdürlüğünün 2007/12020 sayılı dosyasındaki 510.000 USD bedelli bono sebebi ile davacıların borçlu olmadığının tespitini ve bononun ve takibin iptalini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı … vekili, asıl dava dosyasındaki iddiaları tekrarlayarak kendisinin Marmaris 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/492 Esas 2005/641 Karar sayılı dosyasında muvazaa nedeni ile açtığı tapu iptali ve tescil davasını kazandığını, kararın kesinleştiğini ve bu sebeple sadece şahsı aleyhine bu takibin yürütüldüğünü ileri sürerek, Antalya 1. İcra Müdürlüğü’nün 2007/3115 sayılı dosyasında 122.500 USD bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece uyulan bozma ilamına göre, somut olayda taşınmazlara ilişkin uygulanan 0l.04.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında yer bulan muris muvazasının uygulanması imkanının olmadığı, davacıların muris ile davalı arasındaki davaya konu senetlere ilişkin muvazaa iddiasında bulunduklarını, mirasçıların (küllü halefiyet nedeniyle) kural olarak taraf kavramına dahil oldukları, senede karşı ileri sürdükleri iddiayı ancak senetle ispat edebilecekleri, muvazaa iddiasının bu nedenle yazılı belge ile ispatlanması gerektiği, murisin ehliyetsizlik iddiasına ilişkin ATK’dan alınan rapora göre murisin senet düzenleme tarihleri itibariyle fiil ehliyetinin olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme yapılamayacağı, kaldı ki davalı hakkında resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından kamu davası açıldığı bu yargılama neticesinde davalı sanığın beraat ettiği, verilen yerel mahkeme kararının Yargıtayca onanıp kesinleştiği bozma ilamında da bu hususa işaret edildiği, yapılan imza incelenmesinde senet altındaki imzaların murise ait olduğu, yine 01.04.1999 tarihli protokol başlıklı belge de dikkate alınarak ispatlanamayan asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen karar davacılar vekilinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır.
Bu kez davacılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
(1) Asıl ve birleşen dava, bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.
Davacılar, murisleri …’ın ehliyetsizliğinden istifade eden dava dışı mirasçı …ve eşi Yılmaz Gürgöl’ün, davalı … ile işbirliği yaptıklarını ve kendilerinden mal kaçırma gayesi ile imzalanan senetlerin davalı tarafından takibe konulduğunu ileri sürmüştür. Davalı ise senetlerin muris ile imzalanan 01.04.1999 tarihli protokol gereği muris tarafından üstlenilen edimin yerine getirilmesi amacıyla kendisine verilen 1.000.000 USD’nin, edimin gerçekleşmemesi üzerine iade edilmediğini ve bu paranın karşılığı olarak kendisine verildiğini savunmuştur.
Davacıların murisi anne…1924 doğumlu olup, ölüm tarihi olan 06.09.2001’de 77 yaşındadır. Muris ile davalı arasında imzalanan 01.04.1999 tarihli protokolde, daha önce varılan anlaşma çerçevesinde … tarafından …’a toplam 1.000.000 USD verildiği, Memduha’nın protokole konu taşınmazın tamamının mülkiyetini haciz, rehin, tedbir ve benzeri her türlü takyidattan ari olarak kendi üzerine alacağı, bundan sonra taşınmaz üzerine turistik tesis yapılacağı, tesisin projesinin her iki tarafın uygun bulacağı şekilde masrafları kendisine ait olmak üzere inşaat ruhsat masrafları hariç) davalı tarafından yaptırılacağı, inşaat ruhsatı alındığı tarihte söz konusu taşınmazın tapusunun %10’luk kısmı, kabası bittiğinde %15’lik kısmı, tesis tamamlandığında ise %50’ye tamamlanmak üzere (%25 ‘lik kısım) davalıya devredileceği, tesisin yapılması içi belirtilen harcamalar dışında tüm harcamaların %60’lık kısmının davalı, %40’lık kısmının muris veya yakınları tarafından karşılanacağı, yapılacak tesisin ortak işletileceği, tarafların bu tesisle ilgili izaleyi şuyu davası açmamayı taahhüt ettikleri, bu konuda tapuya şerh konulacağı, murisin protokolle üstlendiği mükellefiyetlerini 31.12.1999 tarihine kadar gerçekleştireceği düzenlenmişitr.
Dava konusu senetlerden 12.04.2000 keşide, 13.12.2004 vade tarihli 490.000 USD bedelli senete dayalı olarak, Antalya 1. İcra Müdürlüğü’nün 2007/3115 Esas sayılı dosyası üzerinden 19.03.2007 tarihinde başlatılan icra takibinde, tüm mirasçılar borçlu olarak gösterilmesine karşın, ‘’bononun 3/4’ü Mehmet dışındaki mirasçılar tarafından ödendi, 122.500 USD için takip yapılmıştır’’ denilerek, davacı … aleyhine takibe devam edilmiştir. Ancak davalının icra takibindeki bu iddiası diğer davacılar tarafından reddedilmiş ve dava konusu senet karşılığı murise verildiği iddia olunan 1.000.000 USD ‘den kendilerine ödeme yapıldığını kabul etmemişlerdir. 12.04.2000 keşide, 13.12.2004 vade tarihli diğer senet ise 510.000 USD bedelli olup, Antalya 1. İcra Müdürlüğü’nün 2007/12020 Esas sayılı dosyası üzerinden 14.09.2007 tarihinde takibe konulmuştur.
Marmaris 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/2010 Esas 2006/3913 Karar sayılı dosyasında, davacı … tarafından dava dışı mirasçı …aleyhine açılan ve tapu iptal ve tescil davasında, davacı muris …’ın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla taşınmazını davalı kızına devrettiğini ileri sürerek, payı oranında iptal ve tescil talebinde bulunmuş, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2006/2010 Esas 2006/3913 Karar sayılı ilamı ile 11.04.2006 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.
Olay ve dava tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken mülga HUMK’un 236. (HMK’nin 188.) maddesinde, taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır. Bununla birlikte öğreti ve uygulamada kabul edilen tanıma göre ikrar, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, Ankara, 2001, s. 2037 vd.; Postacıoğlu, İlhan E./Altay, Sümer: Medenî Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 2014, s. 595 vd.; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C. 1- 2, İstanbul 2000, s. 628 vd.). Başka bir deyişle ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir.
Önemle vurgulanmalıdır ki; bir davada yapılan mahkeme içi ikrar, başka bir davada da geçerli olup, kesin delil teşkil eder (Kuru, s. 2045). Bununla birlikte ceza davasındaki (mahkemesindeki) ikrar da hukuk davasında geçerlidir (Kuru, s. 2047).6100 sayılı HMK ‘nın 200. maddesinde ‘’Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.’’ düzenlemesi yer almakta olup, yine aynı Kanun’un 188. maddesinde ‘’Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez. ‘’ denilmiştir.
Her ne kadar muris Memduha ile davalı … arasında akdedilen 01.04.1999 tarihli protokolde ‘’Daha önce varılan anlaşma çerçevesinde … tarafından …’a toplam 1.000.000 USD verilmiştir. ‘’ ifadesi yer almakta ise de davalı … gerek aynı olay nedeniyle hakkında açılan Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/254 E., 2012/258 K. sayılı ceza dosyasındaki savunmasında ve gerekse bu dosyanın 16.09.2011 tarihli duruşmasında alınan beyanında “490.000 Doları 3. ayın sonu veya 4. ayın başında 2000 yılında, geri kalan 510.000 Doları da yaklaşık 20-21 gün sonra Yılmaz Gürgöl’e yine evinde teslim ettim.” şeklinde açıkça ikrarı karşısında, mahkemece senede dayalı olarak murise sözleşmeye konu paranın davacıların murisi Memduha’ya verildiğinin kabulü ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
(2) Öte yandan, 01.04.1999 tarihli sözleşme tarihi itibariyle alzheimer hastası olduğu ve fiil ehliyetinin bulunmadığı iddia edilmiş olan muris … sözleşme tarihi itibariyle 75 yaşında olup, Adli Tıp Kurumu’ndan alınan 20.04.2011 tarihli raporda, senetlerin düzenlenme tarihi itibariyle murisin alzheimer hastası olup olmadığının tespit edilemediği belirtilmiş ise de; murisin çocukları ile birtakım sorunlar yaşadığı hususunu bildiği bizzat kendi beyanlarından anlaşılan davalı …’ın, sözleşme tarihi itibariyle 75 yaşında ve bir çok tanık beyanıyla hafızasını kaybettiği ileri sürülen murisin yaşı itibariyle akıl ve ruh sağlığının yerinde olup olmadığı hususunda bir doktor raporu almaksızın kendisiyle sözleşme yapması, 1.000.000 USD gibi oldukça yüksek miktarda bir parayı vermesi, yine kendisinden aynı miktarda senet almasının paranın akıbeti konusunda hiçbir iz bulunmamasının hayatın olağan akışına aykırı olup olmadığı ve bu durumda TMK’nın 15. maddesi uyarınca muris ile davalı arasındaki protokolün geçerli olup olmadığı hususunda bir değerlendirme yapılmaması da doğru görülmemiş ve davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 07.02.2019 tarih ve 2017/5550 Esas, 2019/747 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak hükmün davacılar yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 07.02.2019 tarih ve 2017/5550 Esas 2019/747 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının karar düzeltme isteyen davacılara iadesine,16/12/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, İİK’nın 72. maddesi uyarınca açılan bonodan dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 05.09.2012 tarih, 2008/281 Esas, 2012/310 Karar sayılı ilamıyla davanın kabulüne karar verilmiş, mahkeme kararının davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine kapatılan Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 01.04.2014 tarih, 2014/1545 Esas, 2014/6186 Karar sayılı kararı ile davalı hakkında Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan ceza davası sonucunun bekletici mesele yapılması ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucu karar verilmesi gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyulmuş, yapılan yargılama sonucunda 02.12.2016 tarih, 2014/473 Esas, 2016/357 Karar sayılı ilam ile ispatlanamayan asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararının davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine kapatılan Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 07.02.2019 gün, 2017/5550 Esas, 2019/747 Karar sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Bu kez davacılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.

Sayın çoğunluk davalının Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyasındaki savunmasında gerekse bu dosyanın 16.09.2011 tarihli duruşmasındaki beyanlarında “parayı Yılmaz Gürgöl’e evinde teslim ettiğini belirttiği, bu açık ikrarı karşısında sözleşmeye konu paranın davacıların murisine verildiğinin kabulünün, öte yandan murisin sözleşme tarihi itibariyle 75 yaşında olduğu, kendisiyle doktor raporu alınmaksızın sözleşme yapılmasının ve bir milyon USD gibi yüksek miktarda bir paranın akibeti konusunda hiçbir iz bulunmamasının hayatın olağan akışına aykırı olup olmadığı, TMK’nın 15. maddesi uyarınca protokolün geçerliliği hususunda bir değerlendirme yapılmamasının doğru görülmediği gerekçeleriyle karar düzeltme isteminin kabulü ile hükmün davacılar yararına bozulmasına karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramlar ve yasal mevzuatın incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Menfi tespit davası İİK 72. maddesinde düzenlenmiştir. Borçlu icra takibine süresinde itiraz etmediği ve takibin kesinleşmesi halinde borcunun bulunmadığını bu dava türü ile ileri sürebilir. Menfi tespit davasında ispat yükü kural olarak davalı alacaklıya düşer. Ancak kambiyo senedi niteliğinde bulunan bonolardan kaynaklanan alacaklarda ispat yükü borçlu bulunmadığını iddia eden davacı borçluya düşer. Bono ödeme vaadinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir, sebepten mücerrettir.
6100 sayılı HMK’nın ispat hakkı başlıklı 189/3. maddesinde ”kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz.” 200/1 maddesinde ise “bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar ve değerleri 2500 TL’yi geçtiği takdirde senetle ispat olması gerekir. 2. maddesinde ise; bu madde uyarınca senet ispatı gereken hususlarda 1. fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakatı hakkında tanık dinlenebilinir. 201/1. maddesinde senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler 2500 TL’den az miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz” hükümlerine yer verilmiştir.
Davaya konu senetlerin miktarı göz önüne alındığında yukarıda belirtilen yasa hükümleri uyarınca bonoların bedelsiz olduğunu ileri süren davacılar bu iddialarını yazılı delil ile ispatlamaları gerekir.
Davacıların murisi ile davalı arasında 01.04.1999 tarihli protokol yapılmış, söz konusu protokolde davacıların murisine ait taşınmazda turistik tesis yapılmasına karar verilmiş ve protokole uygun olarakta dava konusu bonolar verilmiştir. Söz konusu protokol ve bonolar karşısında artık davacılar davalarını yazılı delille ispat etmek zorundadırlar.
Davalının gerek ceza davasında gerekse duruşmadaki beyanlarında paranın ne şekilde ödendiğine ilişkin açıklaması, paranın davacıların murisine verilmediği yönünde açık bir ikrarı olmayıp, bu paranın murise verilmediği yönünde ikrar olarak değerlendirilmesi doğru değildir.
Protokol yapılması veya bononun düzenlenmesi sırasında davacıların murisinin yaşı nedeniyle doktor raporu alınmasına dair mevzuatımızda bir hüküm bulunmamaktadır.
Davacılar ancak hukuki işlemin düzenlendiği tarih itibariyle murislerinin TMK 15. maddesi uyarınca ayırt etme gücüne sahip olmadıklarını ispatlayabilirler.
Mahkemece Adli Tıp Kurumu’ndan alınan raporda, murisin hukuki işlem tarihi itibariyle ayırt etme gücünden yoksun olduğuna dair kesin bir bulgu edinilemediği bildirilmiştir. Yine Muğla Devlet Hastanesi Başhekimliği’nin 19.10.2010 tarihli yazısında da murisin hastanede hiçbir şekilde yatarak tedavi görmediği belirtilmiş olup, dinlenen davacı tanıkları da murisin ölene kadar temyiz kudretine sahip olduğunu belirtmişlerdir. Söz konusu raporlar, dinlenen tanık beyanları karşısında artık murisin ayırt etme gücünün olup olmadığı yönünde araştırma yapılacak bir durum olmadığı açıktır.
Davalı hakkında da Ağır Ceza Mahkemesinde resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık hakkında açılan kamu davası sonucu beraatine karar verilmiş, söz konusu ceza mahkemesi kararı da kesinleşmiştir.
Ülkemizdeki para trafiğinin büyük bir kısmının kayıt dışı olduğu ve herhangi bir yerde bir işlem görmeksizin el değiştirdiği herkes tarafından bilinmektedir. Bir milyon USD gibi yüksek miktardaki paranın akıbeti konusunda hiçbir iz bulunmaması hayatın olağan akışına aykırı olduğu şeklindeki kabul, yukarıda belirtilen yasa hükümleri karşısında hiçbir hukuki karşılığı bulunmamaktadır. Hukuki dayanağı bulunmayan bir şekilde değerlendirme yapılması hukuki güvenirliliği de sarsar.
Bu nedenle mahkemece sayın çoğunluğun bozma gerekçesinde belirtmiş olduğu hususlarda yeterli tüm araştırmalar yapılmış, bozma gerekçeleri yerinde olmadığından, söz konusu karar da iki kere Yargıtay denetiminden geçmiş olduğundan yapılan araştırma ve incelemeler de yeterli olmakla davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin reddi gerektiği kanaatindeyiz.