YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/273
KARAR NO : 2021/12613
KARAR TARİHİ : 07.12.2021
MAHKEMESİ : İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine, davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine yönelik olarak verilen karar, davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 07/12/2021 tarihinde davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; imzaladıkları 25/08/2008 tarihli sözleşme ile davalının büyükbaş hayvanların kesiminden sonra ortaya çıkan ve kırkbayır ismi verilen ürünün satışından sonra % 40 kâr payı ödemeyi kabul ettiğini, davalının Afyon’da faaliyet gösterdiğini, vergi dairesi kayıtlarının bulunduğunu, ayrıca ilgili ürünleri ihraç yolu ile satmasına rağmen kar payı ödemediğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere, vergi levhasına yansıyan kar payları ile işin niteliği gereği kayıtlara yansıtılmaması nedeniyle bilirkişi tarafından belirlenecek kar payından şimdilik 10.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek bankalarca ödenen en yüksek ticari faiz oranına göre davalıdan tahsilini talep etmiş; 16/01/2018 tarihli ıslah dilekçesiyle dava değerini 151.462,61 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı; dava dilekçesine ekli sözleşmenin metnini kapsar şekilde imzasının bulunmadığını, davacı tarafın kötü niyetli olarak sözleşme metnini alacaklı olacak şekilde düzenlediğini ve imzalı olan arka sayfaya eklediğini, kar payı sözleşmesini imzalamadığını, kar paylaşımı ve diğer hususları içeren ön sayfanın sonradan eklendiğini, sözleşmenin ön sayfası imzalı olmadığı için hukuken geçerli olmadığını, davacının hiçbir yükümlülüğü olmadığını, cezai şartın bile tek taraflı olarak tarafına yükletildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; tacir olan taraflar arasında kırkbayır adlı ürünün satışı sonrası kar paylaşımına ilişkin sözleşme bulunduğu, her ne kadar davalı sözleşmenin ön sayfasının
imzasız olması nedeniyle davacının kötüniyetli olarak sözleşmeyi kendi lehine düzenleyip imzalı sayfa ile birleştirdiği, bu nedenle sözleşmenin geçersiz olduğu iddiasında bulunmuş ise de davanın devamı süresince davacı ile aralarındaki sözleşmenin ilk sayfasını sunmadığı, bu nedenle davalının bu beyanına itibar edilmediği ve sözleşmenin dosyada mevcut hali ile geçerli olduğunun kabul edildiği, davalının ticari defter incelemesine göre 2008 yılından dava tarihine kadarki kırkbayır adlı ürünün gelir rakamlarından giderler, zarar ve hesaplanan verginin düşülmesi neticesinde 378.656,54 TL net karı olup geçerliliği kabul gören sözleşme hükümlerine göre davacının bu miktarın %40’ına tekabül eden 151.462,61 TL talep edebileceği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 151.462,61 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı, taraflarca istinaf yoluna müracaat edilmiş, bölge adliye mahkemesince; “…Somut davada davacının sunduğu adi ortaklık sözleşmesinin 1. sayfasında tarafların imzasının bulunmadığı, 2. sayfasında ise ortaklığın diğer hükümlerinin de açıklığa kavuşmadığı, davalının da böyle bir sözleşme ve davacı ile adi ortaklık bunuduğunu açıkca kabul etmediği görülmektedir.
TMK’nun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”, HMK’nın 190. maddesinde “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. ” Kural olarak, adi ortaklık ilişkisinin geçerliliği herhangi bir şekle bağlı değildir. Ancak, ihtilaf çıktığında, adi ortaklık ilişkisinin varlığını ispat yükü iddia eden düşer. Bu iddiayı ileri süren taraf, adi ortaklık ilişkisi bir sözleşme olduğundan, iddiasını HMK. md.200 gereğince senet (kesin delil) ile ispat etmelidir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Davacı tarafça dosyaya sunulmuş adi ortaklık sözleşmesinin 1. sayfasında davalının imzasının bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı taraf ise, aralarında bir sözleşme ve adi ortaklık bulunduğunu kabul etmemiştir.
Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre, adi ortaklık sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması şekil şartı olmasa da, ispat koşulu yönünden önemlidir. Taraflar arasındaki adi ortaklığın varlığının tespiti yargılamayı ve yazılı delil ile ispatı gerektirmekte olup, taraflarca dosyaya ibraz edilmiş tüm nüshaları taraflarca birlikte imzalanmış yazılı bir ortaklık sözleşmesi bulunmadığı görülmüştür.
Bu durumda davacının ispat delilleri açısından açıkça yemin deliline de dayanmadığı görüldüğü gibi, davanın tanık ile ispatlanması söz konusu değildir. Davacı adi ortaklığın varlığını usulünce ispat edememiştir. Sözleşmenin tüm nüshalarının sözleşme taraflarınca imzalanması gerektiğinden, sunulan sözleşmenin 1. sayfası bu niteliği taşımayıp geçersiz olduğundan, davacı yemin deliline de dayanmadığından, davanın reddi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi usul ve hukuka uygun bulunmamıştır…” gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacı tarafından dosyaya ibraz edilen 25/08/2008 tarihli sözleşmede; şahıs olarak davacı, firma olarak da Okro İthalat ve İhracat … firması sözleşmenin tarafı olarak görünmekte, sözleşmenin “Kar paylaşımı ve tarihi” başlıklı 4. maddesinde; “Her 3 ayda 1. haftasında masraflar hesaplandıktan sonra kar paylaşımı yapılacaktır. Kar paylaşımı oranı firma %60, şahıs % 40 olarak belirlenmiştir.” ifadesine yer verilmiş, “sözleşmenin ekleri”
başlıklı 8. maddesinde ise “iş bu 2 sayfadan ve 8 maddeden ibaret sözleşme metnini okuduk, mahiyetini anladık ve taraflar adına serbest irademizle imzaladık” ifadesine yer verildikten sonra taraflarca imzalanmıştır.
Yargıtay uygulaması ve öğretide, tacirler arasında düzenlenmiş olsa bile birden çok sayfadan oluşan yazılı sözleşmelerin devam eden sayfalarının taraflarca imzalanması veya paraf edilmesi zorunluluğu kabul edilmemektedir. Sözleşmenin imzalandığı 25/08/2018 tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’ndan bu yolda bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, sözleşme metninin birden çok sayfadan oluşması halinde her sayfanın imzalanması zorunlu değil ise de, metin içerik, anlam ve devam eden maddeler ile başlıkları bakımından mantıksal sıralama (silsile) ve bir bütünlük arzetmesi gerekmektedir. Davacının dayandığı 25/08/2008 tarihli sözleşme de (2) sayfadan ibaret olup, maddelerin başlığı, sırası, içeriği ve imzalı olan son sayfadaki “iş bu 2 sayfadan ve 8 maddeden ibaret sözleşme metnini okuduk, mahiyetini anladık ve taraflar adına serbest irademizle imzaladık” ifadesi, sözleşmenin her iki sayfasının birbiri ile bağlantılı olduğunu ve bir bütünlük taşıdığını göstermektedir.
Somut olayda; mahkemece sözleşmenin ilk sayfasının ibrazı için davalı tarafa süre verilmiş, davalı ispat külfeti davacıda olduğu için ilk sayfanın ibrazına yönelik yükümlülüğün taraflarına yüklenemeyeceğini, imzasının olmadığı ilk sayfanın ibraz etmesinin de mümkün olmadığını, yükümlülük altına girdiği bir sözleşme imzalamadığını, tek nüsha yapılan ve davacı tarafta bulunan sözleşmeden başka taraflarında sözleşme bulunmadığını, tek nüsha halinde hazırlandığının açık ve net olduğunu savunmuştur.
Buna göre, bölge adliye mahkemesince; tarafların karşılıklı ve birbirlerine uygun irade açıklamalarına kesinlik ve bağlayıcılık kazandıran imzaya itiraz edilmediğine, sözleşmede içerik ve anlam birliği bulunduğuna ve imzasız ilk sayfanın farklı içerik taşıdığının davalı tarafından ispatlanamadığı gözden kaçırılarak davanın reddine karar verilmesi, doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bilindiği üzere, bir davada ileri sürülen maddi olguları kanıtlamak taraflara, bu maddi olgulara dayalı olarak uyuşmazlığı nitelemek ve uygulanacak kanun maddelerini arayıp bulmak ve uygulamak hakime ait bir görevdir ( HMK md.33).
Eldeki davada çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin yorumunda, eş söyleyişle sözleşmenin kar payı taksim sözleşmesi mi yoksa adi ortaklık sözleşmesi mi olduğunun tespitinde toplanmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 620 nci maddesinde; “Adi Ortaklık Sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir” denilerek sözleşme unsuru açıkça belirtilmiştir.
Ortaklar, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere bir sözleşme etrafında birleşirler. Sözleşmenin kurulması için tarafların karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarını açıklamaları gerekir. Adi ortaklık, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulur. Ortak amaçtan bahsedebilmek için, sözleşme ile ulaşılmak istenen hedefin bütün ortaklar için müşterek olması gerekir.
TBK’nın 620 nci maddesinde; “ortak bir amaca erişmek üzere” ifadesiyle açıkça belirtilen ortak amaç unsuru, sözleşmenin temel unsurudur. Ortakların, ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmeleri de yeterli değildir. Bu nedenle, ortakların ayrıca bu amacı gerçekleştirmek üzere çalışmalara katılmayı ve bu amaçla işbirliği yaparak birlikte çaba göstermeyi de taahhüt etmeleri ve bu hususta üzerlerine düşeni yapmaları gerekir. Yani ortaklar, ortak amacın gerçekleşmesi için eşit durumda gayret ve özen gösterme yükümlülüğü altındadırlar.
Sözleşmede ortaklar için sermaye payı koyma yükümlülüğünün öngörülmüş olması, birlikte çaba gösterme yükümlülüğüne de yer verildiği anlamına gelmez. Bu unsurun sözleşmenin içeriğinde yer alması gerekir (N.Barlas 38,O.H.Şener 117.sy).
Diğer bir deyişle, taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık olarak kabul edilebilmesi için sözleşmede, sözleşmeyi yapacak kişiler, sermaye payı, ortak amaç ve işbirliği unsurları bulunmalıdır. Taraflar arasında düzenlenen sözleşme; bu açıklamalar ışığında incelendiğinde, TBK.’nın 620 ncı maddesinde tanımını bulan adi ortaklığın unsurlarını taşımamaktadır.
Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6 ncı maddesinde ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190 ncı maddesinde yer alan genel ispat kuralı gereğince; ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Davacı iddiasını ya da davalı savunmasını yukarıda belirtilen kanunlara göre ispat etmelidir.
Eldeki davada davacı tarafından dosyaya ibraz edilen sözleşmenin aksini, davalı ispat edebilmek için, yasal deliller (ikrar, yazılı delil) ibraz etmeli veya 18/03/1959 tarihli ve 18/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararındaki şartlar dairesinde ancak yazılı sözleşmeye, ikrar veya açık bir muvafakat bulunması halinde dinlenebilen tanık beyanlarına dayanması gerekmektedir. Oysa davalı, dosyaya bu kapsamda bir yasal delil ibraz etmemiş aksine tek nüsha yapılan ve davacı tarafta bulunan sözleşmeden başka taraflarında sözleşme bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Bu açıklamalar ışığında, taraflar arasında imzalanan 25/08/2008 tarihli sözleşme incelendiğinde, içeriğinden işbu sözleşmenin kar paylaşımı ortaklık sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin bölge adliye mahkemesince adi ortaklık sözleşmesi olarak kabulü ile ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Bu durumda bölge adliye mahkemesince yapılacak iş; taraflar arasındaki sözleşmenin, kar paylaşımı sözleşmesi olarak kabulü ile taraf delillerinin, bu sözleşme hükümleri doğrultusunda değerlendirilerek, davacı hissesine tekabül eden kar payının belirlenmesi suretiyle karar vermekten ibaret olmalıdır.
3-Bozma nedenine göre, davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının HMK’nın 371 inci maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, üçüncü bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3.815 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HMK’nın 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yeniden esas hakkında karar verilmek üzere dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 07/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi