YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1972
KARAR NO : 2021/4137
KARAR TARİHİ : 27.04.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Çanakkale 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.05.2017 tarih ve 2015/420 E. – 2017/159 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 04.03.2020 tarih ve 2017/1856 E. – 2020/354 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili … ve …’nin noterlikde düzenlenen “Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmeleri” ile davalı Ege Mor Kuru Temizleme Tur. ve Tic. Ltd. Şti.’ndeki hisselerini diğer davalı …’e devrettiklerini, hisseler devredilmeden önce diğer şirket ortağı davalı … ile müvekkilleri arasında 12.12.2013 tarihinde sözleşme düzenlendiğini, düzenlenen bu sözleşme uyarınca şirketin olağan faaliyetlerine borçsuz şekilde devam edebilmesi, şirketin bir takım giderlerinin karşılanması ve şirkete ait ödemelerin yapılabilmesi için, müvekkillerinin ayrı ayrı nakit olarak şirkete 50.000,00 TL olmak üzere muhtelif tarihlerde toplam 100.000,00 TL ilave para koyduklarını, müvekkilleri tarafından davalı şirkete aktarılan bu tutarların, şirket defterlerinde kayıtlı olduğunu, şirket ortağı davalı …’in müvekkilleri tarafından konulan para tutarını 15.05.2014 vadeli senetle ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği halde, ödemeye ilişkin bu senetleri imzalayarak müvekkillerine vermediğini, ödemenin yapılmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davacı … için 55.000,00 TL, davacı … için 50.118,79 TL’nin sözleşme tarihi olan 12.12.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili Ege Mor Kuru Temizleme Tic. Ltd. Şti.’nin sözleşmenin tarafı olmadığından, müvekkili şirkete karşı husumet yöneltilemeyeceğini, 12.12.2013 keşide tarihli 15.05.2014 vadeli 50.000,00’er TL bedelli 2 adet bononun bedellerinin davacılara ödendiğini, bedelleri ödenen senetlerin davacılardan alındığını, ancak, haksız bir talep ile karşılaşacağını tahmin etmediği için söz konusu senetlerin imha edildiğini, BK’nın 104. maddesinde, borç senedi borçluya geri verilmiş ise borcun sona ermiş sayılacağının düzenlendiğini, hisse devrine ilişkin 12.500,00’er TL borcun ödenmesinin ötelenmesinden ve ortaklık ilişkisinin taraflar arasında husumete dönüşmesi nedeniyle davanın kötü niyetli açıldığını, hisse devir bedellerinin icra takip dosyalarına ödendiğini, davacıların itirazın iptali davası açabilecekken haksız olduklarının tespit edilmesi halinde icra inkar tazminatını ödemekten kurtulmak amacıyla, huzurdaki alacak davasını açtıklarını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; akdedilen 12.12.2013 tarihli sözleşmede; leasing sözleşmesi ile şirkete satın alınan kuru temizleme makinesi taksitlerinin ödenmesi amacıyla, davacılar tarafından ayrı ayrı 50.000,00 TL sarf ettikleri, 12.12.2013 tarihli 15.05.2014 vadeli 50.000,00’er TL bedelli 2 adet emre muharrer senet ile …’in şahsen sorumlu şekilde ödemeyi kabul ettiğinin belirtildiği, davalı tarafça düzenlenen bono bedellerinin ödenerek imha edildiği iddia edilmiş ise de ödemenin ne şekilde yapıldığına ilişkin hiçbir yazılı delil sunulmadığı gibi senetlerin imha edildiği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu, şirket defter kayıtlarına göre davacı …’nin 55.000,00 TL, davacı …’in 50.118,82 TL alacaklı olduğu ancak, 100.000,00 TL talepte bulunulduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 100.000,00 TL’nin 15.05.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı davalılar vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, 12.12.2013 tarihli sözleşmede “İşbu sözleşme ekinde birer örneği bulunan 12.12.2013 keşide tarihli 15.05.2014 vadeli ayrı ayrı 50.000,00 TL bedelli olmak üzere nakden ödenecek 2 adet emre yazılı senet ile taraflara şahsen sorumlu şekilde ödemeyi kabul etmiştir.” diye belirtilmiş olduğuna göre; bu sözleşme uyarınca sözleşmenin ekinde davalı … tarafından düzenlenen sözleşmedeki senetlerin düzenlendiğinin kabulü gerektiği, davacının sözleşmenin aksine, sözleşmede belirtilen senetlerin davalı tarafça düzenlenerek davacılara verilmediği iddialarını yazılı delille ispatlaması gerektiği, senetlerin borçlu elinde bulunmasının senet bedellerinin ödendiğine karine olacağı, senet borçlusu davalı …, senet bedellerini ödediğini iddia ettiği halde, senetleri ibraz edememiş ve bedelleri ödenen senetleri imha ettiğini iddia etmiş olması, senetlerin verilmediğini davacı tarafın ispat edememiş olması ve senetlerin sunulmaması karşısında, senetlerin bedelinin davalı … tarafından ödenerek iade alındığı, ancak, imha edilmeleri nedeniyle ibraz edilemediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin, her iki davalı yönünden davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiği halde, davalı …’in senet bedellerini ödeyerek davacılardan senetleri aldıktan sonra imha ettiğini, yazılı delillerle ispat etmesi gerektiği, senetlerin imha edildiği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu, davalının yazılı delille iddialarını ispat edemediği şekilde hatalı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle; mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
HMK’nın 6763 sayılı Kanun’un 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK’nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi itibariyle 72.070,00 TL’dir. Dava değeri her bir davacı için temyiz sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır. HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı Kanun’un 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin kesin olan karara yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükme yönelik TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE, işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davacılara iadesine, 27.04.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
–