YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3026
KARAR NO : 2021/2801
KARAR TARİHİ : 24.03.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17.01.2018 tarih ve 2016/921 E. – 2018/21 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 18.04.2019 tarih ve 2018/1207 E. – 2019/515 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı temlik eden banka tarafından başlatılan icra takibinin dayanağı olan genel kredi sözleşmesinde davacının hiçbir sıfatla yer almadığını ve imzasınında bulunmadığını, bankanın kötü niyetle hareket ettiğini belirterek icra takibi nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine ve davalı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı temlik eden banka vekili,davacının takip konusu sözleşmeler kapsamında isim ve imzası dolayısıyla sorumluluğu bulunduğunu, icra takibinde kefillerin yalnızca kefil oldukları sözleşmelerden kaynaklı sorumluluklarının olduğunun belirtildiğini, davacının dava dışı şirkette imza yetkisi olduğunu, bankalarda birçok işlem yaptığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının takip konusu kredi sözleşmesinde borçlu ve kefil olarak isim ve imzasının bulunmadığının tespit edildiği, davacının borçlu olmadığının tespiti talebinde haklı olduğunu, kötü niyet tazminat talebinin şartlarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın kabulü ile davacının kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, davacının icra takip dayanağı genel kredi sözleşmesinin tarafı olmadığı, bankanın davacı aleyhine icra takibi yapmasının yerinde olmadığının tespit edildiği, alacağı temlik eden davalı banka tarafından dava konusu icra takibine dayanak olarak gösterilen 30/03/2016 tarihli hesap kat ihtarının davacı ve diğer borçlulara gönderildiği, davacının 01/04/2016 tarihli cevabi ihtarname ile temlik eden davalı bankaya borçlu şirketle herhangi bir ilgisinin olmadığını, kefaletinin bulunmadığını, ihtara konu borcu olmadığını bildirdiği, icra takip dayanağı olan genel kredi sözleşmesinde davacının herhangi bir sıfatla isim ve imzası yer almadığı, her ne kadar dava konusu icra takip talebinde takibe konu borç kredi hesabı ve kredi kartı kalemleri şeklinde dökümü yapılmış ise de, davacının kefaletinin bulunduğu herhangi bir kredi kartı üyelik sözleşmesi sunulmadığı gibi kefaletinin bulunduğu ve takibe konu borcun kaynaklandığı başka bir genel kredi sözleşmesi de davalı banka tarafından sunulmadığından davacının isim ve imzasının bulunmadığı halde davacı aleyhine icra takibi başlatmakta davalı bankanın haksız ve kötüniyetli olacağı, alacağı temlik alan davalı … de alacağın temliki sözleşmesi nedeniyle bankanın halefi sıfatına sahip olduğundan bankanın kötüniyetli icra takibi başlatmasının sonuçlarından sorumlu olacağı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kötüniyet tazminatı yönünden kaldırılmasına, davanın kabulü ile davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.
Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4.152,96 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 24.03.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.