YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2298
KARAR NO : 2021/2249
KARAR TARİHİ : 10.03.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14.02.2019 tarih ve 2017/397 E- 2019/107 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-esastan kabulüne dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 21.02.2020 tarih ve 2019/1065 E- 2020/272 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı Çağlarca İnş. Kuy. Turz. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nden ilama dayalı alacağının bulunduğunu, şirket hakkında Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 2016/1684 Esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını, ancak şirketin haczedilebilir malının bulunmadığını, davalıların şirketin vergi kayıtlarına matrahsız beyanda bulunarak şirketin ticari faaliyetini fiilen sonlandırdıklarını, şirketin yüklenicisi olduğu çok sayıda inşaat olmasına rağmen mal varlığının bulunmadığını, şirketin kat karşılığı sözleşmeleri ile edindiği taşınmazların satıldığının tespit edildiğini, şirket ortaklarının sorumlu olmamasının hakkaniyete uygun olmadığını, ortakların borçtan kurtulmak amacıyla yaptığı işlemlerin hukuken korunamayacağını, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gerektiğini ileri sürerek davacının şirketten olan alacağının müşterek ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili; şirketin 2017 yılı itibari ile davacı alacağı dışında borcunun kalmadığını, davacı alacağının da ödeneceğini, şirketin faal olduğunu, ancak satışını yaptığı dairelerin parasını tahsile çalıştıklarını, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulama olanağının bulunmadığını, limited şirketin üçüncü kişilere olan borcu nedeniyle ortakların mal varlığına gidilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; dava dışı şirketin 09.05.2013 tarihinden sonra iştigal konusu olan inşaat imalatı yapmadığı, gelirinin bulunmadığı, 2013 yılından sonra zarar ettiği, davalıların yetkilisi oldukları şirketin içinin usulsüz yöntemlerle boşaltarak davacı alacağının ödenmesini engellediklerinin ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ve davalılar vekilleri istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce; davacının davalıların kendisini zarara uğratma kastı ile hareket ettiğini ispata yönelik delil bildirmediği, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin eldeki davada uygulanma yerinin bulunmadığı, 6102 sayılı TTK.’nın 556. maddesinde alacaklıların sorumluluk davası açma hallerinin düzenlendiği ve bu maddede iflas şartına değinildiği, bu sebeple şirketin mal varlığını kaybetmiş olmasının, ödeme gücünün olmamasının, aciz halinde olması gibi hususların alacaklıların sorumluluk davası açmaları için yeterli görülmediği, dava dışı şirketin teknik anlamda bir mahkeme kararı ile iflasının gerektiği, bu hususun sorumluluk davalarında dava şartı niteliğinde olup, söz konusu dava şartına riayetsizlik halinde davanın usulden reddi gerektiği, somut olayda borçlu şirketin iflas ettiğine yönelik bilgi bulunmadığı, mahkemece AAÜT’nin 7/2. maddesi uyarınca davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı bu nedenle davalıların istinafının yerinde olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2. md. uyarınca re’sen sebeple esastan kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın dava şartı yokluğundan usulden redddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, aşağıda belirtilen husus dışında dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, büyük ölçüde aynı maddi olgulara dayalı olmakla birlikte iki ayrı hukuki nedene dayalı olarak varlığı ileri sürülen alacağın davalı gerçek kişilerden tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekilince, şirketin tüm faaliyetlerinin, şirketin iki ortağı olan davalıların kişisel mal varlıkları üzerinden sürdürüldüğü, şirket borçlu görünmekle birlikte aslında borcun davalılar üzerinde doğmuş bulunduğu ileri sürülerek, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle iş kazası nedeniyle doğan borcun davalılara ait bir borç niteliğinde olduğunun tespit ve tahsili istemiyle davalılara husumet yöneltilmiş olup bu yöndeki istek bakımından davacının sıfatının bulunduğu kuşkusuz olduğu gibi istinaf başvurusunda da bu yönlere değinildiği açıktır. Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında verilen kararın gerekçesinde bu yönde bir değerlendirmeye değinilmiş ise de, davacı yanca bu yolda sunulan delillerin ne sebeple kabul olunmadığı yeterince gerekçelendirilmediği gibi anılan hukuki nedene dayalı olarak açılan dava kesimi bakımından da sonuç doğuracak şekilde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp hüküm bu yönü itibariyle gerekçeyle de çelişmektedir. Bu durumda, Bölge Adileye Mahkemesince davacının bu iddiası üzerinde durulup sunulan delillerin değerlendirilmesi ve sonucuna göre açıklanan nedene dayalı dava kesimi bakımından esas yönünden bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yöne ilişkin olarak bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.