Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2013/10699 E. 2013/14258 K. 12.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10699
KARAR NO : 2013/14258
KARAR TARİHİ : 12.11.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.12.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yol olarak haritasında gösterilmesi olmadığı takdirde geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16.01.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacılar vekili, 116 ada 30 ve 31 parsel sayılı taşınmazlar içinde bulunan yol olarak kullanılan kısmın 03.11.1988 tarihli anlaşma senedine göre yol olarak kullanılacağı kararlaştırılmış iken kadastro tespiti sırasında bu anlaşma senedinin ibraz edilmemesi nedeniyle davalılar adına tescil edildiğini belirterek halen yol olarak kullanılan bu kısmın tapusunun iptali ve yol olarak terkinine olmadığı takdirde geçit hakkı tesisine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, bazı davalılar yönünden davanın reddine, bazı davalılar yönünden davanın kabulü ile bilirkişi raporuna göre 116 ada 31 parselde bulunan “A” harfi ile gösterilen kısmın tapusunun iptali ile yol olarak terkinine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı … vekili temyiz etmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B-3 maddesi hükmü uyarınca yol, meydan, köprü gibi orta mallarının haritasında gösterilmekle yetinileceği öngörülmüştür. Mahkemece, dava konusu yerin taraflarca anlaşmalarına uygun yol olarak kullanıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de daha sonra bir kısım tapu maliklerinin bu kullanıma muvafakat etmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle kadastro öncesi dava konusu yerin kadim yol olmadığı anlaşıldığından ilk kademedeki yol olarak terkin isteğinin reddi gerekir.
Ancak davacı ikinci kademede geçit hakkı tesisi istediğinden bu yönde araştırma yapılmalıdır.
Bu tür davalar ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi nedeniyle zorunlu olarak açılmaktadır. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Geçit tesisi davalarında başlangıçta davacı tarafından öngörülemediğinden dava dilekçesinde talep edilen yer dışındaki güzergahlardan da geçit kurulması gerekebilir. Bu güzergah üzerindeki taşınmazların maliklerine dava dilekçesi ile husumet yöneltilmemiş olması kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığından 6100 sayılı HMK’nun 124. maddesi gereğince dürüstlük kuralına aykırı olmayan bu taraf değişikliği talebi kabul edilerek davacının bu kişilerin harçsız olarak davaya katılmalarını sağlamasına imkan verilmelidir.
Türk Medeni Kanununun 747/2. maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile bu ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazlar bölünerek kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi mümkün değilse bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek
gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilmesinin zorunlu olduğu hallerde, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Bu bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 ve 1012. maddesi ile yeni Tapu Sicil Tüzüğünün “İrtifak hakları ve taşınmaz yükünün tescili” başlıklı 30. maddesi gereğince kütük sayfasında ayrılan özel sütununa tesciline karar verilmelidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Somut olayda, davacıya ait 116 ada 29 parsel sayılı taşınmazın mutlak geçit ihtiyacı içinde olduğu anlaşıldığından tapu iptali ve yol olarak terkine karar verilemez. Mahkemece davacının ikinci kademedeki geçit isteği hususunda Dairemizin yukarıda belirtilen ilkeleri doğrultusunda 26.08.2011 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen güzergahlar değerlendirilmek suretiyle geçit hakkı tesisi yönünde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin harcın yatırana iadesine, 12.11.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.