YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9878
KARAR NO : 2013/13423
KARAR TARİHİ : 28.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 23.03.2012 gününde verilen dilekçeler ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.03.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalılardan … ve …, bu yeri davacının kullandığını söylemişlerdir.
Diğer davalı …, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların elbirliği mülkiyeti rejimine tabi olup davacının dayandığı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin ifa olanığı bulunmadığından bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Burada öncelikle, elbirliği mülkiyetinin hukuki niteliği üzerinde durulması gerekmektedir. Türk Medeni Kanununun 701-703. Maddelerinde elbirliği mülkiyeti “kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk, dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti elbirliği mülkiyetidir. Bu mülkiyette ortakların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin ortaklığa giren malların tamamına yaygındır” şeklinde tanımlanmaktadır. Gerçekten, elbirliği mülkiyetinde hiçbir ortak için tasarruf edebileceği pay söz konusu değildir. Mülkiyet hakkı, elbirliği ile ortaklara aittir. Bir taşınmaz, elbirliği mülkiyetine tabi olsa da ortaklardan birinin ortaklık tasfiye edildiğinde kendisine düşecek olan tasfiye payına ilişkin olarak yapacağı taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, bir taahhüt sözleşmesi olarak geçerlidir. Fakat, sözleşmenin
ifası ancak elbirliği mülkiyetinin sona ermesi halinde istenebilir. Ne var ki, elbirliği ortaklarının birbirine yaptıkları satış vaadi sözleşmesi geçerlidir. Çünkü, bu gibi durumlarda bir ortağın tasfiye payı azalmakta veya kalmamakta bu pay elbirliği mülkiyetinin diğer ortağının tasfiye payına ilave edilmiş olmaktadır.
Somut olayda, davaya konu 93, 94, 131, 158, 196, 258, 272, 289, 309, 310, 311, 312, 316, 317, 382 ve 397 parsel sayılı taşınmazlar davalıların murisi… ve diğer ortaklar adına elbirliği mülkiyetine tabi olarak kayıtlı olup, muris İsmet Tekin’in ölümü ile 06.12.2005 tarihinde yapılan intikal işlemi ile davalılar da elbirliği ortakları olarak taşınmazda malik olmuşlardır. Yine elbirliği ortaklarından …’in 14.06.2001 tarihinde ölümü ile mirasçı olarak davacıyı bıraktığı anlaşılmakta, böylece davacı … de davaya konu taşınmazların elbirliği ortaklarından biri olmuştur. Elbirliği ortağının, ortaklık tasfiye edildiğinde kendisine düşecek tasfiye payına ilişkin olarak yapacağı taşınmaz satış vaadi sözleşmesi bir taahhüt sözleşmesi olarak geçerli olup böylelikle bir ortağın tasfiye payı azalmakta veya kalmamakta ve bu pay elbirliği mülkiyetinin diğer ortağının payına ilave edilmektedir.
Resmi şekle uygun olarak düzenlenmiş satış vaadi sözleşmeleri hüküm ve sonuç doğurmakta ise vaat alacaklısı taraf TMK’nın 716. maddesine dayanarak karşı tarafı ferağa zorlayabilir. Bu durumda mahkemece elbirliği malikleri arasındaki sözleşmeye değer tanınmalı, satış vaadi ile bir ortağın ortaklık payını diğer satmayı vaat etmesi mümkün olduğundan belirlenecek payların davacı adına tesciline karar verilmelidir.
Açıklanan nedenlerle, 08.11.1988 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi uyarınca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde reddi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.10.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.