Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/1770 E. 2021/1342 K. 17.02.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1770
KARAR NO : 2021/1342
KARAR TARİHİ : 17.02.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Tüketici Mahkemesi’nce verilen 24.01.2019 tarih ve 2016/1596 E. – 2019/19 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 13.02.2020 tarih ve 2019/744 E. – 2020/193 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinden …’nın eşi ve…’nin babası olan …k’un 21/04/2016 tarihinde Yenişehir/Sıhhiye Tren İstasyonunda tren çarpması neticesinde vefat ettiğini, davalının olayda kusurunun ve sorumluluğunun bulunduğunu, ölümle sonuçlanan kazanın asıl nedenlerinin yolcu taşımacılığına açık olan Sıhhiye İstasyonunda yolcuların geliş ve gidişleri için uygun geçiş alanlarının bulundurulmaması, trenlerin perona giriş ve çıkışlarında gerekli önlemlerin alınmaması, yolcuları uyarıcı sesli, görüntülü uyarıların yapılmaması olduğunu ileri sürerek şimdilik her bir davacı için ayrı ayrı 5.000,00’er TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL maddi ve her bir davacı için ayrı ayrı 50.000,00’er TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davanın TCDD Taşımacılık A.Ş’ye karşı açılması gerektiğini, talebin idarenin yürüttüğü kamu hizmeti nedeniyle zarar görüldüğü iddiasına dayandığını, bu nedenle idare mahkemelerinin görevli olduğunu, yargı yolu itirazı reddedilecek olursa bu kez davanın tüketici mahkemesinde değil ticaret mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, davalı idarenin herhangi bir kusurundan ya da ihmalinden söz edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; uyuşmazlığın Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un kapsamı dışında kaldığı, kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerinin kullanılması sırasında oluşan zararların niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar olduğu, dava konusu talepler hakkında İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca, idari yargı yerinde tam yargı davasının ikame edilmesinin gerektiği gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 114/1-b, 115/2 maddeleri uyarınca adli yargı yolu caiz olmadığından dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce; davalı … ile davacıların murisi arasındaki hukuki ilişkinin taşıma sözleşmesinden kaynaklandığı, işletmenin yürüttüğü faaliyetin ve işletme ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin gereği somut uyuşmazlıkta adli yargının görevli olduğu, davanın açıldığı 21.11.2016 tarihi itibariyle 6502 sayılı Yasa’nın yürürlükte olduğu, davacı tarafın ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket etmesi nedeniyle tüketici, dava konusu taşıma işleminin de tüketici işlemi sayıldığı, davaya bakma görevinin tüketici mahkemelerine ait bulunduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın, davanın yeniden görülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
HMK’nın 362/1-c maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin yargı çevresi içinde bulunan İlk Derece Mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verilen kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın anılan yasal düzenleme kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı kanunun 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davalı vekilinin kesin olan karara yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükme yönelik TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE, işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davacılara iadesine, 17.02.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY
Dava, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan tazminat alacağına ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde uyuşmazlığın idari yargı yoluna tabi olduğundan bahisle HMK 114/1-b ve 115/2 gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince ihtilafın adli yargı mahkemeleri görev alanında kaldığı gerekçesiyle – işin esasına girilmek üzere -dosya mahkemesine iade edilmiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf bölge adliye mahkemelerinin bu nitelikteki kararlarının kesin olup olmadığı başka bir deyişle temyizi kabil olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
İlk derece mahkemeleri arasında yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek için verilen BAM kararlarının kesin nitelikte olduğu ve temyiz edilemeyeceği kanun maddesiyle sabittir (HMK 362/1-c)
Temyize gelen hususun bu madde kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi için öncelikle görev ve yetki uyuşmazlıklarının doğru nitelendirilmesi gerekir.
Görev ve yetkiye dair kararlar HMK’da geçtiğine göre kelimenin teknik manada neye tekabül ettiğinin idraki için öncelikle kanun metnindeki görev ve yetki başlıklı düzenlemelere bakılmalıdır. HMK’nun 1-4 maddeleri görev hususunu düzenlerken, HMK’nun 5-23 maddeleri ise yetkiyi ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Anılan madde içeriklerinden yargı yoluna dair herhangi bir düzenlemenin yer almaması kesinliğe ilişkin hükmün (HMK 362/1-c ) adli yargı ilk derece mahkemeleri arasındaki görev ve yetkiyi ilişkin hükümlerin kastedildiği şeklinde dar yorumlanması gerekir.
Bu durumda istinaf mahkemesinin temyiz incelemesine konu kararının kesin olmadığı ve dolayısıyla temyiz incelemesinin yapılması gerektiği kanaatiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.