Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/8065 E. 2021/2171 K. 08.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/8065
KARAR NO : 2021/2171
KARAR TARİHİ : 08.03.2021

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki dava sonucu mahkemece verilen hükmün Dairesince bozulması üzerine, verilen direnme kararına ilişkin dava dosyası 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa’nın geçici 4/1. maddesi uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla, dosyadaki kağıtlar okundu gereği görüşülüp, düşünüldü:
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi’nce verilen 13.09.2018 gün ve 2018/96 E. – 2018/4151 K. sayılı karar usul ve yasaya uygun olup mahkemece verilen direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, temyiz incelemesi yapılmak üzere 6763 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na GÖNDERİLMESİNE, 08.03.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Dava, yabancı mahkemece hükme bağlanan alacağa dair kararın tenfizine ilişkindir.
Davalı, mevzubahis kararın usulünce yürütülmüş yargılama neticesinde verilmiş olan mahkeme kararı niteliğinde bulunmadığı savunmasında bulunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı tenfize konu kararın ilam niteliğinde olup olmadığı hususunda kaynaklanmaktadır.
Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine dair hükümler Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunda (MÖHUK) da yer almaktadır.
Tenfiz şartlarını düzenleyen MÖHUK 54. Maddesinin (a) ve (b) bentleri yönünden bir ihtilaf bulunmadığından, davalı itirazlarını (c) ve (ç) bentlerinde yer alan “hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunması” ve “hukuki dinlenilme hakkının ihlali” kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kamu düzeni nedir, sorusuna cevap arandığında özetle, “toplum düzenin korunması için, siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda değişen düzenin kamuya yararlı olacak şekilde şekillendirilmesini ifade eder. Bir ülkede insanların birbirleriyle uyum içinde yaşamalarını, devletin iç ve dış ilişkilerinde güveni ve huzuru ve düzeni sağlamasını sağlayan kurallar bütünüdür. ( Vikipedi ) şeklinde bir tarifle karşılaşmaktayız.
Mezkur kavramın biraz da soyut alana tekabül etmesi hasebiyle eskilerin deyimiyle “efradını cami, ağyarını mani” olacak şekilde bir kapsam tayini oldukça güçtür.
Uygulamada ise “kamu düzeni” kavramı; genelde kurallara istisna getirmek amacıyla kullanılagelen bir nevi maymuncuk işlev gördüğü gerçeğiyle karşılaşmaktayız.
Somut vakıa özelinde ise; tenfize konu olan kararın duruşma vs gibi birtakım yargılama ritüellerini içermemesi nedeniyle Türk kamu düzenine aykırı olduğu savunmasında bulunulmuştur.
Oysa anayasamızın 141. maddesinde yer alan “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” hükmü yer almaktadır.
Keza buna paralel bir düzenleme içeren HMK. 30. Madde de:“Hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” ilkesi benimsenmiştir.
Bu bakımdan ilgili mahkemece duruşma açılmadan karar veriliş olmasını tek başına kamu düzenini ihlal olarak nitelendirmek mümkün değildir. Bu durum olsa olsa davalının hukuki dinlenilme hakkını ihlal edip etmediği noktasında önem arz edecektir.
Somut vakıada İtalyan mahkemesince davalıya çıkartılan tebligatta, karşı tarafın iddiaları bildirilerek makul sürede gelip de itirazda bulunması halinde duruşma açılıp işin esasına girileceği, mazeretsiz olarak gelmediği takdirde ise karşı tarafın iddialarının sübuta ermiş sayılacağı bildirilerek bir nevi bizde ki isticvap müessesesini andırır bir yönteme başvurulmuştur.
Yabancı mahkemenin bir nevi ön edeme ihtarı sonucunda vermiş olduğu kararın Türkiye’de bire bir karşılığının olmadığı açıktır. Ne var ki, elde ilam niteliğinde bir belge bulunup bulunmadığını denetlemek için başvurulacak temel kaynak MÖHUK’tur,
Mezkur kanunun 50/1 maddesinde; “… o devlet kurumlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların…” denilmenin yanı sıra 53. maddede de: a) Yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi”
b) İlâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi.
Düzenlemeleriyle karşılaşmaktayız.
Kanun koyucu tenfize konu ilamdan bahsederken kesinleşme hususunda ısrarla o ülke iç hukukuna ve kurumlarının inisiyatifine atıfta bulunmuş olmasına göre, Türk usul hükümlerine göre bir kesinlik denetimi yapmanın mümkün olmadığı apaçık ortadadır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yerel mahkeme kararının onanması gerektiği kanaatiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.