YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8046
KARAR NO : 2013/13653
KARAR TARİHİ : 01.11.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine asıl davada 03.10.2007 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil olmazsa irtifak hakkı kurulması, birleştirilen davada 26.01.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kabulüne, birleştirilendavanın reddine dair verilen 19.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayalı tapu iptali tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, dava konusu taşınmaz üzerindeki binanın davalı parseline taşan kısmı ile ilgili olarak temliken tescil, mümkün olmadığı takdirde taşkın kısma yönelik olarak irtifak hakkı tesis edilmesini talep etmiştir.
Birleştirilen davanın davacısı … ise taşınmazı üzerindeki binanın asıl davanın davacısının parseline taşkın olan kısmı ile ilgili olarak temliken tescil, mümkün olmadığı takdirde elatmanın önlenmesi ve kal istemiştir.
Davalı vekili ve davacı vekilleri karşılıklı olarak müvekkilleri aleyhine açılan davaların reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece asıl davanın kabulü ile davacının parseli üzerindeki binanın davalının parseline taşan kısmı ile ilgili olarak davacı taşınmazı lehine irtifak hakkı tesis edilmesine, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, birleştirilen davanın davacısı … temyiz etmiştir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup anılan hüküm;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1-Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2-Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
3-Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Somut olayda; davacı ve birleştirilen davanın davacısına ait taşınmazların öncesi civardaki bir kısım parsellerle birlikte bir bütün olarak cebri icradan satın alınmak suretiyle davalı … ve dava dışı kardeşi Mustafa Kumcu adına tescil edilmiştir. 63 parsel sayılı bu taşınmaz üzerinde dosya içerisindeki 22.09.2000 tarihinde düzenlenen bilirkişi raporu ve ekindeki krokide A ve B ile gösterilen bir bina mevcut olduğu halde taşınmazın tapu maliklerince ifraz edilmek suretiyle muhtelif parsellere ayrıldığı, söz konusu binanın A ile gösterilen bölümünün üzerinde bulunduğu 1517 sayılı parselin temliken tescil isteyen davacı … …’ye satılarak tapudan devredildiği, B ile gösterilen bölümünün isabet ettiği 1518 sayılı parselin ise birleştirilen davanın davacısı … adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Gerek asıl davanın davacısı …gerekse birleştirilen davanın davacısı … kardeştir. 63 sayılı parsel ifraz edildikten sonra üzerinde mevcut olan binanın alt katı asıl davanın davacısı tarafından, üst katı ise davalı … tarafından ayrı girişlerden girilmek suretiyle kullanılmaktadır. Davacı bu durumu bilerek 1517 sayılı parseli davalı kardeşinden satın almış, davalı da bu kullanım biçimini kabullenmiştir. Bu nedenle gerek asıl davanın davacısı gerekse birleştirilen davanın davacısı yönünden TMK’nın 725. maddesi gereğince açılan temliken tescil davalarında aranan iyiniyet koşulu gerçekleşmediğinden temliken tescil taleplerinin reddi gerekir. Bu itibarla mahkemece, asıl davanın davacısı…’nin yasal koşulları oluşmayan davasının tümden reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Birleştirilen davanın davacısı temliken tescil talebinin mümkün olmaması halinde elatmanın önlenmesi ve kal talebinde de bulunmuştur. Yukarıda açıklanan kullanım biçimine göre 1517 ve 1518 sayılı parsellerin müşterek sınırı dikkate alındığında asıl davanın davacısı …’nin söz konusu binanın alt katını kullanarak birleştirilen davanın davacısı …’nun mülkiyetinde olan 1518 sayılı parsele kısmen müdahalede bulunduğu anlaşıldığından müdahalede bulunduğu bölüm bilirkişi raporu ile belirlenerek davacı … …’nin bu kısma vaki müdahalesinin önlenmesine karar vermek gerekirken davasının tümden reddi doğru görülmemiş, açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle birleştirilen davanın davacısı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırlan harcın istek halinde yatırana iadesine, 01.11.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.