YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/8208
KARAR NO : 2021/1838
KARAR TARİHİ : 23.02.2021
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda; davanın reddine yönelik olarak verilen hüküm, davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 23/02/2021 tarihinde davacı vekili Av. … ile davalı … Tes. ve Tic. A.Ş. vekili Av. … geldiler. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, 16.12.2010 günü kollarda uyuşma, sırtta ve her iki kola yayılan baskı tarzında şiddetli göğüs ağrısı, mide ağrısı, öğürme şikayetleri ile davalıya ait hastanenin acil servisine müracaat ettiğini, diğer davalı doktor tarafından muayene edildiğini, talebine rağmen EKG’sinin çekilmediğini, mide kanaması şüphesi nedeniyle kan testi uygulanıp ağrı kesici verilerek eve gönderildiğini, ağrıları geçmeyince sabah tekrar geldiğini , bir kardiyolog tarafından yapılan muayenesinde kalp krizi geçirdiğinin anlaşılması üzerine müdahale yapılarak davalı hastanenin başka bir şubesine sevk edildiğini ve orada anjiyografi yapıldığını, yoğun bakımda kaldığını, üç ay tam, üç ay yarım gün istirahatli olduğunu, zamanında müdahale edilse idi bu sıkıntıları yaşamayacağını bildirerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak 50.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 05/03/2015 tarihli ilamı ile bozulmuş, mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, doktor ve özel hastaneye karşı açılmış tazminat istemine ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. 13. Hukuk Dairesinin 05/03/2015 tarihli bozma ilamında “… Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa, mahkemece Adli Tıp Kurumu raporu esas alınarak hüküm verilmiş ise de, davacının acile geldiğinde bildirdiği şikayetler yönünden davalı doktorun teşhis ve tedavi anlamında yeterli özen ve dikkati gösterip göstermediği konusunda yeterli açıklamayı içermemektedir.Bu nedenle mahkemece, üniversitelerin tıp fakültelerinde görevli konusunda uzman öğretim görevlilerinden oluşturulacak bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine elverişli rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle bozulduğu, mahkemece bozma ilamına uyularak 22.04.2016 havale tarihli bilirkişi heyet raporu ile 11.01.2017 havale tarihli ek raporun alındığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, “…Somut olayda davacının davalı … kurumuna başvurusu ve şikayetleri bir kül halinde değerlendirilerek; tüm dosya kapsamı itibariyle ve Adli Tıp Kurumu raporuna ve bozma ilamı gereğince oluşturulan heyetten alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek, Dr. …’ın tedavide kusuru bulunmadığı, hastalığın tanımlanmasında gecikme bulunmadığı, hastalığın davalının hatalı teşhis ve tedavisinden de kaynaklanmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyulduktan sonra alınan 11.01.2017 havale tarihli ek bilirkişi raporunun sonuç kısmında “…ilk raporda da belirtildiği gibi, hastaneye çağrılarak hastanın kendisinden alınan anamnezde şikayetlerinin miyokard infarktüsü için tipik olduğu görülmüştür. Bu durumda, ilk başvuruda, hastadan yeterli anamnez alınmadığı için infarktüsün atlanmış olduğu kanaati oluşmaktadır. Hastanın dosyasında ilk başvuru sırasında ayrıntılı anamnez alındığına dair kayıt yoktur. Hastanın 36 yaşında bir kadın olması ve bu yaşlardaki kadınlarda kalp krizi sıklığının düşük olduğu bilgisi bu yaştaki kadınlarda hiç kalp krizi görülmeyeceği anlamına gelmemektedir. İyi bir anamnezle böyle bir hastada da infarktüs tanısı koyulabilir. Hastaya ilk başvuru anında tanı koyulabilmiş olsaydı, koroner anjiyografi ve damar açma işlemi çok daha erken gerçekleşebilecek ve kalp kası hasarı yok denecek kadar az olabilecekti.” şeklinde görüş bildirdikleri, alınan bu ek raporun ise gerekçeli kararda hiç zikredilmediği anlaşılmaktadır. Yukarıda anılan ek raporun sonuç kısmına göre, davalıların kusurlu oldukları sabit olup sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 3.050 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.