YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/7288
KARAR NO : 2013/12874
KARAR TARİHİ : 08.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 15.06.2009 gününde verilen dilekçe ile yaylanın aidiyeti istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 30.10.2012 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı … vekili ile davacı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 08.10.2013 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Av. … ile karşı taraftan davalı vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafların sözlü açıklamaları dinlendi duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, dava konusu 225 ada 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazların kadastro çalışmasıyla yayla olarak sınırlandırılarak taraf köylerin kullanımına bırakıldığını, taşınmazları kadimden bu yana kullandıkları şer-i mahkeme kararında belirtildiğini, bu hususun asliye hukuk mahkemesindeki elatmanın önlenmesi davasında da kabul edildiği halde kadastro çalışmasıyla yaylanın kullanımın mahkeme kararlarına aykırı olarak belirlendiğini ileri sürerek, taşınmazların davacılar kullanımında olduğunun özel sicile yazılmasını istemişlerdir.
Davalı, kadimden bu yana kullanımında bulunan taşınmazların elatmanın önlenmesine konu taşınmaz kapsamında kalmadığını, şer-i ilamın sahte olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazları da kapsayan çok geniş bir alan olup yalnızca iki köyün kullanıma bırakılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı … vekili ile davacı … vekili temyiz etmiştir.
Dava, yaylanın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Yayla, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (4342 sayılı Mera Kanunu m.3,4).
31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının uzman bilirkişiler aracılığı ile belirlenmesi; kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmesi gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, davacının dayandığı şer-i ilamlar ile elatmanın önlenmesi davası dosyası getirtilmiş, ancak bu ilam ve elatmanın önlenmesi davasındaki kroki zeminde uygulanmamıştır. Bu nedenle, taraf köyler ile ilişiği
bulunmayan yaşlı mahalli bilirkişiler ile harita ve kadastro konusunda uzman bilirkişilerin katılımıyla yapılacak keşifte davacının dayandığı şer-i ilamların sınırları zeminde tespit edilmeli, … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/22 esas 2006/102 karar sayılı dosyasındaki kroki uygulanmalıdır. Ayrıca, davalının dayandığı kanıtlar da toplanmalıdır. Tüm bunlardan sonra anılan ilamlarda geçen alan ile dava konusu taşınmazların aynı yer olup olmadığı belirlenip, sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, eksik araştırma ve inceleme ile davacıların isteminin yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 990 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde davacılara iadesine, 08.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.