YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/320
KARAR NO : 2021/4398
KARAR TARİHİ : 10.03.2021
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜMLER : Beraat
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Sanıklar …, … ve …’nın, katılan …’nın evine gidip, katılanın çocuklarını başka bir odaya gönderdikten sonra katılanı koltuğa oturtup, 2 adet cep telefonu zorla aldıkları, daha sonra sanıkların katılanın saçlarını makasla kesip, kafasına yanlarında getirdikleri silahın kabzasıyla vurarak, darp edip, “bizim erkek arkadaşlarımızla yattığını itiraf et” diyerek görüntüleri kameraya çektikleri, bir süre sonra katılanın çocuklarının sanıklara müdahale etmeleri üzerine sanıkların “bu olanları birine anlatırsan seni beter yaparız” diyerek katılana ait cep telefonlarını da alarak ayrıldıkları, olayda; sanıkların sübut bulan yağma suçundan mahkumiyetleri yerine, yerinde yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraatlerine hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan … ve vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 10/03/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Yargıtay CGK yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.
YCG 2017/6-1147 Esas 2018/519 Karar sayılı ilamlarında “… Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığınmahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir…” şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
Yine YCGK nın 2018/6-110 E. 465 K. , 2016/6-1157 E. 2017/239 K sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da “şüpheden sanık yararlanır” kuralının uygulanması gerekecektir.
Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır.
Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan “masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır” kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
Somut olayda;
Müşteki; sanıklardan … içeriye gelince benim iki telefonumuda alıp çantasına koydu, giderkende alıp gittiler mealinde iddiada bulunmuştur.
Müşteki mahkemedeki beyanında, telefonlar elimde idi, … elimden alıp yere attı. Sonra yerden alıp kiminle görüşme yaptığıma bakmak istediklerini söylediler, hatta güvenlik kodunuda ben verdim, akrabam olan erkekleri görünce, olur olmaz bununla da, şununla da konuşmuşsun gibi laflar söylediler… Giderkende … telefonları çantasına koyup götürdü. Bir tanesi kampüste bulunmuş bana verildi birinden haber yok iddiasında bulunmuştur.
Sanıklardan … ise “sen eşimle hala görüşüyormusun diye sordum, müştekide elindeki telefonu yere fırlattı, bende fırlattığına göre birşey vardır diye telefonu yerden topladım başka bir telefon daha vardı eşimle görüşme yapıp yapmadığını inceledim. Hatta telefonu açmak için pin kodunu kendisi söyledi bir sürü erkek görüşmelerini gördüm hatta bunları senin kocana, babana söyleyeceğim senin telefon kayıtlarını çıkarsınlar bu telefonları incelesinler dedim bu nedenle korktuğu için telefonlarını atmış olabileceğini düşünüyorum. Ben 2000 liralık telefon kullanıyorum onun 20 TL’lik telefonuyla ne yapayım… En son ben dövdüm çocuğu gelince bıraktım çocuklarından da özür diledim.” mealinde savunmada bulunmuştur.
Sanıklardan … Şanlı ise biz eve gittiğimizde telefon evde duruyordu eşimle konuşmuş mu diye bakmak için aldım kontrol ettim sonra …’da kontrol etti. Hatta eşimin telefon nosunu o telefonda da gördüm. Mealinde savunmada bulunmuştur. Sanıklar … ise herhangi bir telefon almadığını onun haricinde iddianamedeki iddiaların doğru olduğunu savunmuştur.
Görüldüğü gibi müşteki beyanı ile sanıklar … ile … beyanı telefon konusunda büyük ölçüde örtüşmektedir. Diğer hususlara ilişkin zaten kabul ve görüntüler nedeniyle sübutta bir sıkıntı yoktur. Sıkıntılı olan ve halledilmesi gereken husus müştekinin telefonu giderken … aldı çantasına koyup gitti yönündeki beyanına karşılık sanıklardan … ile …’ün biz sadece kontrol amaçlı girdikten sonra aldık kendisi yere attı telefonu topladık pin kodunu da müşteki söyledi, kontrolden sonra bıraktık yönündeki savunmaları arasındadır.
Müşteki mahkemede bu telefonlarımdan birisinin üniversite kampüsü içinde bulunduğu yönünde haber geldi ama henüz teslim almadım, diğeri ise henüz iade edilmedi diyor. Daha sonraki beyanlarında bir telefonun kendisine teslim edildiğini söylüyor. Ancak söz konusu telefonların markası, modeli, imei nosu ve takılı hatların neler olduğu konusunda beyanı olmadığı gibi bu konuda hiçbir araştırma yapılmamış ve dolayısıyla HTS kayıtları, olay öncesinde ve sonrasında kullanılıp kullanılmadığı, kullanılıyor ise kullananların kimler olduğu yönünde hiçbir araştırma yapılmadığı dosyadan anlaşılmaktadır. Ayrıca yağmalandığı iddia edilen telefonlardan birinin, alındıktan sonra giderken kampüse atmışlar mealindeki iddianın araştırılmasında ise kampüsün bulunduğu yer ile sanıkların dönüş güzergahının taban tabana zıt yönler olduğu, araştırma tutanaklarıyla sabit olduğu anlaşılmaktadır.
Sanık savunmalarına göre doğru söylememesi için husumet ve neden bulunan müştekinin beyanı ile yetinmeyerek, savunmaları denetleme adına müştekinin yağmalandığını iddia ettiği telefonların, marka model ve imei numaraları ile içinde takılı olan ve müştekinin bilmemesi mümkün olmayan hat numaraları tespit edilmeli sonra arama kayıtları, HTS ve baz istasyonu tespiti ile suça konu telefonların olay tarihinde ve sonrasında kullanılıp kullanılmadığı, kullanılıyor ise kim tarafından kullanıldığının tespiti ile gerekirse kullanan kişilerinde tanık olarak dinlenerek kimden aldığı vs tüm hususların sorulması, ayrıca sanıkların olay sonrasında Devrek ilçesine döndüklerini, ters istikamette bulunan üniversite kampüsü girişinde 4 gün sonra 22.10.2014 tarihinde atılmış vaziyette bulunması, diğer telefonun ise bulunamamış olması karşısında sanıkların kullandıkları telefonların bulunduğu gün ile yağmalandığı iddia edilen günleri kapsayacak şekilde HTS kayıtları ve baz istasyonlarının tespiti, bulunan istikamete gidip gitmediklerinin de tespiti ile sonucuna göre hukuki durumlarının tespiti ile sonucuna göre yağma suçunun oluşup oluşmayacağına karar vermek gerekirken eksik inceleme ile beraat kararı verilmesinden bozulmalı idi.