YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3134
KARAR NO : 2019/3106
KARAR TARİHİ : 02.07.2019
Mahkemesi :…. Aliye Hukuk Hakimliği
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı-birleşen dosya davalısı vekili Avukat … ile davalı … vekili Avukat … ve diğer davalılar vekili Avukat … geldi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Asıl davada davacı yüklenici tarafından kâr kaybı, birleşen davada ise davacı arsa sahipleri tarafından kira tazminatı istenilmiş olup, mahkemece asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne dair verilen hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davalı-birleşen dosya davacısı arsa sahiplerinin istinaf taleplerinin kabulü ile asıl davanın reddine, birleşen davada ise davacı-birleşen dosya davalısı yüklenicinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar, davacı-birleşen dosya davalısı vekilince temyiz olunmuştur.
6100 sayılı HMK geçici 3/2. maddede; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454’üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı, bu kararlara ilişkin dosyaların bölge adliye mahkemelerine gönderilemeyeceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme nedeniyle bir dosyada 20.07.2016 tarihinden önce HUMK hükümlerine göre temyize tabi nihai bir karar verilmiş ise
bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olsa bile o dosyada kesinleşinceye kadar verilecek tüm kararlar HMK hükümlerine göre istinafa tabi olmayıp doğrudan HUMK hükümlerine göre temyize tabidir. Bu nedenle daha önce HUMK hükümlerine göre temyize tabi olarak görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmiş ise bu karar temyiz edilmemiş olsa bile sonrasında dosyanın gönderildiği mahkemece verilen karar dahi HUMK hükümlerine göre temyize tabi olacaktır. HMK geçici 3/2. maddedeki ilk düzenlemede “aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan” ibaresi değiştirilerek “verilen kararlar” ibaresi getirildiğinden bu değişiklik açıkça bu sonucu gerektirmektedir.
Somut olayda ise yerel mahkemenin asıl ve birleşen dava yönünden verdiği karar 19.12.2017 tarihli olup kural olarak istinaf kanun yoluna tabi ise de, asıl davanın 09.05.2014 tarihinde asliye ticaret mahkemesine açıldığı, … 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 12.05.2014 gün 2014/155 Esas 2014/140 Karar sayılı ilamı ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği ve yargılamaya asliye hukuk mahkemesince devam olunduğu anlaşılmıştır. Bu haliyle Bölge Adliye Mahkemeleri’nin göreve başlama tarihlerinden önce ilk derece mahkemesince niteliği ne olursa olsun nihai karar verilmiş olmakla, dosyada esas hakkında verilecek kararlara karşı kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil temyiz kanun yoludur ve Dairemiz temyiz incelemesi yapmakla görevli ve yetkilidir bu nedenlerle … Bölge Adliye Mahkemesi’nin 16.04.2018 tarih 2018/99 Esas 2018/114 Kararı yok hükmünde olup, kararının kaldırılmasıyla işin esasının incelenmesinde;
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı-birleşen dosya davalısı yüklenicinin asıl ve birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Asıl davaya yönelik davalı-birleşen dosya davacısı arsa sahiplerinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; davacı yüklenici asıl davada, davalılar ve davalılar ile birlikte hissedar olan diğer arsa sahipleri arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmeye göre … ili … ilçesi … Köyü … mevkisi … ada … parsel, … ada … parsel, … ada … parsel ve … ada … parsel sayılı taşınmazlar üzerinde inşaat yapılacağı arsa sahiplerine … ada … parsel sayılı taşınmazda yapılacak inşaattan 15 adet bağımsız bölüm verileceğini, arsa sahiplerine isabet eden bağımsız bölümlerin teslim edildiğini ancak … ada … parsel sayılı taşınmaz üzerinde inşaat yapılamadığını, sözleşmede “…yapılacak inşaat karşılığı müteahhit firmaya satışı vaad edilen yukarıda belirtilen 3. adet parselden … ada … parsel sit alanı olup bu parsel üzerinde beş katlı inşaat ruhsatı verileceği hesaplanarak bu sözleşme şartları belirlenmiş olup, şayet beş kat altında inşaat ruhsatı verilir veya hiç verilmez ise verilecek kat sayısı inşaat oranı ile kıyaslanarak mütehahhidin zararları arsa sahipleri tarafından tazmin edilecektir…” hükmünün bulunduğunu, davacının sözleşme uyarınca … ada … parsel sayılı taşınmaz üzerinde inşaat yapmak üzere … Belediyesi’ne yaptığı başvurunun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün verdiği cevap gerekçe gösterilerek reddedildiğini, … ada … parsel sayılı taşınmazın sit alanı olması nedeniyle inşaat yapılamadığını, davacının bu parsele inşaat yapılabilmesi için masraflar yaptığını ve kâr kaybına uğradığını, yüklenicinin bu zararlarının arsa sahiplerince karşılanacağının sözleşmede hüküm altına alındığını belirterek ıslah yoluyla 329.141,33 TL kâr kaybının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı …
tarafından cevap dilekçesi sunulmamış, diğer davalılar cevabında bağımsız bölümlerin arsa sahiplerine teslim edilmediğini, … ada … parselin sit alanı olduğunun önceden bilindiğini, arsa sahiplerinin bu parsele ilişkin sit alanı şerhinin kaldırılacağına inanarak sözleşmeyi imzaladıklarını beyanla davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece asıl davaya yönelik olarak … ada … parsel sayılı taşınmaz yönünden ifa imkânsızlığı olsa da tarafların taşınmazın sit alanı içerisinde olduğunu bildiğini buna rağmen … ada … parsel sayılı taşınmaz üzerinde inşaat yapılamaması halinde yüklenicinin zararını tazmin etmeyi taahhüt ettiklerini ve yüklenicinin her iki sözleşme gereğince zararını isteyebileceğini kabulle asıl dava yönünden her bir davalıdan 41.143,00 TL yüklenici zararının tazminine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz olunmuştur.
Taraflar arasında 818 sayılı BK 355 ve devamı maddelerde düzenlenen eser sözleşmesi niteliğini taşıyan kat karşılığı inşaat sözleşmesi bulunmakta ve uyuşmazlık da bu sözleşmeden kaynaklanmaktadır. 818 sayılı BK’nın 20/I. maddesine göre: “Bir akdin mevzuu gayrı mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka mugayir olursa o akit batıldır.” Aynı şekilde, BK’nın 96. maddesi, “Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat edemedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.” hükmünü taşımaktadır, mülga 818 sayılı Yasası’nın 117. maddesi hükmünce, borcun ifası borçluya yüklenmeyen durumlar sonucu imkânsızlaşırsa borç sona erer. İmkânsızlık, sözleşme öncesi olabileceği gibi, sözleşmenin imzalanmasından sonra da ortaya çıkabilir. Sözleşme öncesi imkânsızlıkta, sözleşme konusu işin başkaları tarafından da yerine getirilmesi mümkün olamaz. Bu durumda da sözleşmenin batıl (geçersiz) olması nedeniyle BK. 20. madde uyarınca geçersizliğine hükmedilir ve sözleşmelere ilişkin direnim hükümleri (BK. 106. 108. maddeleri) uygulanamaz. Burada objektif imkânsızlık hâli sözkonusudur. Sözleşme öncesi subjektif imkânsızlık ise, taraflardan kaynaklanan imkânsızlık halini ifade eder. Bu durumda kimse kendisinden kaynaklanan kusurdan yararlanamayacağı ilkesi uyarınca kusurlu olan taraf diğer tarafın zararını BK. 96. madde hükmünce karşılamakla yükümlüdür. (15. HD. 02.03.1994 gün ve 1707-1232 sayılı, 15. HD. 05.12.1994 gün ve 3362-7260 sayılı kararları). Sözleşme sonrası imkânsızlıkta iki kısımda incelenebilir. Sözleşme öncesi mevcut olmayan ve sözleşmeden sonra ortaya çıkan bu imkânsızlık, ifa imkânsızlığı (objektif ) hâlidir. Bu durumda borç sona erer ve borçtan kurtulan taraf, diğer taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümlerince geri vermekle yükümlü olur. Başkaca bir hak talebinde bulunamaz. Kısaca BK. 106. ve 108. madde hükümlerince zarar istemi dinlenemez, sadece borcun ifasından önceki zararlarını isteyebilir. Sözleşme sonrası subjektif imkânsızlık halinde ise kusurlu olan taraftan BK. 96. madde uyarınca zarar istenilebilir (15. HD. 05.05.1998 gün ve 845-1844 sayılı, 15. HD. 01.12.1994 gün ve 1886-7200 sayılı kararları).
Somut olayın incelenmesinde ise; yüklenici ile … dışındaki davalı arsa sahipleri ile … 6. Noterliği’nin 09.11.2010 tarih 26439 yevmiye nolu, davalı arsa sahibi … ile de … 4. Noterliği’nin 11.11.2010 tarih 29640 yevmiye nolu Düzenleme Şeklinde Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi imzalandığı ihtilâfsızdır, uyuşmazlık 09.11.2010 tarihli sözleşmede yer alan “…yapılacak inşaat karşılığı müteahhit firmaya satışı vaad edilen yukarıda belirtilen üç adet parselden … ada … parsel sit alanı olup bu parsel üzerine beş katlı inşaat ruhsatı verileceği hesaplanarak bu sözleşme şartları belirlenmiş olup, şayet beş kat altında inşaat ruhsatı verilir veya hiç verilmez ise verilecek kat sayısı inşaat oranı ile
kıyaslanarak müteahhidin zarararı arsa sahipleri tarafından tazmin edilecektir…” maddesinden kaynaklanmadır ve 11.11.2010 tarihli sözleşmede de benzer maddeye yer verilmiştir. Dava konusu … ada … sayılı parsel üzerinde bilirkişi raporlarından anlaşılacağı üzere antik dönem mezarları, mezar girişi ve sarnıç mevcut bulunduğu, … Valiliği Müze Müdürlüğü ve … Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü yazılarından 21.10.2009 tarihinden itibaren 3. derece arkeolojik sit alanı olarak ilan edildiği ve tapu kayıtlarında sit alanı şerhi bulunduğu anlaşılmaktadır. Sit alanı kapsamındaki taşınmaz üzerinde inşaat yapılamayacağı açıktır, sözleşmelerin anılan maddeleri batıl olup imzalandığı tarihte objektif ifa imkânsızlık bulunduğu ve tarafların bu ifa imkânsızlığını bildiği anlaşılmakla yüklenicinin batıl olan maddeden kaynaklanan kâr kaybı talebinin dinlenilmesi mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle mahkemece asıl davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sonuca varılması doğru olmamış, kararın davalı arsa sahipleri yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle davacı-birleşen dosya davalısı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca davalı ve davalı-birleşen dosya davacısı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı ve davalı-birleşen dosya davacıları yararına BOZULMASINA, 2.037,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı-birleşen dosya davalısından alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan davalı-birleşen dosya davacılarına verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2.937,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacı-birleşen dosya davalısından alınmasına, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalı …’dan, 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalı-birleşen dosya davacılarından alınmasına, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden davalı … ve davalı-birleşen dosya davacılarına iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 02.07.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.