Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/7226 E. 2021/12503 K. 19.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/7226
KARAR NO : 2021/12503
KARAR TARİHİ : 19.10.2021

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi

Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı tarafından duruşmalı temyiz edilmesi üzerine dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 19/10/2021Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü taraflardan gelen olmadı. Taraf yokluğunda duruşmaya başlanarak, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
A.Manevi Tazminat Yönünden;
Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.
Mülga 5521 sayılı Kanun’un, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığı’nca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirası’nı (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.
HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”
HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. – 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir.
Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelenmesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 – 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL, 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi sonrası için 72.070,00 TL, 01.01.2021 tarihi sonrası için ise 78.630,00 TL‘dir.
Somut olay incelendiğinde, manevi tazminat istemi hakkındaki hükmün miktar yönünden yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla, davalının anılan hükme yönelik temyiz itirazlarının kesinlik nedeniyle REDDİNE karar vermek gerekmiştir.
B.Maddi Tazminat Yönünden;
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
Dosya kapsamından, davalının ticret ünvanının … olduğu, 12.10.2016 tarihli kök hesap raporunun emsal ücret ihtimalinde davacının maddi zararının 173.762,26 TL olarak belirlendiği, davacı tarafın bu hesap raporuna karşı bir itiraz ileri sürmediği, dava dilekçesinde belirsiz alacak olarak talep ettiği 10.000,00 TL maddi tazminatı bu tutara arttırdığı, takip eden 14.02.2017 tarihli 8. celsede davacı vekilinin „Islah dilekçemi tekrar ederim subuta eren davanın kabulünü talep ederiz“ şeklinde beyanda bulunduğu, sonrasında mahkemenin 14.07.2017 tarihli ek hesap raporunu aldığı, anılan raporun emsal ücret ihtimalinde davacının maddi zararının 185.886,92 TL olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Usuli kazanılmış hak, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.(HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Öte yandan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca; Hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Aynı Kanunun 294-301 maddelerinde ise mahkeme kararlarının nasıl olması gerektiği belirlenmiştir. Bu düzenlemelere göre Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. Yine aynı Kanunun 297. maddesinin (2). fıkrasında “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”, hükümleri öngörülmüş olup, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur.
Somut olayda, davalının ticaret ünvanı … olduğu halde ilk derece mahkemesi gerekçeli kararının karar başlığında ünvanın eksik gösterilmesi hatalı olduğu gibi ilk derece derece mahkemesi kararının gerekçesinde usul ve yasaya uygun hesap bilirkişisi raporu çerçevesinde davacının maddi zararının 173.762,26 TL olduğu sonucuna varıldığından bahsedildikten sonra davacının maddi tazminat isteminin zaten 173.762,26 TL olduğu, davacının 12.10.2016 tarihli kök hesap raporunun emsal ücret ihtimalinde hesaplanan bu 173.762,26 TL’ye yönelik kabulü bulunduğu, fazlaya ilişkin herhangi bir maddi tazminat hakkı bulunmadığı açık olmasına karşın taleple bağlı karar verildiğinin belirtilmesi hükmü kendi içerisinde muğlak ve çelişkili hale getirmiş, bu şekilde taleple bağlı kalınarak maddi tazminata hükmedildiğine dair yazılan gerekçe davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı da ihlal etmiştir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu konuların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, bölge adliye mahkemesinin davalının istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı kaldırılmalı, ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen … Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi‘nin 14.11.2019 Tarih, 2018/167 Esas, 2019/2650 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, … İş Mahkemesi‘nin 24.10.2017 tarih ve 2016/88 Esas, 2017/439 Karar sayılı kararının
A.Gerekçeli karar başlığında yer alan, “… Makina Otomotiv Yedek Parça San Tic. Ltd. Şti.” sözcüklerinin silinerek yerine geçmek üzere, …Makina Otomotıv Yedek Parça San. ve Tic. Ltd. Şti.” sözcüklerinin yazılmasına,
B.Hüküm gerekçesinde yer alan “usul ve yasaya uygun hesap bilirkişisi raporu çerçevesinde davacının maddi zararının 173.762,26 TL olduğu sonucuna varılmış ve taleple bağlı kalınarak 173.762,26 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiştir” rakam ve sözcükleri tamamen silinip hükümden çıkarılarak yerlerine geçmek üzere “her ne kadar 14.07.2017 tarihli ek hesap raporununun emsal ücret ihtimalinde davacının talep edebileceği maddi zarar tutarı 185.886,92 TL olarak belirlenmiş ise de, 12.10.2016 tarihli kök hesap raporunun emsal ücret ihtimalinde davacının maddi zararının 173.762,26 TL olarak belirlendiği, davacı tarafın bu hesap raporuna karşı bir itiraz ileri sürmediği, dava dilekçesinde belirsiz alacak olarak talep ettiği 10.000,00 TL maddi tazminatı bu tutara arttırdığı, takip eden 14.02.2017 tarihli 8. celsede davacı vekilinin “Islah dilekçemi tekrar ederim subuta eren davanın kabulünü talep ederiz” şeklinde beyanda bulunduğu, bu nedenle 173.762,26 TL üzerinden davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu dikkate alındığında 173.762,26 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiştir.” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına ve ilk derece mahkemesi hükmünün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 19/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.