YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/566
KARAR NO : 2021/476
KARAR TARİHİ : 14.10.2021
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 15. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 153-263
Temyiz Edenler : Cumhuriyet savcısı, katılan vekili
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanık …’ın beraatine ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16.02.2010 tarihli ve 416-73 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 24.02.2014 tarih ve 17438-3284 sayı ile;
“…Taraflar arasında 03.06.2007 tarihinde yazılı bir sözleşme yapıldığı, sanığın, bu sözleşmenin anlaşmaya aykırı olarak sonradan doldurulduğunu, katılanın gerçekte kendisine 136 koyun teslim ettiğini belirttiği, sözleşmeyi imzalayan Tanık …’in de, söz konusu sözleşme doluyken sanığın imza attığını belirttiği, sözleşmenin aksinin herhangi bir yazılı belgeyle ispat edilmediği, İlçe Tarım Müdürlüğü yazısına göre de, belirtilen dönemlerde, toplu hayvan ölümleriyle ilgili sanığa ait köyden kendilerine bir başvuru yapılmadığının belirtildiği, belirtilen dönemde, bu kadar fazla koyunun ölmesi, bu ölümlerden de, hayvanların sahibi olan katılanın haberdar edilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, sanıkla katılan arasında, koyunların başkasına satılması hususunda bir anlaşma bulunmamasına rağmen, tanık… beyanında, sanığın, kendisine 38 adet koyun sattığını, parayı da sanığa verdiğini belirttiği, tanık … beyanında, sanıktan 20 adet koyun satın aldığını, katılanın, kendisinin de koyunlarda hakkı olduğunu belirtmesi nedeniyle parayı ikisine birden verdiğini belirttiği, tanık … beyanında, babasına ait koyunların sanık tarafından satıldığını belirttiği, tanık … de, sanığın, koyunların eksik olduğunu kabul ettiğini belirttiği dikkate alınarak ve sanığa teslim edilen koyunların sayısı, sanığın, koyunlardan çoğunun öldüğünü belirterek çok az koyunu katılana teslim etmiş olması, bu ölüm olaylarını ispat edememiş olması ve sözleşmeye aykırı olarak koyunları başkalarına sattığının da sabit olması karşısında, sanığın 5237 sayılı TCK’nın 155/2. maddesi gereğince mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
… Asliye Ceza Mahkemesi ise 17.06.2014 tarih ve 153-263 sayı ile;
“…Müsnet eylemin, iddianame anlatımına göre tekemmül edebilmesi için, kendisine bir hukuki ilişki gereği şey teslim edilen ilgilinin kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı, teslim ve tevdi edilen şey üzerinde, teslim ve tevdi ediliş amacının dışında tasarrufta bulunmasının gerektiği, özellikle de tarafların arasında ihtilafa konu olan hususun, sözleşmeye göre teslim edilen malların sayısı olduğu, 03.06.2007 tarihli sözleşmede 198 adet koyun, 6 adet koç yazılmasına rağmen, katılanın o sözleşmeye göre ilk önce 3, sonrasında ise 3 adet daha koçu sanığa verdiğini ifade ettiği, ayrıca katılan 198 koyun teslim edildiğini belirtse de katılanın oğlu olan tanık …’ın hayvanların teslim edilen sayısı ile ilgili aşamalı teslim konusunda farklı beyanlarda bulunduğu, hatta tanığın beyanına göre hayvanların 200’ün üzerine çıktığının görüldüğü, tanık …’nin dile getirdiği alışveriş ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede ise; sözleşmede 6 nolu bent içeriğine göre hayvanların hiçbir şekilde sanıkça satılması ve devredilmesi konusunda yasak getirildiği, ayrıca bunun için cezai şart getirildiğinin görüldüğü ancak katılanın duruşmadaki beyanında sanıkça, doğacak kuzuların masrafı düşüldükten sonra satılıp paranın kendisine verileceğini ifade etmesine göre, bu kapsamda değerlendirilmesi ihtimalinin mevzu bahis olması, zira bu alım satım ilişkisinden katılanın haberdar olduğunun görüldüğü, tanık …’ın beyanının sadece 2006 yılına ilişkin olarak alım satımdan bahsetmesine göre, bu anlatımın iddianame kapsamına göre, yargılama kapsamı dışında kaldığının değerlendirildiği, zira tarihinde çekişme olmayan sözleşmenin düzenlendiği tarihin 03.06.2007 olduğunun görüldüğü, bu anlamda yukarıda örneklendirildiği üzere, taraflar arasındaki 03.06.2007 tarihli sözleşme hükümlerinin, katılanın kendi beyanlarından anlaşılacağı üzere farklı şekilde uygulandığının sabit görüldüğü, sözleşmede belirtilen rakamın, katılanın oğlu olan tanığın beyanına göre, farklı tarihlerde … ve…’den getirilen hayvanlar ile artması, bunun da … ve… tarafından ayrı ayrı doğrulanmasına göre bu hususun da müphem kaldığının görüldüğü, bu noktada da sözleşmedeki belirtilen rakamın doğruluğu konusunda şüpheye düşüldüğü, nitekim katılanın oğlu olan tanık, … ve…’nin beyanlarına göre, … ve…’nin sanığa teslim ettiklerini söyledikleri hayvanların, teslim tarihinin, 03.06.2007’den sonra olduğu yönünde kanaat oluşuğu, hastalıktan ölen hayvan olup olmadığına dair Tarım Müdürlüğü cevabi yazısı, sanığın bu iddiasını doğrulayan dinletilen tanık beyanları, sanık müdafisince dosyaya ibraz edilen belge birlikte değerlendiriliğinde, sanığın kendisine tevdi ve teslim edilen hayvanları, hayvanların teslim ve tevdi ediliş amacına aykırı olarak tasarrufta bulunduğu konusunda her türlü şüpheden kesin, mahkûmiyete elverişli delil olmamasına göre, bozmaya konu hükmün hukuka uygun olduğu,” şeklindeki gerekçe ile direnerek ilk hükümde olduğu gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.06.2017 tarihli ve 299840 sayılı “Bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesi ile değişik CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 15.10.2019 tarih ve 30011-9938 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin olup suçun yasal unsurları itibarıyla oluştuğu sonucuna ulaşılması hâlinde Yerel Mahkeme kararından sonra yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca uzlaştırma girişiminde bulunulması gerekip gerekmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık … ile katılan … arasında düzenlenen 03.06.2007 tarihli sözleşmenin; “… ilçesi Karapelit köyünden … oğlu … ile … ilçesinden … oğlu …, aşağıdaki imzası bulunan şahitler huzurunda: koyunların güdülmesi ve kuzu ortaklığı için iş bu sözleşmeyi yaptık. Anlaşma şartlarımız aşağıda yazılıdır.
1- Sözleşme başlangıcında hayvan mevcudumuz. (198) adet Koyun, ( ) adet Kuzu ve (6) adet koçtur.
2- Doğan kuzuların paylaşımı; ölen veya sakatlanarak satıldığı için eksilen damızlıklar, doğan kuzularla sayıca 1. maddedeki sayılara tamamlanacak, sonra kalan kuzular, yarı yarıya paylaşılacaktır. Sürünün içerisine başkaca hayvan katılmayacaktır.
3- Yem, ilaç gibi masraflar, yarı yarıya ortak karşılanacaktır.
4- Sözleşmeyi bitirme gününü belirleme hakkı, tek taraflı olarak mal sahibi …’a ait olup sözleşme bittiğinde 1. maddedeki damızlık hayvan mevcudu ile doğan kuzuların yarısı ile birlikte hayvan sahibi …’a teslim edilecektir.
5- Sözleşme devam ettiği sürece (sözleşme bitene kadar), hayvanların tamamı mal sahibi …’a ait olup, sözleşme bittiği tarihte kuzular, 2. maddeye göre paylaşılacaktır.
6- Bahse konu hayvanlar … tarafından kesinlikle satılmayacak, başka birisine devir dahi edilemeyecektir. Aksi halde satılır veya devir edilirse, hayvan sahibi …’a 20.000 YTL tazminat ödeyecektir.
7- İş bu sözleşmede bahsedilen hayvanların iyi yetiştirilmesi ve satılıp devir edilmemesi için komşu … bakıp – gözetme görevini yerine getirecektir.” şeklinde olduğu, sözleşmenin sanık ve katılan ile şahit olarak da … ve … tarafından imzalandığı,
Yerel Mahkemede 08.12.2009 tarihli duruşmada sanık müdafisi tarafından ibraz edilen ve katılan … ismi ile imzalanmış görünen 28.06.2007 tarihli el yazısı notun;
“88 Mal 28.09.2007
3 Koç Perşembe gün
46 Sende olan Teslim oldu.
137 Tamamı
Adem’e teslim edildi.
Koyunlara … alakadar olacak.” şeklinde olduğu,
Karapelit köyü muhtarı … tarafından düzenlenen 19.12.2008 tarihli ve 3318 sayılı Menşe Şehadetnamesine göre; katılan …’a ait 65 adet koyun ve 20 adet kuzunun Karapelit köyünden, … ilçesi Dedeler Mahallesine sevk edileceği, hayvanların ihraç olundukları mahalde ve civar köylerde 12 aydan beri bu nevi hayvanlara arız bulaşıcı olan hastalıkların olmadığı,
Yerel Mahkemece 08.12.2009 tarihli müzekkere ile bilgi istenilmesi üzerine … İlçe Tarım Müdürlüğünün 16.12.2009 tarihli ve 2526 sayılı yazısına göre; 2007 ve 2008 yıllarında Karapelit köyünde küçükbaş hayvanlarda herhangi bir hastalık zuhur etmediği, dolayısıyla toplu ölüm olayı gerçekleşmediği, köy halkından müracaat eden olmadığı,
Yerel Mahkemece 19.01.2010 tarihli müzekkere ile tekrar bilgi istenilmesi üzerine … İlçe Tarım Müdürlüğünün 01.02.2010 tarihli ve 220 sayılı yazısına göre; kayıtlarda yapılan araştırmaya göre, 2007 yılında … ilçesi ve çevresinde küçükbaş hayvanlarda herhangi bir hastalık zuhur etmediği, 2008 yılında Merkez Ömerbey Mahallesinde çıkan Koyun-Keçi Vebası (PPR) hastalığından dolayı 15 (onbeş) adet hayvanın telef olduğu, söz konusu hastalık için kurum tarafından görevlendirme yapıldığı, hastalık çıkan yerde tüm idari ve fenni tedbirlerin alınarak hastalığın söndürüldüğü, hastalık çıkan yerde bulunan 3.050 (üçbin elli) adet küçükbaş hayvana veba aşısı uygulandığı, hastalığın yayılmasını engellemek amacıyla … Hayvan Pazarı’nın küçükbaş hayvanlar için 19.02.2008 ila 25.03.2008 tarihleri arasında kapatıldığı, bu hastalık sebebiyle Karapelit köyü halkından kuruma müracaat eden olmadığı,
Katılan vekili Av. … tarafından sanık aleyhine 23.12.2008 tarihinde açılan alacak davasına ilişkin … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/450 esas sayılı dosyasının UYAP Bilişim Sistemi üzerinden yapılan incelenmesinde; katılan vekilinin dava dilekçesinde; sanığa 03.06.2007 tarihli sözleşme ile 198 adet koyun ve 6 adet koçun, kuzu ortaklığına teslim edildiğini, doğan kuzuların paylaşılmasının kararlaştırıldığını, sanığın sözleşmeye aykırı davrandığını öğrenen katılanın 65 adet koyun ve 20 adet kuzuyu köy muhtarı …’in düzenlediği 19.12.2008 tarihli menşe şehadetnamesi ile alabildiğini, katılanın 90 adet doğmuş ve 90 adet doğacak kuzu nedeniyle 160 kuzu, 6 adet koç ve 133 adet koyun kaybının ve ayrıca katılanın 20.000 TL sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat alacağının olduğunu belirterek 10.000 TL koyunların satılması nedeniyle, 20.000 TL de sözleşmenin ihlali nedeniyle tazminata karar verilmesini talep ettiği, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 13.04.2010 tarih ve 450-206 sayı ile;
“…Davalıya teslim edilen 198 koyundan 40 adet koyunun öldüğü, davalının davacıya ait 32 adet koyunu satarak parasını davacıya verdiği ve bu durum karşısında davalının davacıya teslim ettiği 65 koyun ile birlikte toplam 137 adet koyunun akıbetinin belli olduğu, ancak geride kalan 61 koyuna ne olduğunun davalı tarafından ispat edilemediği, bu neden ile de 130 TL üzerinden 61 adet koyunun parası olan toplam 7.930 TL alacaktan davalının sorumlu olduğu, 03.06.2007 tarihli sözleşmede davalının davaya konu hayvanların satılması ve başkasına devredilmesi hâlinde 20.000 TL’lik cezai şartın öngörüldüğü, davalının hayvanların bir kısmını sattığı, bu neden ile sözleşmeyi ihlal ettiği kanaati mahkememizde oluştuğundan, tarafların tacir olmaması ve hakkaniyete göre 20.000 TL’lik cezai şarttan indirim yapılarak 4.000 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, sözleşmede doğacak kuzuların yarı yarıya paylaşılacağının belirtildiği, davaya konu küçükbaş hayvanların hastalık nedeni ile kuzulamadığı ve doğan kuzuların bir kısmının öldüğü, bir kısmının ise davalı tarafından satıldığı ve satılan kuzuların parasının davacıya verildiği, kuzuların bir kısmının da davacıya teslim edildiği anlaşıldığından davacının kuzular nedeni ile bir alacağının olmadığı kanaatine varıldığı,” gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 7.930 TL alacağın ve sözleşmenin ihlali nedeni ile 4.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, hükmün taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 13.12.2010 tarih ve 9074-16616 sayı ile onanmasına karar verildiği,
… 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/450 esas sayılı dosyasında alınan ve veteriner hekim … tarafından düzenlenen 05.04.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; dava konusu hayvanların … ilçesi, Karapelit köyünde olduğu, 03.06.2007 ila 19.12.2008 tarihleri arasında Karapelit köyünde bulunan koyunların normal şartlar altında bir kere doğurduklarını, bir koyun sürüsünde kuzu doğumunun bazı sebeplerden dolayı en az yüzde 10 fire verdiğini, dolayısıyla 198 adet koyun ve 6 adet koçtan normal şartlar altında 180 adet kuzu alınabileceği, belirtilen tarihler arasında ilçe müdürlüğüne Karapelit köyünde koyunlarla ilgili olarak herhangi bir salgın hastalık ihbarı yapılmadığı, ancak 19.02.2008 tarihinde ilçe merkezinde koyunlarda koyun-keçi vebası hastalığının çıktığını, koyun-keçi vebası hastalığı çıkan bir sürüde gerekli tedbirler alınmaz ise ölüm oranının kuzularda yüzde 80’e kadar çıkabildiğini, koyunların ise hastalığa karşı çok daha dayanıklı olduğu, bu durumda 180 adet kuzudan 100-140 adedinin ölebileceği, 198 adet koyundan ise 35-45 adet arası ölüm olabileceği, 2007-2008 yılında ortalama koyun fiyatının 130 TL, kuzu fiyatının ise 104 TL olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan … Savcılıkta; emekli olduğunu ve hayvancılık işi ile uğraştığını, 03.06.2007 tarihli sözleşmede belirtildiği üzere sanık … ile anlaştıklarını ve kendisine ait olan damızlık 198 adet koyunu ve 3 adet koçu bakıp üretmesi için sanığa teslim ettiğini, bilahare 3 adet koç daha verdiğini, sanığın bakım masrafı olarak koyunlardan doğacak kuzuların yarısını alacak olduğunu, ancak sanığın koyunları sattığını öğrendiğini, toplam 140 adet koyunu iade etmediğini, bir adet koyunun 150 TL civarında olduğunu ve buna göre de 20.000 – 25.000 TL civarında zararının bulunduğunu,
Mahkemede ek olarak; sanığın anlaşmaya göre doğacak kuzuların masrafı düşüldükten sonra satıp parasını da kendisine teslim edecek olduğunu, sanığın yaklaşık 2.300 TL ödeme yaptığını,
Tanık …; katılanı tanımadığını, sanıktan 4 sene önce 2006 yılının başlarında 38 adet koyun satın aldığını ve parasını da sanığa ödediğini, 2007 ve 2008 yıllarında ise sanıktan koyun satın almadığını, taraflar arasındaki sözleşmeye dair bir bilgisinin bulunmadığını,
Tanık …; 2008 yılının 10. ayında sanığın koyun sattığını duyunca Karapelit köyüne gittiğini, sanık ile görüşüp pazarlık yaptığını, 20 adet kuzu ve 2 adet koç olmak üzere toplam 22 küçükbaş hayvan satın aldığını, sonrasında katılanın kendisine “O kuzularda benim de hakkım var.” demesi üzerine ödeme zamanı olan 2008 yılının Kurban bayramından sonra katılan ile sanığı buluşturduğunu, sanığın “Parayı … ağabeyime ver.” dediğini, ödemeyi ikisine birden yaptığını, onların kendi aralarında ne yaptıklarını bilmediğini, sanıkla katılan arasında sözleşme hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığını,
… 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/450 esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada 13.10.2009 tarihli duruşmada; 2008 yılı Kurban bayramından iki ay kadar önce sanıktan 110 veya 115 TL’den 15 adet erkek, 90 TL’den ise 15 adet dişi kuzu aldığını, hatırladığı kadarıyla sanığa ilk önce 15 adet kuzu parasını peşinat olarak verdiğini, kuzuların sanığa ait olduğunu düşündüğünü, daha sonra kuzuların katılana ait olduğunu öğrendiğini, tarafları bir araya getirdiğini, Kurban bayramından sonra geriye kalan kuzu paralarının büyük bir kısmını katılana, küçük bir kısmını ise sanığa verdiğini, dolayısıyla kalan 15 kuzu parasının büyük bir kısmını katılana verdiğini,
Tanık … Savcılıkta; babası olan katılanın koyun sürüsü olduğunu, sanık ile ortaklık yapmak hususunda anlaştıklarını, babasının katılana toplam 198 adet koyun teslim ettiğini, aralarındaki anlaşmaya göre bu koyunlardan doğacak kuzuların yarısını sanığın bakım ve koyun gütme masrafı olarak kendisine alacağını, 3 yılın sonunda diğer yarısını koyunlarla birlikte babasına iade edeceğini, ancak sanığın 2006, 2007 ve 2008 yıllarında yani 3 yıl süre ile bu koyunlara bakmasına rağmen doğan kuzuların yarısını babasına teslim etmediğini, ayrıca 140 adet koyunu da sattığını, 2008 yılı Aralık ayında sanığın artık koyunlara bakamayacağına dair haber göndermesi üzerine babası ile koyunları almaya gittiklerini, sanığın “Kaç eksik koyun varsa teslim ederim, zararınızı gideririm.” diye suçunu da kabul ettiğini,
Mahkemede ek olarak; sanığa başlangıçta 55 adet koyun teslim ettiklerini, daha sonra tanık …’in 98 adet ve tanık…’nin de 52 adet koyun vermesi ile bu sayının arttığını, babasının ve kendisinin … isimli kişi ile birlikte sanığın köyüne gidip kuzulara baktıklarını, sanığın elindeki kuzuların teslim ettikleri sayı ile hiç örtüşmediğini görünce kuzuları … isimli kişiye menşe şehadetnamesi düzenleyerek ve şehadetnamede yazılı miktar üzerinden sattıklarını, sanığın o sırada babasına “Bana teslim edilen koyunla şu anda ne kadar eksiklik varsa ben bu miktarı tamamlayayım.” dediğini, tanık …’den 7 adet kuzu ve 1 adet de koç parası olan toplam 1.625 TL’yi kendisinin aldığını,
Tanık …; kendisinin daha önceden katılan …’a koyun güttüğünü, daha sonradan katılanın Karapelit köyünden sanık ile anlaştığını, o sırada kendisinde sanığın 52 adet koyunu bulunduğunu, kendisinin de bu koyunları sanığa götürüp teslim ettiğini,
Tanık …; katılanın arkadaşı olduğunu, 2008 yılı sonlarında Kurban bayramından önce katılan ile çarşıda karşılaştıklarını ve katılanın arabası ile Karapelit köyüne gittiklerini, katılanın koyunları görünce “Bunlar eksik.” dediğini, sonra koyunları saydığını, sanığın da koyunların eksik olduğunu kabul ettiğini, hatta “Ben bu zararını karşılarım, sen şu anda burada bulunan koyunları da bana ver, ben bunlara da bakayım, sana geri veririm.” diye teklifte bulunduğunu, katılanın da “Sen bu koyunlara bakamıyorsun ki ben bunları sana devir edeceğim.” şeklinde cevap verdiğini, Kurban bayramından sonra katılanın koyunları bir başkasına satmaya karar verdiğini, beraber tekrar köye gittiklerini, sanıktan 62 adet koyun, 18 adet kuzu, 3 adet de koç teslim aldıklarını,
Tanık …; sanık ile aynı köyden olduklarını, katılanın sözleşmeyi tanık sıfatıyla imzalamasını istediğini, kendisinin de imzaladığı sözleşmeyi sanığa götürdüğünü, okumasını ve altını imzalamasını söylediğini, sözleşmeyi sanığa götürdüğünde ve imzaladığında rakam kısımlarının dolu olduğunu, ancak yazılan miktarları hatırlamadığını, katılandan kendisinin aldığı 50 adet koyun sayısının 98’e ulaştığını, bu nedenle koyunlara bakamaması üzerine katılanın da talebi ile koyunları sanığa teslim ettiğini, katılanın kendisine 50 adet koyun verirken sanığa da 55 adet koyun verdiğini,
Tanık …; taraflar arasında yapılan anlaşmanın içeriğini tam olarak bilmediğini, hayvanlar teslim edilirken hazır olmadığını, tanık …’in elinde bir kağıt ile geldiğini ve “Hayvanların sanığa teslim edildiğine dair kağıttır.” dediğini, şahit sıfatıyla kendisine imzalattırdığını, okumadan imzaladığını, isminin altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak belgede ne yazıldığını ve teslim edilen hayvanlardan sonradan ölen olup olmadığını bilmediğini,
Tanık …; katılan ile sanık arasında yapılan sözleşmeyi ve kaç adet koyun teslim edildiğini bilmediğini, katılanı pazar yerinde gördüğünde ona koyunların hastalandığını, ölmekte olduğunu söylediğini, niyetinin veteriner getirip hayvanlara bakmasını sağlamak olduğunu, katılanın ise “Kalan sağlar bize yeterlidir.” dediğini, iki kez hastalanan 2 adet koyunu kendi traktörü ile dağdan bizzat gece getirdiğini, hasta hayvanların ölüp ölmediğini bilmediğini, o yıl kendi köyü ve çevre köylerde koyunların hastalık sebebiyle öldüğünü, kendisinin 10 adet koyunundan 4 adedinin öldüğünü, akşam dama koyduklarında sağlam olan koyunları sabah ölmüş vaziyette bulduklarını, kendisinin veteriner çağırmadığını,
Tanık …; Karapelit köyünde oturduğunu, katılan ile sanık arasında yapılan sözleşme gereği koyunlara sanığın baktığını, o yıl hastalık olduğunu, hayvanların hasta olduğunu görüp sanığa mal sahibine veteriner getirtmesini söylediğini, sanığın da katılana söylemesine rağmen getirtmediğini söylediğini, hayvanlardan ölenler olduğunu, ancak kaç adedinin öldüğünü bilmediğini, başka bir komşusunun da hayvanlarından hastalık sebebiyle ölenler olduğunu,
Tanık …; sanığın komşusu olduğunu, hayvanlardan bir kısmının hastalık sebebiyle öldüğünü bildiğini, ölen hayvan sayısını tam olarak bilmediğini, yaklaşık bir ay boyunca yavrulayan koyunların kuzuların ikişer üçer öldüğünü, sanığın bunları ikisinin evi arasında bulunan dereye attığını bizzat gördüğünü, koyunların bir kısmının ikiz doğurduğunu, kendisinin büyükbaş hayvanı olduğunu ve hayvanlarında herhangi bir hastalık olmadığını, köyde başka kimselerin hastalık sebebiyle küçükbaş hayvanlarının ölüp ölmediğini bilmediğini, evinin uzakta olduğunu,
Tanık … … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/450 esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada 22.12.2009 tarihli duruşmada; katılanın sanığa bakması için koyun verdiğini, ancak koyunların adedini bilmediğini, kendisinin de 10-15 adet koyunu olduğunu, sanık ile birlikte koyunları karıştırarak arazide güttüklerini, bakımlarını yaptıklarını, katılana koyunları gelip almasını söylediklerinde hastası olduğunu, koyunları götüremeyeceğini söylediğini, bu şekilde iki ay kadar daha hayvanlara baktıklarını, ara ara sanığın katılanın rızası ile koyunların bir kısmını sattığını, koyunları satın alan kişilerin koyunların parasını kendisine verdiğini, kendisinden de katılanın aldığını, bu şekilde katılana 1.200 TL, 900 TL, 800 TL ve 380 TL para verdiğini, bu paralar karşılığında kaç adet koyun satıldığını bilmediğini, koyunlara baktıkları sırada koyunların kuzulamadıklarını, hastalık olduğunu ve bu nedenle de sürüyü çoğaltamadıklarını, kendisinin 15 adet koyunundan 1 adet bile kuzu olmadığını, hayvanlara iyi bakılmadığından ve hastalıktan dolayı katılanın sanığa emanet ettiği koyunların %30’a yakınının öldüğünü, geriye kalan yaklaşık 80 koyunun da davacıya teslim edildiğini,
Tanık … … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/450 esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada 22.12.2009 tarihli duruşmada; katılanın sanığa bakması için verdiği hayvanların öldüğünü gördüğünü, ancak kaç adedinin öldüğünü bilmediğini, o dönemlerde hayvanlarda hastalık olduğunu, hayvanların kuzuladığını, ancak doğan kuzuların da hastalıktan öldüğünü, sanığa veteriner getirmesini söylediğinde katılana haber gönderdiğini ve katılanın da kendisine ilaç gönderdiğini söylediğini, ancak yine de koyunların ölmeye devam ettiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık …; çobanlık yaptığını, 2007 yılında daha önceden tanıdığı katılanın, elinde 136 adet koyun ve kuzu olduğunu, bunları doğacak kuzuların yarısı karşılığında güdüp güdemeyeceğini sorduğunu, katılanın teklifini kabul ettiğini, aralarında sözleşme imzaladıklarını, ancak dosyada bulunan sözleşmedeki bilgileri katılanın sonradan farklı şekilde ilave ettiğini, zira anlaşmalarına göre kendisine 136 adet koyun ve 3 adet koç teslim edildiğini, sözleşmedeki imzanın kendisine ait olduğunu, bu sözleşmeyi daha önceden imzaladığını, koyunları da sonradan teslim aldığını, koyunların bir kısmının öldüğünü, bu nedenle teslim edemediğini, yine doğan kuzuları da satıp parasını katılana ödediğini, sözleşme içeriğini ve tanıkların beyanlarını kabul etmediğini, daha sonra katılana 86 adet koyun teslim ettiğini, kuzularının da yanında olduğunu, katılana koyun, kuzu ya da para borcu olmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Güveni kötüye kullanma suçu ise TCK’nın 155. maddesinde;
“(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlemiş,
Maddenin gerekçesinde de;
“Bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen kişi (fail) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır… Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir.” açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere kanun koyucu tarafından mülkiyetin korunması amacıyla getirilen güveni kötüye kullanma suçu, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunulması veya bu devir olgusunun inkâr edilmesiyle oluşmaktadır.
Suç, devir amacı dışında tasarrufta bulunma veya inkâr etme şeklinde icrai bir hareketle işlenebileceği gibi malı süresinde devretmeme veya malı güvenle saklamak üzere zilyetliği devralma hâlinde, bakım yükümlülüğünü bilerek yerine getirmeme gibi ihmali hareketle de işlenebilir (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt I, Beta Yayınevi, 4. Baskı, Eylül 2017, …, s. 472.).
TCK’nın 155. maddesinde sözü edilen zilyetlik kavramı 4721 sayılı Medeni Kanunu’muzun 973. maddesinde; “Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.” şeklinde açıklanmış, asli ve fer’i zilyetlik ise aynı Kanun’un 974. maddesinde; “Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer’î zilyettir.” biçiminde tanımlanmıştır.
Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut olmalı ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Bu amaçla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar ve devir olgusunu inkâr kanun koyucu tarafından cezai yaptırım altına alınmıştır. Eğer mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa usulüne uygun bir teslim olmayacağı için güveni kötüye kullanma suçu da oluşmayacaktır. Zira, hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir.
Bu suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde ise, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli söz konusu olacaktır.
Meslek ve sanat, kişinin geçimini sağlamak için uğraştığı ve devamlılık gösteren işlerdir. Genellikle meslek ve sanat serbestçe yapılan ve bireylerin belli bir hizmeti almak veya yaptırmak için başvurdukları iş alanını ifade eder. Örneğin, televizyon tamirciliği, terzilik, dizgicilik, kuru temizlemecilik, matbaacılık, grafikerlik vs. Bu örneklerde de görüldüğü gibi, genellikle meslek ve sanatta, aralarında hizmet ilişkisi olmayan kişiler bu mesleği yapanlardan bir hizmet satın almaktadırlar.
Ticaret, kişilerin özel ilişkilerini ilgilendiren alanlarda yapılan ve bir mal değişimini konu alan hareketlerdir. Failin ticari amaçla hareket etmesi yeterlidir. Tacir olması aranmaz. Ancak, mal sahibi olan mağdurun ticaret amacıyla hareket etmesine gerek bulunmamaktadır.
Hizmet ise, hizmeti yapanla yaptıran arasında bir ilişkinin olmasını ifade eder. Hizmet ilişkisinin daimi olması zorunlu değildir. Ayrıca, suça konu eşya faile sürekli olarak ve tüm sorumluluğu ona ait olmak koşulu ile teslim edilmelidir.
Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için, failin işi, mesleği, eşyanın hangi amaçla faile verildiği araştırılmalıdır.
Suçun nitelikli halleri arasında sayılan bir başka durum ise, hangi nedenden doğmuş olursa olsun “başkasının mallarını idare etmek yetkisine sahip kimselerin” güveni kötüye kullanmasıdır. Maddede de açık bir şekilde belirtildiği gibi, idare yetkisinin hangi nedenden doğmuş olduğu önemli değildir. Sözleşmeden doğmuş olabileceği gibi, yasadan veya resmî makam veya merciler tarafından verilen bir karardan da, bu yetki doğmuş olabilir (Osman Yaşar/Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 4. Cilt, Adalet Yayınevi, 1. Baskı, 2010, …, s. 4531-4532.).
Cezanın ağırlaştırılması sonucunu doğuran bu hâllerde, fail ile mağdur arasındaki hukuki ilişkiye dayanan güven ilişkisi daha yoğundur. Failin sıfatı, onun hukuki ilişkiye uyma konusunda daha özenli davranacağının bir göstergesi olmaktadır. Belli sıfata sahip kişilere karşı toplumda daha fazla güven duygusu vardır. Kişiler, meslek ve sanat icra edenlere, ticaret veya belli hizmeti görenlere, belli bir işi görüyor olmaları nedeniyle normal bir kişiye nazaran daha fazla güven beslerler ve bu güvene dayalı olarak zilyedi veya malik bulundukları malı fazlaca sorgulamadan belli bir maksatla muhataplarına teslim ederler. Suçu nitelikli hale getiren bu unsur, taraflar arasında güven ilişkisinin tesisini kolaylaştıran hâllerin kötüye kullanılmasını esas almaktadır. Bu ağırlaştırıcı nedenin uygulanması, malın teslimi ile failin sıfatı arasında nedensellik ilişkisi bulunmasına bağlıdır. Mal, faile, sadece sıfatından değil, aynı zamanda sıfatının doğurduğu bir ilişkiden dolayı teslim edilmiş olmalıdır (Centel/Zafer/Çakmut, s. 478; Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 15. Baskı, … 2020, s. 704, Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, … 2020, s. 728-729.).
Güveni kötüye kullanma suçunda hak sahibinin rızası, suçu hukuka uygun hâle getirmeyecek, suçun unsurunu oluşturacaktır. Şöyle ki, anılan suçun oluşması için zilyetliğin devri dışında tasarrufta bulunmak gereklidir. Mağdur failin, zilyetliğin devri amacı dışında başka bir şekilde malı kullanmasına rıza gösterirse, bu durumda zilyetliğin devri amacı zımnen değişmiş olacaktır. Bir anlamda faille mağdur arasındaki irade uyuşması aralarındaki sözleşmenin değiştirilmesi niteliğinde olduğundan, bu suçta mağdurun rızası suçu hukuka uygun hale getirmeyecek, suçun unsurları itibarıyla oluşmamasını sağlayacaktır (Yaşar/Gökcan/Artuç, s. 5020.).
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …’ın çobanlık yaptığı ve daha önceden tanıdığı katılan … ile imzaladıkları 03.06.2007 tarihli sözleşme gereğince katılanın kendisine teslim ettiği 198 adet koyun ile 6 adet koçun bakımını üstlendiği, sözleşmede ölen veya sakatlandığı için eksilen koyunların yerine doğan kuzulardan konulup sayının yine 198’e tamamlanacağı ve sözleşme bitiminde kalan kuzuların yarı yarıya paylaşılacağı, masrafların ortak karşılanacağı, hayvanların satılmayacağı ve başkasına devredilmeyeceği, satılıp devredilmesi durumunda ise sanığın katılana 20.000 TL tazminat ödeyeceği hususlarının kararlaştırıldığı, daha sonra katılanın sözleşmeye aykırı olarak sanığın katılana ait koyunlardan sattığını öğrendiği ve 19.12.2008 tarihinde Karapelit köyü muhtarı … tarafından düzenlenen menşe şehadetnamesi ile 65 adet koyun ve 20 adet kuzuyu sanıktan teslim aldığı, sanığın kendisine teslim edilen küçükbaş hayvanlardan bir kısmını devir ve teslim amacı dışında kendi adına satmak suretiyle atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilen olayda;
Sanığın aşamalarda koyunların bir kısmının öldüğünü, doğan kuzuları da satıp parasını katılana verdiğini savunması, sanık ile katılanın imzaladıkları sözleşmede teslim edilen hayvanların satılması durumunda tazminat ödenmesinin kararlaştırıldığı gibi katılanın kovuşturma evresinde aralarındaki anlaşmaya göre sanığın doğacak kuzuları satıp masrafını düştükten sonra kalan parayı kendisine vereceğini ve sanığın kendisine toplam 2.300 TL verdiğini ifade etmesi, katılan vekilinin şikâyet dilekçesinde sanığın koyunları sattığının öğrenilmesi üzerine kalan koyunların teslim alındığını iddia etmesine rağmen katılanın oğlu olan tanık …’ın sanığın artık koyunlara bakamayacağına dair haber göndermesi üzerine babası ile birlikte koyunları almaya gittiklerini beyan etmesi, kalan koyunların sanıktan teslim alındığı tarihten önce sanığın tanık …’ye sattığı 30 adet kuzudan 15 adedi karşılığında 1.625 TL’yi adı geçen tanığın katılana verdiğinin anlaşılması, yine taraflar arasındaki alacak davasına ilişkin dosyada tanık sıfatıyla beyanı alınan …’in de sanığın ara ara katılanın rızası ile koyunların bir kısmını sattığını, parayı kendisinin alıp katılana toplam 3.280 TL teslim ettiğini beyan etmesi, katılanın kalan kuzuları geri aldıktan sonra 23.12.2008 tarihinde sanık aleyhine açtığı alacak davasının yapılan yargılaması sonucunda … 2. Asliye Hukuk Mahkemesince 13.04.2010 tarih ve 450-206 sayı ile 198 koyundan 40 adet koyunun öldüğü ve 32 adet koyunun ise satılıp parasının katılana verildiği kabul edilerek sanığın 61 adet koyunun parası olan toplam 7.930 TL ile sözleşmede kararlaştırılan 20.000 TL’lik cezai şarttan indirim yapılarak 4.000 TL’nin sanık tarafından katılana ödenmesine karar verilmesi ve hükmün taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 13.12.2010 tarih ve 9074-16616 sayı ile onanması hususları birlikte nazara alındığında; sanık ile katılan arasında bir ortaklık ilişkisi kurulduğu ve ortaklık ilişkisi süresince sanığın bir kısım hayvanları satmasına katılanın zımnen rıza gösterdiği, sanığın sattığı hayvanlar karşılığında bir kısım ödemenin de katılana yapıldığı, katılanın kendisine iade edilmediğini iddia ettiği kalan hayvanlar için ise hukuk mahkemesinde katılan lehine alacak ve tazminata karar verildiği, dolayısıyla taraflar arasında güven ilişkisinin ihlalinin de söz konusu olmadığı, bu hâliyle eylemin hukuki anlaşmazlık niteliğinde olduğu ve sanığa atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin sanığın atılı suçtan beraatine ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluştuğu düşüncesi ile karşı oy kullanmıştır.
Ulaşılan bu sonuç karşısında Yerel Mahkeme kararından sonra yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca uzlaştırma girişiminde bulunulması gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … Asliye Ceza Mahkemesinin 17.06.2014 tarihli ve 153-263 sayılı, sanığa atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Usul ve kanuna uygun bulunan Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün ONANMASINA,
3- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 14.10.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğu ile karar verildi.