YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3190
KARAR NO : 2021/5091
KARAR TARİHİ : 15.06.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Bismil 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 31.01.2018 tarih ve 2015/598 E- 2018/138 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 03.10.2019 tarih ve 2018/1077 E- 2019/1127 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı şirketin alacağının tahsili için davalı hakkında icra takibi başlattıklarını, takibin borçlunun yetkiye borca ve takibe itirazı sonucu durduğunu, itirazın borçlunun borcunu ödediğine dair bir belgeye dayanmadığını, icra takibi para alacağına ilişkin olduğundan alacaklının yerleşim yeri olan Bismil İcra Müdürlüğü’nün yetkili olduğunu, davacı şirket tarafından davalı şirkete gönderilen ihtarnameye karşılık olarak davalı şirketin vermiş olduğu cevapta 105.7253,34 TL alacaklıya borçlu olduklarını, ancak alacaklı tarafından kendilerine gönderilen ürün faturalarından dolayı vergi dairesinden KDV iadelerini alamadıklarını ve bu alacağında KDV iadelerine istinaden ödemeyeceklerini belirttiğini, davacı şirket tarafından davalı borçluya gönderilen faturalara ilişkin vergi dairesince herhangi bir takibat ve inceleme yapılmadığını, davalı tarafından bu faturalara ilişkin dava tarihine kadar herhangi bir ihbar ve itiraz yapılmadığını ileri sürerek itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ilamsız icrada yetkili icra dairesinin borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki icra dairesi olduğunu, icra dairesi yetkisiz olduğundan davanın esasa girmeksizin reddi gerektiğini, davacı tarafın borcu kabul ettiklerine ilişkin beyanlarının doğru olmadığını, davacının davalı şirketten herhangi bir alacağının olmadığını, davacı şirketin icra takibine dayanak yaptığı faturalar nedeniyle vergi dairesi tarafından incelemeye alındığını, davacının talep ettiği miktarın sahte çıkan faturalardan dolayı hesaplanan KDV oranlarından ibaret olduğunu, davalı şirketin sahte faturalar nedeniyle toplam 126.357,38 TL KDV iadesi alacağından vazgeçmek zorunda kaldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince iddia, savunma, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonunda, davalı şirketin borcu ödediğine ilişkin somut bir delil sunamadığı, yetki hususunda ise alacaklı davacının yerleşim yeri nazara alındığında TBK’nın 89. maddesi uyarınca Bismil İcra Müdürlüğü’nün takibe yetkili olduğu, KDV’nin tahsil edilememesine ilişkin itiraz hususunda ise alınan bilirkişi raporunda KDV tutarının davacı alacağından mahsup edilmemesi gerektiğinin anlaşıldığı, davacının borcun varlığına dair sunmuş olduğu belgelere karşı davalının aynı kuvvet ve mahiyette belgeyi dosyaya ibraz edememiş olması ve HMK m. 25 uyarınca taraflarca getirilme ilkesi ve bu doğrultuda davalının savunmalarını herhangi bir temele oturtamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonunda, taraflar arasında gerçekleşen alım satım ilişkisi çerçevesinde düzenlenen faturaların tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, bu faturaların sahteliği ya da fiktif olduğu yönünde vergisel-idari bir işlem söz konusu olmadığı, davalının idari işleme karşı dava yoluna müracaat etmekte serbest olduğu, davacının haklarında sahte belge düzenleme raporları bulunan ilgili üçüncü şahıs ve şirketlerden alımları nedeniyle KDV iade işlemleri açısından özel esaslara alınmış olduğu gözetildiğinde, davacının ödenmeyen bakiye alacağını talep etmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gibi, davalının zararını yada davacıdan alacaklı olduğunu kanıtlayamadığından takas mahsup talebinin de yerinde olmadığı(Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/2931 Esas, 2018/6479 Karar sayılı 11.12.2018 tarihli kararı), davacı hakkında vergi dairesince yapılan işlemlerde, davacıya atfedilebilecek bir kusurun varlığı iddia ve ispat edilmediği, bu idari işlem nedeniyle davalının bir zararı oluşmuşsa, bu duruma sahte işlemlerle sebebiyet veren üçüncü şahıslara ve idarenin kusuru varsa idare aleyhine yasal yollara başvurulmasının her zaman mümkün olduğu, somut olayda, davalının uğradığını iddia ettiği zararın oluşmasında davacıya atfı kabil bir kusurun varlığı kanıtlanmadığı, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırı herhangi bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf sebeplerinin HMK’nın 353/1-b-1. maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 5.416,58 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 15.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.