YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/650
KARAR NO : 2021/3902
KARAR TARİHİ : 14.12.2021
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Sakarya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 10/02/2016 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin kaldırılması, menfi tespit, tazminat ve icra takibinin iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 07/12/2016 günlü hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davacı ve davalı … vekili tarafından talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak istinaf talebinin esastan reddine dair verilen kararın Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 14/12/2021 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı … vekili Av. … ile karşı taraftan ihbar olunan Hazine vekili Av. Dilara Güven ve davacı vekili geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildi. Açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
K A R A R
Dava, ipoteğin kaldırılması, menfi tespit, icra takibinin iptali ve icra inkar tazminatı istemlerine ilişkindir.
Davacı vekili, davalı …’ın müvekkiline 05.11.2015 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte ödeme emrini gönderdiğini, takibin dayanağı olan davalı …’ın maliki olduğu 438 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 3 numaralı mesken niteliğindeki bağımsız bölümün müvekkiline 08.04.2015 tarih 7213 yevmiye numaralı resmi senet ile satması nedeniyle düzenlenen ve davacıyı 95.000,00TL borçlandıran resmi ipotekli borç senedinin geçersiz olduğunu, müvekkilinin vekili davalı …’ın müvekkili adına gayrimenkul satın alırken dava konusu resmi ipotekli borç senedini imzalamaya yetkisinin olmadığını, İcra ve İflas Kanununun 148/a maddesine göre, “İpotek senedinin tarafları Türkiye’de adres bildirmedikçe görevliler ipotek sözleşmesi düzenleyemezler.” amir hükmüne rağmen resmi senette vekil …’ın Türkiye’de adres göstermeyip Fas-Afrika adresini gösterdiğini, davalıların müvekkilinin ödediği parayı paylaştıklarını ve beş tapu memurunu da ikna edip onları kendi suçlarına ortak ettiklerini belirterek, müvekkilinin dava konusu ipotekten dolayı borçlu olmadığının tespitine, ipoteğin kaldırılmasına, icra takibinin iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili, müvekkilinin taşınmazını davacının davalı …’a vermiş olduğu 13.03.2015 tarih ve 5451 numaralı vekaletnamede yer alan, “…..bilumum gayrimenkullerden dilediği zaman dilediği bedel ve koşullarda dilediği gerçek ve tüzel kişilerden hisseli ve hissesiz, ipotekli veya ipoteksiz, üzerinde kat irtifakı veya kat mülkiyeti bulunan veya bulunmayan, üzerinde haciz kaydı olan veya haciz kaydı olmayan, üzerinde takyidat olan veya takyidat olmayan, taşınmaz mallar, bağımsız bölümler satın almaya, satış bedellerini ödemeye, verilecek ferağ ve takrirlerin ilgili tapu sicil müdürü veya yetkili memur huzurunda kabule……münferiden yetkili…..” şeklindeki yetkiye dayanarak 08.04.2015 tarihinde 7213 yevmiye numaralı resmi senet ile 7.000,00TL’nin satış tarihinde peşin ödenerek, kalan 95.000,00TL için ise müvekkili lehine kanuni ipotek tesis ederek toplam 102.000,00TL’ye davacıya satmış olduğunu, ayrıca davacıya yapılan satıştan önce dava konusu taşınmaz üzerine Finansbank lehine konulan 210.000,00TL bedelli ipoteğin 24.12.2014 tarihinde 22019 yevmiye numaralı işlem ile tapudan müvekkili tarafından terkin edildiğini, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu, davacının icra hukuk mahkemesinde şikayetlerinin reddedildiğini, savcılık soruşturmasında takipsizlik kararı verildiğini, ayrıca idari soruşturma neticesinde soruşturma açılmasına izin verilmediğini, davacının yakın akrabalarının savcılık soruşturması sırasında verdikleri ifadelerinin yalan ve çelişkili olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … ise, satış bedelinin kendisine verilmesini kabul etmediğini, davacının kardeşinin eşi dava dışı …’in satış sırasında hazır olduğunu, davacının verdiği dövizleri döviz bürosunda birlikte bozdurduklarını, davalı …’a parayı verip vermediğini bilmediğini, ancak Finansbank’a birlikte gittiklerini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karara karşı davacı vekili ve davalı … vekilinin istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince davacı vekili ve davalı … vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 02.10.2018 tarih ve 2018/5787 Esas, 2018/6256 Karar sayılı ilamıyla, “…Dava, 13.03.2015 tarihli 05451 yevmiye nolu düzenleme şeklindeki vekaletnamede davacı vekili …’a davacı tarafından yetki verilmediği halde davalı lehine 08.04.2015 tarih 7213 yevmiye nolu resmi senet ile tesis edilen 95.000,00TL miktarındaki ipoteğin yasaya aykırı olduğu ve geçersiz olduğu nedeniyle davacının ipotekten dolayı borçlu olmadığının tespiti ve ipoteğin tapu kaydı üzerinden terkini ve 2015/7095 sayılı icra takibinin iptali ile icra inkar tazminatı tahsili istemine ilişkindir. Bu durumda vekil …’ın davada taraf olarak yer alması zorunludur. Taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekir. Mahkemece, vekil …’ın davaya katılımı sağlanmadan ve dava konusu ipoteğin dayanağı olduğu belirtilen “alıcı …’e vekaleten … ve satıcı … tarafından imzalı” 03.04.2015 tarihli dilekçenin aslı tapu idaresinden getirtilip, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/25984-2016/8827 sayılı 08.08.2016 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık dosyası da incelenerek ve vekil …’ın davaya dahil edilip beyanları alınıp usulünce taraf teşkili sağlandıktan sonra davaya devamla neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin kararının bozulmasına ve dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; bölge adliye mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacı vekili ve davalı … vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı … vekili temyiz etmiştir.
Yargıtay’ın istinaf mahkemesi kararını bozması ya istinaf başvurusunun esastan reddi kararına ilişkin olabilir veya istinaf mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını düzelterek ve yeniden esas hakkında verdiği kararına ilişkin olabilir.
Yargıtay’ın istinaf mahkemesi kararını bozma kararı, istinaf mahkemesinin düzelterek veya yeniden esas hakkında verdiği kararına ilişkin ise, Yargıtay dava dosyasını istinaf mahkemesine gönderir (HMK m.373/2).
Yargıtay’ın ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, başvurunun istinaf mahkemesinin esastan reddi kararına ilişkin ise, Yargıtay, istinaf mahkemesi kararını kaldırarak dava dosyasını, kararı vermiş olan, ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğini de bölge adliye mahkemesine gönderir (HMK m.373/1).
Yargıtay’ın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uygun olarak karar verildiği takdirde, bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir (HMK m.373/4).
İlk derece mahkemesi, kendi kararının ve istinaf mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddi kararının doğru olduğu kanısında ise, kendi kararında direnebilir (HMK m.373/5).(Prof. Dr. Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ekim 2020, 532 vd.)
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Yukarıda açıklandığı üzere, ilk derece mahkemesinin 07.12.2016 tarihli kararına karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş, bölge adliye mahkemesince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, anılan kararın davacı ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince bozma kararı verilmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesince, bölge adliye mahkemesinin kararının kaldırılmasına, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, 02.10.2018 tarih ve 2017/5787 Esas, 2018/6256 Karar sayılı ilamıyla maddi hataya dayalı olarak bölge adliye mahkemesi kararının bozulmasına ve dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
Bölge adliye mahkemesince, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesine aykırı şekilde bozma ilamına uyularak işbu temyize konu karar verilmiş ise de; dosyanın, maddi hata sonucu bölge adliye mahkemesine gönderilmiş olması yasal olarak yetkisiz olan bölge adliye mahkemesini yetkili hale getirmez. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/4. ve 5. maddesi hükümleri uyarınca, bozmaya uyulup uyulmayacağı konusunda ve sonucuna göre işin esası hakkında karar verme yetkisi ilk derece mahkemesine ait olup, bölge adliye mahkemesince bu husus gözetilmeden yargılamaya devamla hüküm kurulması doğru bulunmadığından, yetkisiz bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararın kaldırılmasına ve Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 02.10.2018 tarih ve 2017/5787 Esas, 2018/6256 Karar sayılı bozma ilamı uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 03.07.2019 tarih ve 2018/2122 Esas, 2019/1172 sayılı Kararının KALDIRILMASINA, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca ve Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 02.10.2018 tarih ve 2017/5787 Esas, 2018/6256 Karar sayılı bozma ilamı doğrultusunda, Hukuk Muhakemeleri Kanunun 373/4. veya 5. maddesi hükümlerine göre bir karar verilmesi için dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE GÖNDERİLMEK ÜZERE Bölge Adliye Mahkemesine İADESİNE, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 14.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.