YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6700
KARAR NO : 2020/6794
KARAR TARİHİ : 04.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Dava dilekçesinde, davacıların 13.04.2009 tarihinde vefat eden babaları …’in malik olduğu taşınmazı davalıya sattığı, ancak davalının satış bedelini tam olarak ödememesi sebebi ile tapunun davalıya devredilmediği, davalının ödediği paranın iade edilmek istendiği, ancak davalının bunu kabul etmediği, taşınmazı da boşaltmadığı, davalının haksız kullanıma devam ettiği ileri sürülerek elatmanın önlenmesi istenmiştir.
Davalı vekili süresinde verdiği cevap dilekçesi ile, davalının dava konusu taşınmazı harici satım sözleşmesi ile davacıların murisinden 27.000 TL’ye satın aldığını ve 19.870 TL’sini ödediğini, kalanını ödemek istediğini, ancak davacıların kabul etmediğini açıklayarak, denkleştirici adalet gereği hesap edilecek bedel üzerinden davalı lehine hapis hakkı tanınmasını istemiştir.
Davalı vekili tarafından 19.02.2016 tarihinde harcı (başvurma ve peşin harç) yatırılarak bilirkişilerce verilecek rapordaki çıkacak miktarla ilgili talep ve dava haklarını saklı tutularak şimdilik harici satım sözleşmesi gereği ödenen 19.670 TL’nin tahsili istenmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile davalının 301 ada 139 parsel sayılı taşınmaza yönelik elatmasının önlenmesine karar verilmiştir.
Davanın kabulüne dair mahkeme kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, mülkiyet hakkına dayalı olarak taşınmaza elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
1. Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Tapulu taşınmazların satışı TMK’nin 706, BK’nin 213 (6098 sayılı TBK’nin 237.), 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26 ve Noterlik Kanunu’nun 60 ve 89. maddeleri gereğince, resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve satın alana herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmez. Kural olarak, 10.07.1940 tarihli ve 2/77 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, dava konusu taşınmazın,… ilçesi, … Mahallesi 301 ada 139 parsel nolu “kat irtifakı” kurulu taşınmaz olduğu, taşınmazda 08.07.2002 tarihinde kurulan kat irtifakı nedeni ile toplam 6 bağımsız bölüm bulunduğu, davacıların murisi 13.04.2009 tarihinde vefat eden …’in 4 nolu bağımsız bölüm maliki olduğu, adı geçen malik 18.05.2007 tarihli harici satım sözleşmesi ile 301 ada 139 parsel 2. kat, 4 numaralı dairenin davalı …’a 26.000 TL’ye satıldığı, 1.000 TL peşinat alındığı, senedin arkasında da muhtelif tarih ve miktarlarda ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, elatmanın önlenmesine karar verilmiş ise de, davacıların murislerinin malik olduğu ve harici satım sözleşmesi nedeni ile davalı kullanımında bulunan 301 ada 139 parsel sayılı “kat irtifakı” kurulu taşınmazın 4 nolu bağımsız bölümüne yönelik elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken 301 ada 139 parsel sayılı taşınmazın tamamı hakkında elatmanın önlenmesine karar verilmiş olması doğru değildir.
2. Tapulu taşınmazların, Türk Medeni Kanunu’nun 706/1. maddesi, Borçlar Kanunu’nun 213. maddesi ve Tapu Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca resmi şekle uyulmadan harici satışına hukuken değer verilemez.
Bilindiği üzere; TMK’nin 993. ve 994. madde hükümleri geri vermekle yükümlü iyiniyetli zilyedin hak ve borçlarını düzenlemiştir. Geçersiz sözleşme nedeniyle taşınmazı geri vermekle yükümlü olan iyiniyetli zilyedin, taşınmazı geri vermekten kaçınma ya da alıkoyma hakkı TMK’nin 994/1. maddesi ile tanınmış bir haktır. İyiniyetli zilyet, elatmanın önlenmesi (geri verme) davası sırasında def’i (savunma) yoluyla zorunlu ve yararlı giderler ile harici satış bedelinin ödenmesini isteyebileceği gibi, taşınmazın geri verilmesinden sonra; taşınmazı geri verirken açıkça veya örtülü olarak vazgeçmemiş (feragat etmemiş) olduğu hallerde, faydalı ve zorunlu giderler ile satış bedelini sonradan ve ayrı bir dava ile istemesine engel yoktur. (Y.4.H.D 03.06.1958 tarihli ve 3265/3847 sayılı kararı, Prof. Dr. Jale G. Akipek, Prof. Dr. Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku 214,215 sayfa, Prof. Dr. Turhan Esener, Prof. Dr. Kudret Güven, Eşya Hukuku sayfa 100)
Harici satın alma, satın alan davalı bakımından satış bedeli üzerinden kişisel hak sağlar ve Türk Medeni Kanunu’nun 994/1. maddesi uyarınca iyiniyetli zilyet yapılanması nedeniyle faydalı ve zorunlu giderlerini isteyebileceği gibi anılan bu giderler ile satış bedeli üzerinden alıkoyma hakkı tanınmasını da defi (savunma) yoluyla isteyebilir.
Somut olayda; davalı vekili süresinde verdiği cevap dilekçesi ile harici satış sözleşmesi nedeniyle Türk Medeni Kanunu’nun 994/1. maddesine dayanarak savunma (defi) yoluyla harici satış bedeli üzerinden alıkoyma (hapis) hakkı tanınarak elatmanın önlenmesine karar verilmesi konusunda açıkça talepte bulunmasına rağmen bu hususta olumlu olumsuz bir karar verilmemesi de doğru olmamıştır.
3. Davalı vekili tarafından 19.02.2016 tarihinde harcı (başvurma ve peşin harç) yatırılarak bilirkişilerce verilecek rapordaki çıkacak miktarla ilgili talep ve dava haklarını saklı tutularak şimdilik harici satım sözleşmesi gereği ödenen 19.670 TL’nin tahsili istenmiş, ancak bu dava ve talep ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
6100 sayılı HMK’nin “Karşı davanın açılması ve süresi” başlıklı 133.maddesi gereği karşı davanın, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılacağı, süresinden sonra karşı dava açılması halinde, mahkemenin davaların ayrılmasına karar vereceği düzenlenmiştir.
Somut olayda; dava dilekçesinin davalıya 18.08.2014 tarihinde tebliğ edildiği, harici satım bedelinin denkleştirici adalet gereği tahsiline dair davanın ise HMK’nin 133.maddesinde belirlenen sürelerden çok sonra 19.02.2016 tarihinde açıldığına göre iş bu davanın asıl davadan tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesi gerekirken harcı yatırılarak açılmış dava hakkında herhangi bir karar verilmemiş olması da hatalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.