YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15178
KARAR NO : 2013/19530
KARAR TARİHİ : 31.10.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrasında davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı … Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) 01.04.1999 – 31.01.2008 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde hizmet akdine tabi olarak geçen ve davalı Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespiti istemine ilişkin davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79. maddesi olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda 01.01.1999 – 31.01.2008 döneminin hüküm altına alınmasına yönelik olarak verilen kararın, davalı Kurum vekilinin temyiz başvurusu üzerine Dairemizce incelenerek “… Öncelikle belirtilmelidir ki, gerek dava dilekçesi içeriği, gerekse mahkemece getirtilen cevap yazıları karşısında 01.04.1999 – 21.09.1999, 13.02.2006 – 31.01.2008 dönemlerine yönelik istemin reddi gerekmektedir… Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, 1086 ve 6100 sayılı Kanunda yer alan düzenlemelere aykırılık oluşturacak şekilde, istem olmamasına karşın 01.01.1999 – 01.04.1999 döneminin hüküm altına alınması da usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. …” görüş ve açıklamalarına yer verilerek bozulduğu, 10.05.2012 gün ve 4082/8532 sayılı anılan ilama uyulmasına karşın istemin aynen hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi kazanılmış haklar, “Hukuk Devleti”nin temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Bu hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlar doğuran yorumlar Anayasanın 2. maddesinde belirtilen “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, hukuksal güvenceyi, toplumsal kararlılığı ortadan kaldırıp belirsizlik ortamına da yol açabilmektedir. Davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önleme, hukuki alanda istikrar sağlama amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş, medeni usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiş olan usulü kazanılmış hak, anlam itibarıyla, bir davada, yargı organının veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri yararına doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup, kamu düzeni ile ilgili olduğundan yargı organlarınca kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Bununla; mahkemece, Yargıtay tarafından verilen bozma kararına uyulması durumunda, anılan karar çerçeve ve doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, bozma gereklerinin yerine getirilmesi ve belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verilmesi yükümlülüğü doğmaktadır (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK). Uyma kararı kaldırılarak, direnme kararı verilemeyeceği gibi, hükmün bozma ilamı kapsamı dışında kalıp kesinleşen bölümleri hakkında da yeni bir hüküm kurulamaz. Bozmaya uyulmakla, bozma yararına olan taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmuş olmaktadır ve kural olarak mahkemece ara kararlardan dönülebilir ise de, hakim değişikliği durumunda dahi bozma ilamına uyulması yönündeki ara karardan dönülerek direnme kararı verilemez. Mahkemece, Yargıtay’ın bozma kararına uyulması ile bozma ilamı lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kapsamı dışında kalması ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir ve Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşmektedir (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Önemle belirtilmelidir ki, davadaki istemlerden biri hakkındaki Yargıtay’ın bozma kararının kapsamı dışında kalmasıyla (kısmi onama) kesinleşmesi nedeniyle doğan usulü kazanılmış hak, maddi anlamda kesin hükümden farklı nitelik arz etmektedir. Maddi anlamda kesin hükümde, yargı organınca davadan el çekilmiş (dava bitmiş, kesin biçimde sonuçlanmış) ise de, davadaki istemlerden biri hakkındaki kararın bozma ilamının kapsamı dışında kalması nedeniyle kesinleşmesi durumunda, mahkemece henüz davadan el çekilmemiştir ve hakkındaki karar bozulan istemle ilgili yargılama sürdürülmektedir. Bu davada, hakkındaki karar kesinleşmiş olan istemle ilgili olarak usulü kazanılmış hak olgusu nedeniyle inceleme yapılamamaktadır.
Usulü kazanılmış hak olgusunun Yargıtay uygulamaları ile benimsenip geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. 28.06.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda, sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesi’nin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait kazanılmış hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesi’nde bulunan işlere uygulanmasının gerekli olduğu belirtilmiş, böylelikle mahkemece bozma ilamına uyulmasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının kabul edilmesi durumunda, usulü kazanılmış hakkın söz konusu olmayacağı benimsenmiştir. Diğer taraftan, mahkemece bozmaya uyulmasından sonra, o konuda geçmişe etkili yeni bir kanun yürürlüğe girdiği takdirde de, bozma ilamına uyulmakla oluşan usulü kazanılmış hak, hukuk düzeninde herhangi bir değer taşımamaktadır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi iptal kararları, yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır. 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. maddesindeki hakimin, Türk hukukunu kendiliğinden uygulayacağı yönündeki düzenlemeyle ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının görülmekte olan davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır ve bu anlamda iptal kararları usulü kazanılmış hakkın bir diğer istisnasını oluşturmaktadır. Başka bir anlatımla, bozma ilamına uyulmasından sonra, o konuda uygulanması gereken yasal düzenlemenin, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilmesi durumunda, usulü kazanılmış hak yerine, anılan iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilmesi gerekmektedir. 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda ise, hükmüne uyulan bozma kararından sonra göreve ilişkin yeni bir yasal düzenlemenin getirilmiş olması durumunda usulü kazanılmış hakkın uygulanmayacağı vurgulanmıştır. Son olarak belirtilmelidir ki; hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi, kamu düzeni ile ilgili konularda da usulü kazanılmış haktan söz edilemeyeceği açıktır.
Nitekim aynı görüş ve yaklaşımlar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2008 gün ve 2008/19-624 E. – 632 K., 18.11.2009 gün ve 2009/12-474 E. – 518 K., 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E. – 87 K., 09.02.2011 gün ve 2010/8-714 – 2011/41 K., 13.07.2011 gün ve 2011/1-421 E. – 524 K., 05.10.2011 gün ve 2011/1-125 E. – 599 K. sayılı ilamlarında da vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde; 01.04.1999 – 21.09.1999, 13.02.2006 – 31.01.2008 dönemlerine yönelik istemin reddedilmesi gerektiği yönündeki Dairemizin bozma ilamına uyulmuş olmakla, davalılar yararına usulü kazanılmış hak olgusunun gerçekleştiği, özellikle bozma ilamında herhangi bir maddi hatanın ve/veya usulü kazanılmış hakkın diğer istisnalarının da söz konusu olmadığı belirgin bulunmasına karşın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, anılan dönemlere ilişkin talebin de hüküm altına alınması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 31.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.