Yargıtay Kararı 23. Hukuk Dairesi 2017/842 E. 2020/4114 K. 08.12.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 23. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/842
KARAR NO : 2020/4114
KARAR TARİHİ : 08.12.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, davalının müvekkili aleyhine haksız icra takibi yaptığını, takibe dayanak kredi sözleşmesi ile müvekkilinin herhangi bir bağının bulunmadığını, ilgili sözleşmede müvekkilinin taraf olmadığı gibi herhangi bir kefaletinin de söz konusu olmadığını ileri sürerek, müvekkilinin takibe dayanak sözleşmeden dolayı borçlu olmadığının tespiti ile kötüniyet tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davacının süresinde takibe itiraz ederek takibi durdurması sebebiyle hukuki yararı bulunmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, ” borçlu borç tehdidi altıda olup, bu nedenle menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunması sebebiyle işin esasına girilmesi gerektiği” gerekçesiyle Dairemizce bozulmakla, mahkemece uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre; takibe esas kefalet senedinde davacının adının ve imzasının bulunmadığı, bu durumda takibin dayanağının olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmişlerdir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Takibe dayanak yapılan 24.02.2011 tarihli kefalet senedinde davacının ismi ve imzasının bulunmamasına rağmen aleyhine takip yapılmasında davalının kötüniyetli olduğu sabit olmasına göre davacı yararına kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiş ise de, anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün HUMK’nun 438/7.maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın “HÜKÜM” bölümünün 1 no.lu maddesinin son bendinde yer alan “kötüniyet tazminatının subuta ermediğinden reddine” cümlesinin hüküm fıkrasından çıkarılarak, yerine “asıl alacağın %20’si oranında hesaplanacak olan kötüniyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine” cümlesinin hüküm fıkrasına yazılmasına, kararın bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 08.12.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.