Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/1590 E. 2020/4753 K. 05.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1590
KARAR NO : 2020/4753
KARAR TARİHİ : 05.11.2020

MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 29.11.2018 tarih ve 2017/373- 2018/363 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.11.2020 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin taraflar arasındaki 22.04.2008 tarihli “İşletme Lisansı Anlaşması” çerçevesinde “Little Caesars” adı altında bir restoran işletme lisansı elde ettiğini, bu sözleşme uyarınca davalının kiralamış olduğu bir dükkanı, tesisatı kurulmuş, faaliyete hazır ve ruhsatları alınmış bir vaziyette teslim etmeyi, müvekkilinin ise sadece restoranın inşası için gerekli her türlü inşaat projeleri, ruhsat ve harç bedellerinin maliyetini karşılamayı üstlendiğini, müvekkilinin yükümlülüğünü yerine getirdiği halde, davalının boş ve dört duvar halinde bir dükkanı teslim ettiğini, bu dükkanın restoran olarak kullanımının mümkün olmadığını, ruhsatının alınmadığını, davalının esaslı unsurlarını ifa edememesi sebebiyle sözleşmenin 20.03.2009 tarihli ihtarname ile feshedildiğini, müvekkilinin 250.000.-TL inşaat ve tefrişat masrafı yaptığını, ayrıca davalının hiçbir reklam ve pazarlama faaliyetinde bulunmadığı halde sözleşmeye istinaden tahsil ettiği 10.400.-TL pazarlama gideri, 53.000.-TL restoran kullanım bedeli, 20.000.-TL işletme bedeli ve 32.000 Euro karşılığı 66.064.-TL lisans bedeli olmak üzere toplam 399.464.-TL’yi iade etmesinin gerektiğini, alacağın tahsili için girişilen icra takibinin davalının haksız itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptalini ve %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuş, davacının %40 oranında kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının iş yerinin iskanının bulunmadığının anlaşılması üzerine işletme lisansı sözleşmesini feshetmesinin haklı, bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalının, davacının bir takım parasal edimlerini yerine getirmediği gerekçesiyle anılan sözleşmeyi davacıdan daha önce feshetmesinin ise, haksız ve geçersiz olduğu, davacının alacağının 289.385,25 TL olup, amortisman bedelleri ve ispatlanamayan giderler düşüldükten sonra bu bedel yönünden davalının takibe yaptığı itirazın iptali ve davacının fazlaya ilişkin alacak talebinin reddine karar vermek gerektiği, reddedilen kısım yönünden de davacının kötüniyeti ispat edilemediğinden davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, İİK’nın 67 maddesi uyarınca da davalının itirazında haksız oluşu ve alacağın likit olması nedeniyle davalının alacağın %20 ‘sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, işletme lisansı sözleşmesinin haklı nedenle feshinden kaynaklanan inşaat ve tefrişat masrafı, pazarlama gideri, kullanım bedeli, işletme bedeli ve lisans bedelinin tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’un 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda mahkemece, gerekçede ‘İİK’nın 67 maddesi uyarınca da davalının itirazında haksız oluşu ve alacağın likit olması nedeniyle davalının alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine” karar verildiği belirtilmesine rağmen, hüküm fıkrasında ve kısa kararda “Şartları oluşmaması sebebi ile davacının icra inkar tazminat talebinin reddine” ifadesine yer verilmek suretiyle, gerekçe ile hüküm ve aynı zamanda kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratır ve infazda tereddüt oluşturur şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmişir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair, davacı vekinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan ayrı ayrı tahsili ile yekdiğerine verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 05.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.