Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2013/17086 E. 2013/24719 K. 24.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/17086
KARAR NO : 2013/24719
KARAR TARİHİ : 24.12.2013

Davacılar … vs. Vek. Av. … ile davalılar … Vek. Av. … ve … Vek. Av. … aralarındaki tazminat davası hakkında Banaz Asliye Hukuk (İş) Mahkemesince verilen 21/12/12 gün ve 289/608 sayılı kararın Bozulmasına ilişkin Dairemizin 10/06/13 gün ve 9201/12163 sayılı ilamına karşı davacılar vekili tarafından süresi içinde maddi hatanın düzeltilmesi yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
K A R A R
1-Davacı vekili 30.07.2013 tarihli dilekçesi ile Dairemizin 10.06.2013 gün 2013/9201E, 2013/17086K sayılı kararında davacılar yararına maddi tazminata karar verilirken talebin aşıldığına ilişkin bozma nedeni bulunduğu, oysa dava açıldıktan sonra ıslah yoluyla maddi tazminat isteminin artırıldığı, talep aşımının söz konusu olmadığı bu yöndeki bozma nedeninin maddi hataya dayalı olduğundan bahisle maddi hatanın giderilmesini istemiştir.
İş Mahkemeleri Kanununun 8/3. maddesi gereğince İş Mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Maddi yanılgı kavramından amaç; Hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa, inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin Kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin göz ardı yapılması, yargıya duyulan güven ve saygınlığı sarsacağı gibi, Adalete olan inancı ortadan kaldırır ve yok eder.
Bu nedenledir ki; Yargıtay; bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Kaldı ki kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/10-895E ve 2002/838K, 2003/21-425E ve 2003/441K sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Gerçekten temyiz incelemesi sonunda, hukuk yargılaması sırasında kusur raporu düzenlenmesi gerektiği ve davacı … bakımından talebin aşılmak suretiyle maddi tazminata karar verildiğinden bahisle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar karar verildiği anlaşılmaktadır. Oysa davacı tarafça 30.11.2010 tarihli dilekçe ile maddi tazminat ilişkin istemlerini usulüne uygun biçimde ıslah yoluyla artırdığı ve ıslah dilekçesinin yöntemince davalılara tebliğ edildiği dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca da davacı … bakımından talebin aşılmak suretiyle maddi tazminata karar verildiğine ilişkin Dairemiz ilamının maddi yanılgıya dayalı olduğu ve düzeltilmesinin gerektiği anlaşılmakla, Dairemizin 10.06.2013 gün 2013/9201E, 2013/17086K sayılı kararının kaldırılmasına karar verilerek gereği konuşulup düşünüldü,
2-Dava, 15.06.2003 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu 02.08.2003 tarihinde ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece ceza yargılamasında haksız tahrik hükümlerinin uygulandığından bahisle davalıların ¾ oranında kusurlu bulunduklarına, ceza yargılamasında kesinleşen maddi olguların hukuk hakimini bağlayacağına ilişkin değerlendirme davacıların manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş ve karar süresinde davacılar ile davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Zararlandırıcı sigorta olayı sonucu ölen işçinin olay günü, aynı işyerinde birlikte çalıştığı davalı … ile aralarında çıkan kavga sırasında yaralanarak kaldırıldığı hastanede 02.08.2003 tarihinde öldüğü dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 77.maddesinin açık buyruğudur.
Mahkemece ceza yargılaması sırasında olayda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması nedeniyle ölenin ¼ sanığın ¾ oranında kusurlu bulunarak maddi tazminatın belirlendiği hesap raporundaki değerlendirmeye itibar edilerek, davacıların maddi ve manevi tazminatlarının belirlenmesi yoluna gidilmişse de varılan bu sonuç hatalı olmuştur.
İşverenin, tazminattan sorumlu tutulması giderek, tazminat miktarının belirlenmesinde; olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanunun 77. maddesi ile ve işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün öngördüğü önlemlerin işyerinde olup olmadığının saptanması ile mümkündür. Bu yön ise, başka bir anlatımla, işverenin kusurlu olup olmadığının ve varsa kusur oranının, uzman bilirkişiler tarafından düzenlenecek kusur raporu ile tespit edileceği yönü tartışmasızdır. Oysa, mahkemece, hakimlik mesleğinin gerektirdiği, genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olmayan, özel ve teknik bilgiyi gerektiren konuda, bilirkişiye gidilmeden, bilirkişi yerine geçilerek sorunun çözümlendiği açık-seçiktir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde ve özellikle ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile özel hukukun sorumluluğa ilişkin hükümleri arasında unsurlar açısından farklılık bulunduğu, cezai sorumluluk için kasti veya ihmali bir davranış biçiminin gerçekleşmesi gerekli olduğu, özel hukuk da ise her zaman kasıt ve kusur unsurlarının bulunmasının zorunlu olmadığı, gerek yürürlükten kalkan BK’nun 53. maddesi ve gerekse yürürlükte bulunan TBK’nun 74 maddesi gereğince hukuk hakiminin ceza davasında saptanmış kusur oranlarıyla bağlı olmadığı ceza davasında tespit edilen maddi olgularla bağlı olacağı, görülmekte olan bu dava açısından da bu maddi olgunun, sigortalının iş yerinde çalıştığı sırada aynı işyerinde çalışan bir başka işçi ile çıkan kavga sonucu ölümü ile sınırlı olduğu, göz ardı edilerek, ceza yargılamasında davacılar murisinin tahriki ile olayın
-meydana geldiğinden bahisle kazalının ¼ kusurlu kabul edilerek maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2008 gün 2008/21-556E ve 2008/532K sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Yapılacak iş, işçi sağlığı iş güvenliği konularında uzman bilirkişilerden, İş Kanununun 77.maddesi ile tüzük hükümleri göz önünde tutularak yöntemince rapor alınmak, alınan rapor, mevcut delillerle birlikte değerlendirmek ve buna göre karar verilmekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle kusurun aidiyet ve oranlarına ilişkin rapor alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacılar ile davalı … davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre temyiz edenlerin sair temyiz itirazların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar düzeltme harcının istek halinde davacıya iadesine, 24.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.