Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2017/431 E. 2020/5625 K. 03.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/431
KARAR NO : 2020/5625
KARAR TARİHİ : 03.11.2020

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUKMAHKEMESİ

Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 03.11.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalılar … vd. vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Asıl ve birleştirilen davalar, hukuki ehliyetsizlik, hata ve hile nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, asıl ve birleşen davalarda; kayden maliki oldukları 442 parsel sayılı taşınmazı emlakçı davalı …’in müşteri olarak getirdiği …’e satışı konusunda anlaştıklarını, bu amaçla tapu müdürlüğüne gittiklerinde hata ve hile sonucu 442 sayılı parsel yanında 446 parsel sayılı taşınmazın da davalı … oğlu diğer davalı …’ye satış suretiyle devrinin sağlandığını, yaşlı olup kendi iradeleri ile işlem yapma ehliyetlerinin bulunmadığını, 446 sayılı parselin satış bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, dava konusu 446 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalılar, çekişmeli taşınmazın bedel karşılığı satın alındığını, davacıların fiil ehliyetlerinin bulunduğunu, hata ve hile iddialarının doğru olmadığını bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı …’in pasif husumetinin bulunmadığı, çekişmeli taşınmazın davalı …’ye temlikinin hile suretiyle olduğu, satış bedelinin ödenmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, Dairece; ‘’ … Davacılar, hata ve hile olgusu yanında, temlik tarihinde hukuki ehliyetlerinin bulunmadığını, kendilerinin hata ve hileye düşürüldüklerini, dava konusu taşınmazın yapılan pay temlikinin geçersiz olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır. Oysa, mahkemece ehliyetsizlik iddiası üzerinde durulmadan sonuca gidilmiştir. Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, 2659 sayılı Yasanın 7 ve 16.maddeleri gereğince Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas Kurulundan rapor alınması, tarafların tüm delillerinin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, hukuki ehliyete haiz olunduğunun saptanması halinde diğer iddialar üzerinde durularak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. ‘’ gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına direnilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunca; ‘’ Somut olaya gelince; mahkemece aslolan kısa kararda yukarıda açıklanan mevzuata uygun hüküm fıkrası oluşturulmamış sadece “eski kararda direnilmesine” denilerek önceki karara atıf yapılmakla yetinilmiştir. Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır. Şu durumda mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmasıdır. Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan kısa kararı usul ve yasaya uygun değildir. Direnme kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir. ‘’ şeklinde gerekçe ile hüküm bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, temlik tarihinde davacıların fiil ehliyetinin bulunduğunun Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporu ile saptandığı, hile iddiasının da kanıtlanamadığı gerekçesiyle davaların reddine karar verilmiştir.
Celp edilen 02.09.2008 tarih ve 26254 yevmiye no’lu resmi senet incelendiğinde; davacılar …, …, … ve …’nin dava dışı 442 sayılı parseldeki 1/8’er paylarını dava dışı Haşim Şen’e, dava konusu 446 sayılı parseldeki 5/24’er paylarını ise davalı …’e satış suretiyle temlik ettikleri, aynı akitte anılan taşınmazlarda dava dışı paydaşların da paylarını Haşim ile Kenan Emre’ye sattıkları, davacıların 442 sayılı parseldeki payları için 750.00’şer TL, 446 sayılı parseldeki payları için de 1.458,00’şer TL satış bedeli gösterildiği kayda dayalı tespit edilmiştir.
Asıl davanın davacıları … 1934 doğumlu, … 1928 doğumlu, … 1927 doğumlu ve birleştirilen davanın davacısı … 1939 doğumlu olup, Haydarpaşa … Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği’nin 21.07.2010 tarihli sağlık kurulu raporları incelendiğinde; …’ün psikiyatri bulgusunda: ‘’ Trafik kazası öyküsü var. Zaman yönelimi bozuk. Hiç eğitim almamış. Güncel olayları bilmiyor. Kardeşlerinin isimlerini söyleyemiyor. Soruların çoğuna unutkanlık diye cevap veriyor ‘’, …’in psikiyatri bulgusunda:‘’ Hafif kognitif yetmezlik. Kardeşlerinin isimlerini zorla saydı. Günleri sayarken zorlanıyor ‘’, …’in psikiyatri bulgusunda: ‘’ Hiç eğitim almamış. Işitme güçlüğü sebebiyle yeterli kooperasyon kurulamıyor. Kardeşlerinin isimlerinin hepsini sayamadı. Kalp ameliyatı sonrası unutkanlıkları arttığını ifade ediliyor. Çocuklarının isimlerini sayamıyor. ‘’ ve …’ın psikiyatri bulgusunda: ‘’ Çocuklarının adlarını unutuyor. Kardeşlerinin sayısını bilmiyor. İsimlerini sayamıyor. Zaman yönelimi bozuk. ‘’ saptamalarının yapıldığı anlaşılmıştır.
1988 doğumlu olan davalı …’in bozma sonrası 01.09.2011 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak annesi … ile babası …’in kaldığı, dava dışı Şermin’in davaya dahil edildiği, yine davacılardan …’in 23.09.2012 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı bıraktığı, tüm mirasçıların davacılar vekiline vekaletname vermek suretiyle davayı takip ettiği, taraf teşkilinin sağlandığı görülmüştür.
Hemen belirtilmelidir ki, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu’nun 22.02.2016 tarih ve 864 / A-B-C-D raporları uyarınca temlik tarihinde davacıların fiil ehliyetine haiz olduğu belirlenmek suretiyle hukuki ehliyetsizlik nedeni yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ne var ki, ehliyetsizlik nedeni yanında irade fesadı haline de ( hata-hile ) dayanılmıştır. Davacıların, dava konusu 446 sayılı parseldeki paylarının devri yönünden iradelerinin sakatlanıp sakatlanmadığı yönünden yapılan incelemede;
Dava konusu 446 sayılı parselin tapu kaydında 1100 m’lik bahçe niteliğinde olduğu, fiili olarak üzerinde 90 m2’lik iki katlı ve iki daireli bir yapı bulunduğu, alınan bilirkişi raporunda anılan yapının yaklaşık yirmi yıllık olduğu, birinci kattaki dairenin boş bulunduğu, arsa ve yapı değerinin toplam 136.240,00 TL, dava konusu payların toplam değerinin ise 113.533,00 TL olduğu belirlenmiştir.
Davacı tanıklarının özetle; davacıların çekişmeli 446 sayılı parseldeki payları satma iradelerinin bulunmadığını, 442 sayılı parseldeki paylarını sattıklarını, davalı …’in emlakçı, diğer davalı …’nin de onun oğlu olduğunu, davacıların para aldıklarını duymadıklarını, 446 sayılı parsel üzerinde … ve oğluna ait yapı bulunduğunu, 442 sayılı parselin satışı konusunda tarafların anlaştıklarını beyan ettikleri, davalı tanıklarının ise dava konusu 446 sayılı parseldeki davacı paylarının satışı hususunda beyanda bulunmadıkları görülmüştür.
Yukarıda yer verilen kayda dayalı tespitler, olgular ve beyanlar ile dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacıların akit tarihinde yaşlı ve eğitimsiz kişiler oldukları, alınan sağlık kurulu raporlarındaki tespitlerin ehliyetsizlik sonucunu doğurmadığı, ancak bu tespitlerin davacıların kandırılabilecek yapıda kişiler olup olmadıkları konusunda önem arz ettiği, davacıların kolay kandırılmaya müsait oldukları, tarafların da kabulünde olduğu üzere dava dışı 442 sayılı parselin satışı hususunda anlaşıldığı, emlakçılık yapan davalı …’in bu durumu fırsat bilerek dava konusu 446 sayılı parseldeki davacıların paylarını da ellerinden aldığı, davacıların 446 sayılı parseldeki paylarını satma iradelerinin bulunmadığı, kaldı ki 446 sayılı parseldeki payları için davacılara gerçek bedel üzerinden herhangi bir ödeme de yapılmadığı, aksinin davalılarca kanıtlanmadığı, temlike rağmen 446 sayılı parsel üzerindeki yapının davacı …’nın oğlu tarafından kullanılmaya devam ettiği gözetildiğinde hile iddiasının kanıtlandığı anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Davacılar vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 01.02.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davacılar vekilleri için 2.540 TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03/11/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY-
Davanın niteliği ve hukuki sürecin seyri bakımından sayın çoğunluk ile aramızda farklı bir düşünce bulunmamaktadır.
Sayın çoğunluktan ayrı düşündüğüm husus; mahkemece verilen direnme kararının usulüne uygun olmadığının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca belirlenerek bu gerekçeyle kararın bozulması üzerine mahkemece direnmeden önceki karara uygun şekilde yeni bir karar verilmesinin mümkün olup olmadğı noktasındadır.
Somut uyuşmazlıkta, mahkeme önceki kararında direnmiştir. Bu direnme usulüne uygun olmadığı için … tarafından “… mahkemece aslolan kısa kararda yukarıda açıklanan mevzuata uygun hüküm fıkrası oluşturulmamış sadece “eski kararda direnilmesine” denilerek önceki karara atıf yapılmakla yetinilmiştir.
Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır.
Şu durumda mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmalıdır.
Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan kısa kararı usul ve yasaya uygun değildir.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bilindiği üzere mahkemeler kısa karara uygun gerekçeli karar yazmak zorundadır. Yazılan gerekçe kısa karara uygun değilse sadece bu sebep dahi usulü bozma sebebidir.
Nitekim yerel mahkeme kısa karar ile önceki kararında direnmiş, ne var ki usulünce bir kısa karar hükmü kurmayarak bozmayla ortadan kalkan önceki kararına atıf yapmakla yetinmiştir. … ise ortada denetlenecek, usulünce bir karar bulunmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Yine bilindiği üzere Yargıtay bozma ilamına uyulması halinde, nasıl ki bozma lehine olan taraf açısından usulü kazanılmış hak doğuyorsa, bozma ilamına direnilmesi halinde de direnme lehine olan taraf açısından usulü kazanılmış hak doğar. Bu durumda verilen direnme kararı …’ ca bozularak ortadan kaldırılmadığı sürece mahkemenin başka bir karar vermesi mümkün olmayacak vermiş ise usulü kazanılmış hakkın ihlali söz konusu olacaktır.
Somut olaya gelince Mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Artık mahkemenin yapması gerken iş …’nca da belirtildiği üzere denetime elverişli bir direnme hükmü kurmak olmalıdır. Bu direnme hükmümün de inceleme mercii Daire olmayıp …’dur.
Yerel mahkemece, …’nun bozma ilamına uyulduğuna göre, bozma gereğince yeni bir direnme hükmü kurulması gerekirken bu gerek yerine getirilmemiş, aksine daha önce direndiği bozma ilamına uygun bir araştırma yaparak bu bozma gereğince davanın reddi yönünde hüküm kurulmuştur.
Sonuç itibariyle, Yerel Mahkemece … kararına uygun bir şekilde direnme kararı yazılarak bu direnme kararının denetimi de …’ ca yapılması gerekirken, usulü kazanılmış hak kuralı ihlal edilerek verilen kararın, Dairece usulden bozulması gerekirken esastan bozulması yönündeki çoğunluk gerekçesine katılmıyorum.