YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3970
KARAR NO : 2020/5710
KARAR TARİHİ : 05.11.2020
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, vasiyetnamenin iptali, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece tapu iptal ve tescil isteklerinin reddine, tenkis isteğinin kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl dava tenkis, birleştirilen 2005/10 Esas sayılı dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, birleştirilen 2004/229 Esas sayılı dava ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı vasiyetnamenin iptali, birleştirilen 2012/122 Esas sayılı dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tescil isteklerine ilişkindir.
Asıl davada davacılar, mirasbırakan …’un mirastan mal kaçırmak amacıyla maliki olduğu, 2047 ve 2049 parsel sayılı taşınmazlarını dava dışı …’ı ara malik kılmak suretiyle davalı oğlu …’e devrettiğini, … 2. Noterliğinin 17.02.1997 tarihli vasiyetnamesi ile de tüm mal varlığını davalı oğlu …’e vasiyet ettiğini, saklı paylarının ihlal edildiğini ileri sürerek tenkise, birleştirilen 2005/10 Esas sayılı davada mirasbırakan …’nin maliki olduğu 844 parsel sayılı taşınmazını dava dışı …’ı ara malik kılmak suretiyle oğlu …’e temlik ettiğini, işlemlerin mirastan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptaline, birleştirilen 2003/229 Esas sayılı davada mirasbırakan …’nin … 2. Noterliğinin 17.02.1997 tarihli vasiyetname ile tüm mal varlığını davalı oğlu …’e bıraktığını, işlem tarihinde murisin tasarruf ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek vasiyetnamenin iptaline, olmadığı takdirde tenkise, birleştirilen 2012/122 Esas sayılı davada ise mirasbırakan …’nin maliki olduğu 844, 1073, 1074, 1301, 1302, 1094, 301, 300, 520, 616, 650, 2047, 2049, 54 ve 1093 parsel sayılı taşınmazlarını satış ve vasiyetname işlemleri ile oğlu …’e devrettiğini, temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, iddiaların yersiz olduğunu belirterek davaların reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, vasiyetnamenin iptali ve tapu iptali isteklerinin reddine, tenkis isteğinin kabulüne ilişkin verilen karar Dairece; “…öncelikle, tapunun iptali isteğinin tescil isteğini kapsamadığı gözetilerek, davacılara tescil davası açmaları için önel verilmesi, açtıkları takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi, ondan sonra muris muvazaasına dayalı iddia yönünden, yukarıdaki ilkeleri kapsar biçimde hükme yeterli bir araştırma yapılması, bu iddia irdelendikten sonra gerektiğinde tenkis isteği yönünden de saklı paylarının ihlal edilip, edilmediğinin belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken muris muvazaası ve tenkis istekleri yönünden eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir…” gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda vasiyetnamenin iptali ile tapu iptali ve tescil isteklerinin reddine, tenkis isteğinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’un maliki olduğu 844 parsel sayılı taşınmazın tamamı 25.10.1996, 2047 ve 2049 parsel sayılı taşınmazlardaki 1/2’şer payını 04.10.1996 tarihinde dava dışı …’a, …’ın da anılan taşınmazları 01.02.1999 tarihinde davalı …’e satış suretiyle devrettiği, … 4. Noterliğinin 17.02.1997 tarihli vasiyetname ile mirasbırakan …’nin maliki ve paydaşı olduğu 54, 301, 300, 520, 616, 650, 1006, 1070, 1074, 1093, 1301, 1302, 1904 parsel sayılı taşınmazlardaki 1/4 payını oğlu …’e vasiyet ettiği, Adli Tıp Kurumunun 12.04.2006 tarihli raporu ile murisin vasiyetnamenin düzenlendiği 17.02.1997 tarihinde hukuki ehliyete haiz olduğunun belirtildiği, 1904 doğumlu murisin 31.05.2003 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak taraflar ile murisin dava dışı kızı … ile kızı …’den olma torunları … ve …’nin kaldıkları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 s. Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 17). Mirasbırakan 01.01.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin, 01.01.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir.
Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir (TMK m.564). Miras bırakanın TMK’nin 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya TMK’nin 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken TMK’nin 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (Sabit Tenkis Oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK m.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki rayice göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak nakdin ödetilmesine karar verilmelidir.
Somut olayda; mahkemece hüküm kurmaya yeterli bir araştırma yapıldığını söyleme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca öncelikle muris muvazaasına konu 844 parsel sayılı taşınmaz açısından değerlendirme yapılması, tanıkların buna göre dinlenilmesi, bunun sonucunda verilecek karara göre tenkis talebi değerlendirilerek bilirkişiden rapor alınması, her davanın ayrı dava olma özelliğini koruduğu gözetilerek birleştirilen dava bakımından ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Öte yadan; davacıların hukuki ehliyetsizlik iddiasına dayalı vasiyetnamenin iptali isteğinin reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.