YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8766
KARAR NO : 2013/12408
KARAR TARİHİ : 01.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı-karşı davalı vekili tarafından, davalı-karşı davacı aleyhine 11.01.2010 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istenmesi; davalı-karşı davacı vekili tarafından davacı-karşı davalı aleyhine 28.01.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın ecrimisil talebinin kabulüne, diğer taleplerinin reddine, tapu iptali ve tescile ilişkin karşı davanın kabulüne dair verilen 29.01.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil isteğine, karşı dava ise Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayalı tapu iptali tescil isteğine ilişkindir.
Davacı-karşı davalı vekili, davalının 2991 parsel sayılı taşınmazına yaptırdığı evin müvekkiline ait 10668 parsel sayılı taşınmaza taşkın şekilde yapıldığını belirterek elatmanın önlenmesine, taşan inşaat kısmının kal’ine ve ecrimisile hükmedilmesini istemiştir.
Davalı-karşı davacı vekili, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu, binanın projeye, kadastro ve harita mühendisinin ölçümlerine uygun olarak yapıldığını ve değerinin arsa değerinden fazla olması ve yıkılma imkanının olmaması nedeniyle binanın oturduğu alana tekabül eden kısmın tapusunun iptali ile müvekkili adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, asıl davada ecrimisil talebinin kabulüne, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, tapu iptali ve tescil isteğine yönelik açılan karşı davanın da kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2 maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup anılan hüküm;
“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1-Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2-Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
3- Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren onbeş gün içerisinde itiraz etmeleri,
yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini, zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan sübjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (Sübjektif koşul)
4- Bu tür davalarda üzerinde önemle durulması gereken diğer bir koşul da halin icabından taşkın inşaatın yıkılması gerekip gerekmediğinin saptanmasıdır. Uygulama ve doktrinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen bu şarttan inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının mukayese edilmesi anlaşılmalıdır. Değer kaybı, sadece taşılan arazinin değerinden ibaret değildir. Bu değerin içinde arazi sahibinin taşılan kısım dışında kalan arazisinin uğrayacağı değer kaybı da vardır. Arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybı uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle Türk Medeni Kanununun 4., Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde en uygun şekilde tespit ve takdir edilmeli, önceden ödenen bedel var ise mahsup edilmek suretiyle arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
5-Aranacak diğer bir koşulda taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşturacak şekilde veya ait olduğu taşınmazla birleştirilerek ifrazen tescilinin mümkün olması koşuludur.
Somut olayda; davacıya ait 10668 parsel sayılı taşınmazın evveliyatının 2989 ve 2990 parsel sayılı taşınmazlar olduğu ve 2989 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 10.05.1984 tarihinde, 2990ve 2991 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitinin 13.06.1986 tarihinde kesinleştiği, mahalli bilirkişi, tanık beyanları ve binaya ilişkin ruhsat verilme tarihi nazara alındığında karşı davacının 2991 parsel sayılı taşınmazına 2002 yılında dava konusu taşkın yapıyı yaptığı anlaşılmıştır. Karşı davacı, taşkın yapıyı kendisine ait taşınmaz ile karşı davalıya ait taşınmazın kadastro tespiti kesinleşip her iki taşınmaz da çapa bağlandıktan sonra yaptığına göre, karşı davacı yararına sübjektif iyiniyet koşulunun gerçekleştiği, başka bir deyişle zeminin kendisine ait olduğu ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket ettiğinden söz edilemez. Açıklanan bu nedenle somut olayda sübjektif iyiniyet koşulu gerçekleşmediğinden tapu iptali ve tescil davasının reddine karar vermek gerekirken kabulü doğru görülmemiştir.
Ayrıca, davada ecrimisil talebi dışında elatmanın önlenmesi ve kal talebi de olduğu halde davadaki taleplerden her biri hakkında ayrı ayrı ve açık şekilde
hüküm kurulması gerekirken, HMK’nın 297/2. maddesine aykırı ve infazda tereddüte neden olacak biçimde hüküm kurulması usul hükümlerine aykırı olduğundan doğru görülmemiş, bu sebeplerle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek yatırana iadesine, 01.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.