Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/5994 E. 2013/18127 K. 11.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5994
KARAR NO : 2013/18127
KARAR TARİHİ : 11.10.2013

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.05.2012 tarih ve 2010/348-2012/364 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili Av…. ile davalılar vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin yüksek kar vaadine güvenerek hisse devir ve kabul sözleşmesi ile 80 adet davalı şirket hissesini satın aldığını, davalı şirketin ortağı haline gelen müvekkilinin davalı şirket yöneticilerinin kasıtlı eylemleri sonucu zarara uğradığını, TTK’da yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu konusunda bir kusur karinesinin kabul edildiğini ileri sürerek, müvekkilinin davalı şirketteki ortaklığının tespitine, şirket yöenticilerinin eylemleri nedeniyle şirket zarar ettiğinden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL’nin davalılardan tahsiline, devir tarihi itibariyle hisslerin nominal değerinin üzerindeki tutarın iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 11.03.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile hisselerin nominal değerinin üzerindeki 40.383 TL’nin tahsilini istemiştir.
Davalılar vekili, davacının müvekkili şirketin ortağı olduğunu, bu ortaklığın mevzuata uygun geçerli bir ortaklık niteliğinde bulunduğunu, müvekkili şirketin Sermaye Piyasası Kurulu kaydında olan, bu kurul ve diğer ilgili tüm resmi makamlar ile özel denetçiler tarafından faaliyetleri denetlenen çok ortaklı halka açık anonim şirket olduğunu, TTK’nun 329. ve 405. maddeleri gereğince anonim şirket ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerini, müvekkili şirketin tasfiye halinde olmadığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların yüksek kar payı verme ve her istenildiğinde geri alınması vaadi ile davacıdan para aldıkları, davalıların eylemlerinin nitelikli dolandırıcılık vasfında olduğu, bu itibarla geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığı, her ne kadar davacı tarafça ortaklık payının tespiti talep edilmiş ise de açıklanan nedenle davacının ortak olmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 40.383 TL’nin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, ortaklığın tespitine ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının davalı şirkete ortak olduğunun ve ortaklık payının tespiti, davalı şirket yöneticilerinin eylemleri dolayısıyla şirketin zarar etmesi nedeniyle uğranılan zararın ve şirket hisselerinin nominal bedelinin üzerinde alınan bedelin tahsili istemlerine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece davalıların eylemi nitelikli dolandırıcılık olarak değerlendirilmek suretiyle ve taraflar arasında ortaklık ilişkisinin kurulmadığı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, mahkemece yapılan değerlendirme dosya kapsamı ile uyumlu bulunmamaktadır. Zira, davacı taraf davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürerek ortaklığının ve ortaklık payının tespitini istemiş, davalı taraf da davacının davalı şirketin ortağı olduğunu kabul etmiştir. Gerek dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nun 74. maddesinde, gerekse dava sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 26. maddesinde, hakimin tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı bulunduğu ve talepten fazlasına ya da başka bir şeye karar veremeyeceği hüküm altına alınmış olup mahkemece bu ilke gözetilmemiştir. Öte yandan, davacının tazminat talebi de davalı şirket yöneticilerinin kasıtlı eylemleri sonucu şirketin zarara uğramasına dayalı olup bu talep de niteliği itibariyle 6762 sayılı TTK’nun 309. ve 336 maddeleri uyarınca açılması mümkün bulunan sorumluluk davasına tekabül etmektedir. Bilindiği üzere 6762 sayılı TTK’nun 336. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylemleri doğrudan zarara yol açmışsa, yani bu eylemler sonunda yöneticiler, ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan azalmaya yol açmışsa bu zararı veren yöneticilere karşı zarar gören adına tazmin istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolayısı ile, yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalmaya yol açmışsa, TTK’nın 340’ıncı maddesi yollamasıyla, aynı Yasa’nın 309’uncu maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir. O halde, mahkemece davanın açıklanan ilkeler ve davacının talebi çerçevesinde değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalılar yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.